Myanmar’da müslümanlara dayatılan soykırım - 9
Bugünkü sohbetimizde Myanmar’da krizin köklerini bir araya toplayarak bir değerlendirme yapmak istiyoruz.
Hatırlanacağı üzere geçen bölümlerde Myanmar krizinin yapısı ve tarihini gözden geçirdik ve bu ülkenin siyasi şartları çok özel karmaşıklığı olan bir durum olduğunu ve bu şartları daha da karmaşık hale getiren şeyin de Myanmar’da siyasi kanatla askeri kanat arasında iktidar üzerinde şiddetli rekabetler olduğunu, iki taraf görecede siyasi kalıpta ve özel hedeflerle karşı karşıya geldiklerini ve iç arenada iktidar savaşı ile uğraştıklarını anlattık.
Myanmar’da iç iktidar savaşı 1988 yılında bayan Ang San Suchi demokrasi için milli birlik partisini kurduğunda ve ordu generalleri ile mücadeleye başladığında daha kronik aşamaya geldi. İç ve dış arenalardan baskı altına alınan generaller emekli General Tin Sin liderliğinde dayanışma ve kalkınma birliği adı altında bir siyasi parti kurdular ve genel seçimlerin sonuçlarını gözardı ederek kendilerini seçimlerin kazanan tarafı ilan ettiler. Ancak buna karşın iktidar savaşı son bulmadı ve bayan Suchi’nin ev hapsinde tutulması ve 2015 yılında yeniden genel seçimlerin düzenlenmesi için şartların hazırlanması noktasına kadar devam etti. Bu süre içerisinde Myanmarlı askerler Myanmar parlamentosunda sandalyelerin yüzde 25 kadarını kendilerine tahsis etmek gibi tedbirlerle konumlarını görecede yasal bir şekilde pekiştirdi.
Gerçekte Myanmar’da iç şartların önemi ve generallerle siyasi kanat arasında iktidar savaşının sürmesinin önemi, her iki tarafın her halükarda Rohingyalı Müslümanlara karşı düşmanlık konusunda aynı politikaları izliyor olması ve budist çoğunluğun oylarını kaybetmemek için Rohingyalı Müslümanlara karşı sert bir tutum izlemeleridir.
Myanmar’da siyasi ve askeri kanatların Rohingyalı Müslümanlara karşı sert ve bir ölçüde aynı tutumu ortaya koyan iktidar savaşı ve iç gelişmelerin yanı sıra bir başka önemli gerçek, bölgesel düzeyde Hindistan ve Çin gibi Myanmar’da tarihi ve geleneksel yabancı güçlerin rekabetleridir ve uluslararası düzeyde de Amerika ile Çin arasındaki rekabetlerdir.
Gerçekte Çin yönetimi eski maoculardan oluşan solcu generallerin hamisidir ve Amerika ve Hindistan ise bayan Suchi liderliğindeki siyasi kanada destek veriyor.
Amerika generallerin iktidarı döneminde Myanmar’a yaptırım uyguladı ve BM güvenlik konseyinde ve uluslararası çevrelerde generallere karşı büyük kampanya yürüttü ve kendini Myanmar’da demokrasi ve serbest seçim ve bayan Suchi ve lideri olduğu partinin taraftarı gösterdi. Gerçi Amerika’nın nihai amacı Çin ve Kuzey Kore’nin müttefiki olan generalleri iktidarın başından uzaklaştırmaktı.
Amerika’nın nihai amacını, 50 yılın ardından Amerika’nın ilk Dışişleri Bakanı olarak Myanmar’ı ziyaret eden ABD dönem Dışişleri Bakanı Hillary Clinton hemen hemen açıkça beyan etti ve Amerikalı yatırımcıları Myanmar’da yatırım yapmaya teşvik etme sözü verdi ve onları Myanmar’da daha fazla yatırım yapmaya teşvik edeceğini belirtti.
Daha sonra Amerika dönem Başkanı Obama Myanmar’da insan haklarının feci durumunu gözardı ederek Myanmar’ı ziyaret etti, oysa o sıralarda Myanmar’da dini ve etnik kriz devam ediyordu. Ancak Obama’nın amacı Myanmar’ı Çin ile ittifaktan çıkarmak ve ardından da Myanmar’ın piyasalarını ele geçirmek ve iktisadi hedeflerini gerçekleştirmekti.
Bu süreçte Rohingyalı Müslümanlar için önem arzeden konu, onlara reva görülen zulümlerin gözardı edilmesiydi, nitekim bu ülkenin yönetimi ve askerlerinin dini ve etnik asimilasyonu şiddetle, katliamla ve bu etnik grubun bir bölümünü Rahin eyaletinden ihraç etmekle uygulamak üzere elini açık bırakılmıştı.
Aslında uluslararası camianın Myanmar yönetiminin Rohingyalı Müslümanlara karşı uygulamaları karşısında sessizliği, büyük güçlerin Myanmar’a nüfuz etme yönündeki rekabetleri ile bağlantılı sayılırdı.
Üstelik şartlar devletlerin suskunluğu kamuoyu tarafından sorgulanacak noktaya gelecek kadar kronik olduğunda Amerika ve uluslararası camia bir dizi etkisiz bildiri yayımlamak ve görecede kınamakla Rohingyalı Müslümanlara karşı katliam ve ihraç girişimlerini soykırım seviyesinden düşürmeye ve dini ve etnik ihtilafların sonucu yaşanan hadiseler gibi göstermeye çalışıyordu. Bölgesel düzeyde de Hindistan yönetimi Narendra Mudi liderliğinde sağcı ve dini iktidar döneminde Myanmar yönetiminin yanında yer aldı ve daha önce Hindistan’a sığınan Rohingyalı Müslümanları ihraç edeceğini söyledi.
Her halükarda Rohingyalı Müslüman azınlıkla ilgili gerçeklere ve Myanmar’da dini ve etnik asimilasyon politikasının kurbanı olduklarından elde edilecek sonuç şu ki, iç şartlarda generallerle siyasiler arasında iktidar savaşı, dış şartlarda Çin, ABD ve Hindistan’ın rekabeti, Myanmar merkezi yönetiminin elini Rahin eyaletinde Rohingyalı Müslümanları katliam etmek veya onları ihraç etmekte elini açık bıraktı, Myanmar merkezi yönetimi de bu fırsatı değerlendirdi ve generallerin döneminde resmi politika olarak izlenen dini ve etnik asimilasyon politikasını sürdürmeye başladı ve en iyi şartlarda bu insanların Bangladeş topraklarına sürülmelerini seyretmekle yetinmeye karar verdi.
Myanmar’da ordu tarafından desteklenen radikal bağnaz budist örgütler ise Rahin eyaletinde Rohingyalı Müslümanların evlerini ve tarlalarını ele geçirmek için ve budist rahiflerin Müslümanları öldürmeleri yönünde onlara izin vermeleri durumundan azami derecede yararlanıyor ve daha fazla müslümanı katletmek veya ihraç etmek ve evlerini yakıp yıkmakla onların tarlalarını ele geçiriyor ve böylece Rahin eyaletinde dini ve etnik asimilasyon projesini bir an önce hayata geçirmeye çalışıyor.
Myanmar’da krizin köklerini bir araya toplayarak bir değerlendirme yapacak olursak, bu krize sebep olan etkenleri ırkçılık, ırkçı ayrımcılık, ABD ve Çin’in çıkarları, özel iç şartlar, milli birlik politikası, küresel İslamofobia, butistlerin intikam politikası gibi etkenlerden ibaret olduğu söylenebilir.
Irkçılık konusuna gelince, Myanmar devleti bağımsızlığına kavuştuktan sonra Müslümanlara yönelik asimilasyon politikasını izleyerek bu ülkede halis bir budist devleti kurmaya çalıştı. Budist nüfusu katıksız yapma politikasının sonucunda Müslümanlar budistler tarafından göç etmeye zorlandı, zira bu grubun Myanmar’da nüfuzunun azaltılması amaçlanıyordu.
Myanmar’ın ilk Cumhurbaşkanı olan Unu bu ülkede budist inancını resmi din olarak belirlemekle görevliydi. Unu azledildikten sonra General Vin, ordudaki tüm Müslüman askerleri ihraç etti. Bu arada bu hareketin 1990 yılında Bosna Hersek’te olduğu gibi veya siyonistlerin Filistinlilere karşı uyguladığı gibi Batı ile Myanmar devleti arasında bir nevi perde arkası anlaşmanın sonucu olduğundan kuşku duyulduğu belirtilmelidir.
Amerika ve Çin’in Myanmar’da çıkarlarına elince, bu güçlerin Myanmar’da belli çıkarları olduğu belirtilmelidir, nitekim hepsi de bu yüzden Myanmar’da olup bitenlerin konusunda susmayı tercih ediyor.
Amerika Myanmar kaynaklarına göz dikmiş bulunuyor, Çin ise bu ülkede nüfuzunu arttırma gayretinde.
Amerika Myanmar ve Güneydoğu Asya bölgesindeki diğer ülkeleri kontrol altında tutmak istiyor ve bu ülkeleri siyasi ve iktisadi açılardan kendi nüfuzu altında tutarak Çin’e karşı kullanmaya çalışıyor. Amerika bu hedefine bayan Suchi’nin Batı yandaşı iktidarı ile birlikte daha da yaklaşmış olduğu anlaşılıyor.
Öte yandan Myanmar’da özel iç şartlar da çok etkilidir. 1990 yılında askeri yönetimi zorla seçimleri düzenledi ve bayan Scchi’nin başını çektiği demokrasi için milli birlik partisi zafer kazandı, fakat askerler seçim sonuçlarını iptal etti.
2015 yılında askerler yeniden baskıların sonucunda seçimleri düzenledi ve yine bayan Sochi seçimleri kazanarak iktidarın başına geçti.
Myanmar’da milli vahdet ve birliğe gelince, bu ülkede 135 etnik grubun bulunduğu belirtilmelidir. Myanmar’da Müslümanlar ve Hristiyanlar budistlerden sonra geliyor. Ordu ise kendini milli vahdetin koruyucusu ve güvencesi biliyor ve bu gerekçeye dayanarak kendi sultasını Myanmar toplumuna dayatıyor.
Yine Myanmar’da Müslümanlara yönelik katliamların Batılı devletlerin ve medya organlarının İslam karşıtı propagandaları ve Afganistan’da Taliban örgütünün buda heykellerini tahrip etmesi ve benzeri uygulamaların sonucu olduğu ve bu tür etkenler budistlerin Müslümanlardan intikam alma duygusunu körüklediği de belirtilmelidir.