Atlas okyanusunun iki kıyısı arasındaki ilişkiler üzerine
Atlas okyanusunun iki kıyısında yer alan Avrupa ve Amerika arasındaki ilişkiler soğuk savaş ve soğuk savaş sonrası dönemlerde sürekli çeşitli alanlarda ittifak ve ortaklık temelinde gelişmiştir.
Ancak son zamanlarda Amerika’da Donald Trump’ın yeni Başkan olarak 20 Ocak 2017’de beyaz saraya yerleşmesinden sonra bu ilişkilerin mahiyeti değişmeye başladı ve şimdilerde açık husumete dönüşmeye başladı.
Amerika Başkanı Donald Trump’ın eğilimleri, politikaları ve icraatı, Amerika tarafından anormal ve dünya karşıtı siyasetlerden yeni bir dönemin başlangıcı olarak telakki ediliyor. ABD Başkanı Trump “önce Amerika” sloganı doğrultusunda başka ülkelerin görüşlerini ve çıkarlarını hiçe sayarak sırf Amerika’nın çıkarlarına ve hedeflerine öncelik vermenin yanında Washington yönetiminin tek yanlı ve ben eksenli siyasetleri Amerika’yı rakiplerine karşı daha güçlü ve üstün komuna getireceğine inanıyor.
Amerika Başkanı Trump tek yanlı politikalarını ve tamamen despot tutumu sürdürerek kendi eğilimlerini ve isteklerini Washington’un Avrupalı ortaklarına dayatmak istiyor. Bu durum ise Atlas okyanusunun iki kıyısında yer alan Avrupa ve Amerika arasındaki ilişkilerini adeta çıkmaza süreklediği anlaşılıyor. Gerçekte bu ilişkiler tarihin hiç bir diliminde bu kadar ayrışmaya ve çatlaklara şahit olmamıştı.
Şimdi ise Atlas okyanusunun iki kıyısında yer alan Avrupa ve Amerika arasındaki ilişkilerin Amerika’nın Bercam nükleer anlaşmasından çekilmesi ve yine Avrupa’ya karşı ticari savaş açması ve Avrupalı tarafların da bu savaşa tepki vermesinin etkisi altında cereyan ediyor.
ABD Başkanı Trump ayrıca şimdiye kadar bir çok kez Avrupa ülkelerini NATO’da üstlendikleri mali yükümlülüklerin yetersizliği yüzünden serzeniş etti ve aynı zamanda Paris iklim anlaşmasından da çekilerek Avrupa liderlerinin rencide olmaları ve kendisini sert bir dille eleştirmelerine zemin oluşturmuştur. Özellikli Trump’ın 8 Mayıs 2018’de Bercam nükleer anlaşmasından çekildiğini açıklaması, tamamen AB ülkeleri ve AB troykasının isteklerine aykırı bir hareket olmuştur.
Şimdi ise Avrupa’nın bir çok anlaşmazlık yaşadığı Amerika karşısında durması Bercam nükleer anlaşmasını korumak istediklerini ve İran ile ticari ve iktisadi ve bankacılık ilişkilerini sürdürmekte kararlı olduklarını beyan etmeleri şekilde gündeme gelmiş bulunuyor. Siyaset meseleleri uzmanı Herman Tertsch, Avrupa liderleri Amerika’nın İran’a yaptırım tehditlerine karşın İran İslam Cumhuriyeti’ne destek vereceklerini belirterek şöyle diyor: Avrupa liderleri Trump’ın yanında oturmaktan İran gibi bir ülkeyi kucaklamanın daha iyi olacağını düşünüyor.
Amerika Başkanı Trump’ın sırf Amerika ve çıkarlarına asalet tanıması başta Avrupalı ortakları olmak üzere uluslararası camiada hakim olan konsensüse aykırı tutumların ortaya çıkmasına yol açtığı anlaşılıyor. Avrupa komisyonu Başkanı Jean Claud Junker bu konuda şöyle diyor: Trump’ın önce Amerika düşüncesi Amerika’nın inzivaya itilmesine yol açmış bulunuyor, üstelik Trump politikalarını izlerken yine kendisine özel olan blöf, zorbalık ve şantaj gibi anormal yöntemlere başvuruyor.
Aslında Amerika Başkanı Trump’ın anlaşmazlıkları sadece Avrupalı ortakları ile de sınırlı değildir, nitekim popülist Trump’ın ticaret alanında aşırı talepleri ve Amerika’nın iç ekonomisine açık destek vermesi ve rakiplerinden ithal ettiği ürünlere ağır tarifeler uygulaması, dünya genelinde bir nevi küresel ittifakın Trump ve ABD aleyhinde şekillenmesine yol açtığı anlaşılıyor.
Öte yandan ABD Başkanı Trump’ın Brüksel’de NATO liderler zirvesine katılması ve ardından İngiltere’yi ziyaret etmesi Trump için bir nevi açık hezimet oldu. Zira Trump’ın talepleri NATO zirvesinde liderlerce reddedildiği gibi İngiltere de halk ve STK’lar ve insan hakları örgütleri ve savaş karşıtı grupların görülmemiş düzeyde muhalefetleri ile karşılandı ki bu da Avrupa halkının Trump ve politikalarına açıkça karşı olduğunu ortaya koydu. Bu yüzden Trump’ın Avrupa seyahatinde ister NATO zirvesi ister Londra temaslarında olumsuz tepkilerle karşılaştığında AB karşısında daha sert tutumlar izlemeye başlaması beklendi.
Atlas okyanusunun iki kıyısı arasında en önemli anlaşmazlık konusu savunma ve güvenlik alanlarıyla ilgilidir. ABD Başkanı Trump 2016 başkanlık seçim kampanyaları sırasında NATO paktını tarihi geçmiş bayat bir kurum olarak nitelemişti. Trump beyaz saraya girdikten sonra da bu paktı askeri bütçesini arttırmak için büyük baskı altına almaya başladı. Trump bu konuda şu açıklamayı da yaptı: Biz artık daha fazla Avrupa’nın güvenliğini temin etmek için para harcayamayacağız. NATO üyeleri adil olmayan şimdiki duruma son vermeli ve kendi güvenliklerinin bedelini ödemelidir.
Ancak ABD Başkanı Trump’ın bu talebi Avrupalı liderlerin pek de olumlu sayılmayan tepkileri ile karşılaştı. Gerçi NATO genel sekreteri Jens Stoltenberg, NATO üyeleri Trump’ın talebi üzerine askeri bütçelerini arttırma konusunda anlaşmaya vardıklarını açıkladı, ama yine de Trump’ın talep ettiği artış miktarı ve ayrıca zamanlaması başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerince kabul edilmediği anlaşılıyor.
Avrupa liderleri ABD Başkanı Trump’ın tek yanlı tutumu ve başına buyruk hareketlerinden şiddetle öfke duyuyor ve bu durumun bu şekilde devam edemeyeceğini savunuyor. Avrupa konseyi Başkanı Donald Tusk, AB ile NATO arasında yeni bir anlaşmanın imza töreninde yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: Uzun süredir hemen hemen her gün Avrupa’yı eleştiren Amerika Başkanı Trump’a bir mesaj vermek istiyorum. Amerika Avrupa’dan daha iyi müttefiki yoktur ve olmayacaktır. Avrupa’nın savunma alanına ayırdığı bütçesi Rusya’nın bütçesinden daha fazla ve Çin’in savunma bütçesine eşittir. Sevgili Amerika! Müttefiklerinin kıymetini bil, zira gerçek şu ki pek fazla müttefikin de yok zaten!
Ancak ABD Başkanı Donald Trump Avrupa konseyi Başkanı Donald Tusk’un sözlerini reddederek Amerika’nın bir çok müttefiki olduğunu iddia etti. Şimdiye kadar görülmemiş bu söz düellosu, Washington Brüksel hattında gerginliğin iyice tırmandığını gösteriyor. Avrupa konseyi Başkanı Tusk açıklamasında Amerika devleti Trump yönetimi döneminde sergilediği tutumla her geçen gün biraz daha dünyada münzevi olduğuna ve artık Amerika’nın pek fazla müttefiki kalmadığına işaret ediyor.
Amerika Başkanı Trump bununla da yetinmedi ve en son yaptığı bir açıklamasında AB’den Amerika’nın düşmanı olarak söz etti ve ardından bir kez daha Rusya ve Çin’i de Amerika’nın düşmanları niteledi. Trump şöyle dedi: AB düşmandır, ticarette yaptıkları yüzünden, Rusya da belli açılardan düşmandır, Çin de iktisadi açıdan ABD’nin düşmanıdır.
Gerçi AB ve ABD arasındaki ilişkiler son aylarda bir çok gerginliğe sahne oldu, fakat Trump’ın bu son açıklaması, AB hakkında en açık ve en sert tutumuydu. Böylece Trump yetmiş yıl süren Atlas okyanusunun iki kıyısı arasındaki ittifakın ardından Avrupa’yı Amerika’nın düşmanları listesine aldı. Trump hatta İngiltere Başbakanı May’le görüşmesinde de tefrika yaratan bir tutum sergileyerek May’dan AB ile müzakere etmek yerine bu birliğin aleyhine dava açmasını istedi.
ABD Başkanı Trump’ın bu tutumuna karşı geçtiğimiz günlerde bir çok kez açıkça Trump’ı eleştiren Avrupa konseyi Başkanı Donald Tusk ise Trump’ın yalan iddiaları yaymakla suçladı. Tusk twitter hesabında şu notu düştü: ABD ve ABD en iyi dostlardır. Kim bunlar birbirinin düşmanı diyorsa, yalan ve çakma haber yaymaktadır.
Tusk iki hafta önce de Amerika’nın pek fazla müttefiki olmadığını belirterek Trump’tan müttefiklerinin kıymetini bilmesini istemiş ve ABD’nin AB’den daha iyi bir müttefik bulamayacağını vurgulamıştı.
Trump’ın sözlerine bir tepki de Avrupa Birliği Dış Politika Sorumlusu Federica Mogherini’den geldi. Mogherini, Trump’ın AB’yi düşman ilan ettiği sözlerine gösterdiği tepkide, Avrupalılar Amerika’yı dost bildiklerini ve bu gerçek Amerika’da iktidarların değişmesi ile değişmeyeceğini vurguladı.
Amerika ve Avrupa ikinci dünya savaşından sonra Atlas okyanusunun iki kıyısında yer alan iki müttefik gibi hareket etmeye çalışmalarına karşın Amerika’da Trump Başkan seçildikten sonra tüm siyasi denklemlerin altüst olduğu ve Trump’ın sergilediği tutum Avrupalı yetkilileri derinden kaygılandırmaya başladığı anlaşılıyor. Gerçekte bir çok Avrupalı yetkili, Trump’ın sergilediği tutum, içinde dost düşmanın fark etmediği ve uluslararası düzenin kuralları hiçe sayıldığı yeni bir Amerikan modelini temsil ettiğine inanıyor.
Burada önemli olan konu, ABD Başkanı Trump’ın Avrupa’ya karşı tutumu kişisel bir tutum mu, yoksa Amerika’da Trump’ın temsil ettiği ve Washington’un başta AB ile ilişkiler olmak üzere dış ilişkilerini yeniden gözden geçirmek isteyen bir akımın tutumu mu, konusudur.
Almanya’nın dışişleri eski Bakanı Zigmar Gabrial bu konuda şöyle diyor: Amerika’nın uluslararası rolünden geri adım atması sadece bir Başkan yüzünden değildir. Bu köklü bir değişimdir ve gelecek seçimlerden sonra da değişmeyecektir.
Bir başka ifade ile, Avrupa liderleri bundan böyle farklı bir Amerika ile karşı karşıya olduklarını düşünüyor. Bu yeni Amerika Avrupa’ya destek rolünü büyük ölçüde bir kenara bırakmış ve artık Trump’ın ticaret temelinde belirlediği dış politika çerçevesinde hareket edecektir. Gerçekte şimdi Washington Avrupalı ortaklarından tamamen Amerika’nın siyasetlerini ve isteklerini izlemelerini ve ayrıca Amerika’nın müttefikleri için yaptığı her uygulamanın mali bedelini karşılamalarını istiyor. Üstelik Trump Avrupalı müttefiklerinden bundan böyle kendi güvenliklerini temin etme sürecinde de esas rolü ifa etmelerini ve Amerika’nın katılımının bedelini üstlenmelerini de istiyor.
Her halükarda görünen o ki Atlas okyanusunun iki kıyısı arasındaki ilişkiler her geçen gün biraz daha geriliyor ve anlaşmazlıklar zaman geçtikçe daha derinleşiyor. Bu arada Avrupa liderleri ABD Başkanı Trump’ın tutumunu ölçüsüz, mantıksız ve sonuçta Batı ittifakının zararına olduğuna inandıkları da belirtilmelidir.