Sığınmacı krizi ve Avrupa’nın yeni çözümü
Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgelerinde 2011 yılında patlak veren halk hareketleri ve dayatılan krizlerden sonraki gelişmeler ve sonuçta Batılı devletler ve bölgedeki Arap müttefiklerinin bu gelişmelerden nemalanma ve kendi hedeflerine ulaşma çabaları Irak ve Suriye gibi bazı bölge ülkelerinde ciddi insani krizlere yol açtı.
Gerçekte Batılı devletler ve bölgedeki gerici Arap müttefikleri Suriye ve Irak’ta tekfirci IŞİD terör örgütü gibi bir çok terör örgütünü kurup besleyerek Suriye’nin yasal yönetimini devirmek gibi şom hedeflerine ulaşmaya çalıştı. Bu durum Suriye’yi iç savaşa sürükledi ve doğal olarak milyonlarca Suriyeli vatandaşı mülteci durumuna düşürdü. Bu insanlar zorunlu olarak Türkiye, Ürdün ve Lübnan gibi komşu ülkelere sığınmaya başladı. IŞİD’in kuruluş sürecine değinen Alman uzman Peter Neumann şöyle diyor: Suriye’de yaşanan bu gelişmenin etkileri uzun yıllar devam edecektir.
Öte yandan tekfirci IŞİD terör örgütünün 2014 yılında Irak’ın önemli bir bölümünü işgal etmesi de işgal altında bulunan topraklarda yaşayan yüz binlerce Iraklı vatandaşı mülteci durumuna düştü. Bu gelişmeler zamanla insani bir fenomen olan sığınmacı krizine yol açtı. Böylece bu iki ülkeden ve ardından Afganistan ve bazı Afrika ülkelerinden milyonlarca insan yaşadıkları vahim durumdan ve savaş ve katliamlardan kaçmak için büyük kitleler halinde Türkiye ve Akdeniz üzerinden Avrupa kıtasının yolunu tuttu, öyle ki son bir kaç yılda milyonlarca sığınmacı ve illegal göçmen Avrupa kapılarına dayandı.
Bu arada sığınmacı krizinin yayılması diğer iktisadi ve siyasi krizlere eklenerek AB’yi son yıllarda ciddi sıkıntılarla karşı karşıya getirdi ve sonuçta AB liderleri arasında ihtilafların tırmanmasına sebebiyet verdi.
Gerçekte Avrupa’nın bu soruna karşı duyarsızlığı sığınmacı krizinin insani ve sosyal boyutlarını iyice tırmandırdı, öyle ki hali hazırda savaş ve yoksulluktan kaçan ve daha iyi bir hayat umuduyla Avrupa kıtasına gelen sığınmacılar en kötü şartlar altında perişan bir hayat sürdürüyor.
Öte yandan Avrupa’nın radikal sağ örgütlerinin bu krizden siyasi açıdan nemalanmaya çalışmaları ve popülist sloganları ileri sürmeleri de Avrupa toplumlarında sığınmacı karşıtlığını körükledi.
Alman yazar Jagoda Mariniç’in belirttiğine göre Almanya toplumunda yabancılara karşı duyulan korku aslında medyanın yabancılardan sunduğu görüntüden kaynaklanıyor.
Gerçekte sığınmacı krizinin kökleri Batı’nın terör ve yoksullukla mücadelede izlediği çifte standart tutuma dayanıyor. Son on yılda ise Avrupa sığınmacı krizinin çözümünde adeta sınıfta kaldığı gözleniyor. Öte yandan sığınmacı ve illegal göçmenlerin doğurduğu krizin boyutları ve sürekliliği ve ayrıca AB üyesi ülkelerin çelişkili tutumları bu sorunu AB için büyük bir krize dönüştürdüğü anlaşılıyor.
Avrupa kıtasının yolunu tutan sığınmacı sayısının yüksek olması esasen bu insanları Avrupa ülkelerinde uygun yaşam alanlarına yerleştirmeyi çözümsüz bir sorun haline getirmiş bulunuyor.
Siyaset meseleleri uzmanı Martin Pelvim, sığınmacı krizi Avrupa topraklarına çok sayıda sığınmacının girmesinden önce ve bundan ziyade Avrupalı yetkililerin yönetim ve politika üretme krizi olduğunu belirtiyor.
Bu durum AB liderlerinin Haziran 2018’in sonlarına doğru Brüksel’de düzenledikleri zirvede sığınmacı krizi liderlerin tartıştığı konuların başında yer almasına yol açtı.
Aslında AB’nin ağır topları sığınmacı krizine çözüm bulma konusuna öncelik vermeleri iki önemli etkene bağlıdır. Birincisi, İtalya’da radikal sağ koalisyonu iktidarın başına geçmesi ve ilk önceliğini de illegal sığınmacılar ve göçmenlerle mücadele etme şeklinde belirlemesidir. İkinci etken, Almanya’da koalisyon hükümetinde Başbakan Angela Merkel’le içişleri Bakanı arasında illegal sığınmacılar ve göçmenlerle nasıl karşılaşılacağı konusunda anlaşmazlık yaşanmasıdır.
AB liderleri Brüksel’de düzenledikleri son zirvede on saat süren sıkı pazarlıkların ardından göç politikaları konusunda anlaşmaya vardılar. Avrupa komisyonu Başkanı Donald Tusk 29 Haziran 2018’de yaptığı açıklamada AB’nin 28 üye ülkesinin liderleri göç politikası konusunda anlaşmaya vardıklarını açıkladı. Tusk açıklamasını şöyle sürdürdü: Biz anlaşmaya varabildik, ancak sahadaki çalışmalar başlayınca, anlaşmaya varmak bu sürecin en kolay bölümü olduğu anlaşılacaktır. Bu yüzden şimdilik herhangi bir başarıdan söz etmek için çok erken olduğunu düşünüyorum.
AB liderlerinin anlaşmasına göre bundan böyle göçmenlerin yerleştirilmesi için Avrupa dışında bazı mekanlar öngörülüyor. Yine AB ülkelerine göç edenlerin kontrol edilebilmeleri için bazı merkezler kurulacak. AB sınırlarının takviye edilmesi ve Libya sahil muhafaza birliğine yardım etmek, anlaşmanın diğer bazı maddeleridir. Yine Avrupa’ya gelen sığınmacılara karşı ortak sorumluluk, Avrupa’nın Afrika’daki yardım fonuna 500 milyon avro tahsis etmek ve sığınmacılar için gönüllü iskan merkezleri oluşturmak, anlaşmanın eksen noktalarından bazılarıdır.
AB liderlerinin anlaşmasına göre İtalya topraklarına gelenler gerçekte Avrupa kıtasına gelmiş sayılacak ve Akdeniz sularına giren tüm gemiler ve özellikle özel gemiler göç yasalarına uyacak ve Libya’nın salih muhafaza birliğinin uygulamalarına karışmayacak.
Böylece Afrika kıtasından Avrupa kıtasına illegal bir şekilde göç etmek isteyen insanlar ilkin AB sınırlarının dışında bir ülkede bekletilecek ve daha sonra dosyaları incelenecek.
Ancak AB liderlerinin bu anlaşması, bazı menfi tepkilerine yol açtı. Sınır tanımayan doktorlar örgütü, AB liderlerinin göç yasası üzerinde vardıkları anlaşmayı yayımladığı bildiride kınayarak şu ifadeye yer verdi: AB liderleri en başta illegal göçmenlerin Avrupa topraklarına ulaşmalarını ve özellikle sığınmacılara yönelik yardım ve kurtarma operasyonlarını engellemeyi amaçlayan bir anlaşmaya imza attılar.
Avrupa parlamentosu Başkanı Antonio Tacani, Akdeniz güzergahının kapatılması göçmen krizi çözümünün en temel yollarından biri olduğunu belirtiyor. Tacani, Akdeniz güzergahının kapatılması en az 6 milyar avro bütçe gerektirdiğini ve AB bundan başka uygun bir strateji geliştirerek Fas, Tunus ve Cezayir ülkeleri ile Akdeniz’e giriş kapıları olarak gerekli teamüllerde bulunması gerektiğini vurguluyor. Ancak buna karşın beş Kuzey Afrika ülkesi olan Mısır, Tunus, Libya, Cezayir ve Fas yönetimleri AB liderlerinin bu ülkede Afrikalı sığınmacılar için geçici kamp kurma önerisine karşı çıktı.
Afrika ülkeleri AB liderlerinin bu anlaşması ülkelerin bağımsızlık ilkesine ve uluslararası yasalara aykırı olduğunu belirtiyor. Üstelik bu önerinin uygulanmasında da bir çok muğlak nokta bulunduğu anlaşılıyor. Bu şartlarda ve özellikle İtalya yönetiminin Akdeniz’den gelen sığınmacı teknelerini kabul etmeyi reddettiği bir sırada, Almanya ve Fransa liderleri Merkel ve Macron’un çabaları ve AB liderlerinin son Brüksel zirvesi pratikte sığınmacı krizine çözüm getiremediği ve sırf sığınmacıları daha zor şartların altına sürüklediği ifade ediliyor.
Sığınmacı krizi ve bu krize karşı nasıl tepki verilmesi meselesi, başta Almanya olmak üzere bazı AB ülkelerinde iç anlaşmazlıkları da tetiklediği gözleniyor. Almanya’da göç yasaları üzerine yaşanan anlaşmazlık Berlin yönetimi için ciddi sorunlara yol açtı. Almanya içişleri Bakanı Horst Seehofer Başbakan Angela Merkel ile bu konu üzerinde görüş ayrılığı yüzünden görevinden istifa edeceğini açıkladı. Almanya yönetiminde istifa krizi Merkel ve Seehofer’in görüşmelerinin ardından görecede yatıştı. Seehofer Almanya Başbakanı Merkel ile çok sıkı bir müzakerenin ardından istifa kararından vaz geçtiğini açıkladı.
Buna karşın Almanya’nın dışişleri eski Bakanı Zigmar Gabrial’in belirttiğine göre Alman Başbakanı Merkel’le içişleri Bakanı Seehofer’le anlaşmazlık yaşaması, Almanya için ciddi bir tehdit sayılıyor. Seehofer Merkel’in son AB liderler zirvesinde üzerinde anlaşmaya vardıklarını iddia ettiği göç anlaşması etkili bir anlaşma olmadığını savunuyor.
Bu arada Fransa Cumhurbaşkanı Macron da ülkesinin Macaristan büyükelçisi Eric Fornie’nin Macaristan Başbakanı Viktor Urban’ın göçmen karşıtı politikalarına destek vermesi medyaya yansıdıktan sonra büyükelçiyi görevden aldı.
Ancak Macaristan Başbakanı Urban, Fransa’nın görevden alınan büyükelçisi Furnie’yi göçmenlerle mücadelede simge ilan etti ve medyada kendisine yöneltilen suçlamaları da medyanın uydurma iddiaları niteledi. Oysa Fransa Cumhurbaşkanı Macron şimdiye kadar bir çok kez Urban ve Doğu Avrupa’nın diğer liderlerinin sığınmacıları kabul etmeme politikalarını eleştirmiş ve onları Avrupa değerlerini gözardı etmekle suçlamıştı.
Aslında Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgelerinden gelen illegal göçmen krizi ile karşı karşıya bulunan Avrupa ülkeleri bu soruna karşı çelişkili ve riyakar bir tutum sergiliyor. Bu durum aynı zamanda Avrupalıların insan hakları meselesine karşı çifte standart tutumlarının bir başka örneğidir. Avrupa ülkeleri kendi çıkarları için tüm insani ilkeleri hiçe sayıyor. Bu ülkeler sığınmacıların yeniden 28 AB ülkesi arasında paylaşmakla başta Libya olmak üzere Afrika kıtasında insan kaçakçılığı ile mücadele ettiklerini iddia ediyor.
Oysa AB liderlerinin yeni politikası şimdiden menfi tesirlerini göstermeye başladığı anlaşılıyor. Geçenlerde Libya’dan İtalya sahillerine ulaşmak isteyen 120 kadar illegal göçmen İtalya yönetiminin sığınmacıları taşıyan tekneyi engellemesi yüzünden denizde boğularak hayatını kaybetti.
Öte yandan sığınmacı krizi konusunda AB’nin Doğu ve Batı kutupları arasında ciddi çatlak yaşanıyor. Doğu Avrupa ülkeleri illegal göçmenlerin ve sığınmacıların kabul edilmesine esas itibarı ile karşı çıkarken, Batı Avrupa ülkeleri bu konunun kuralların çerçevesinde ele alınmasını istiyor. Bu durum ise AB içinde çatlağı daha da derinleştirdiği anlaşılıyor.