Amerika'nın Terörizmle Mücadeledeki Ulusal Stratejisi ve İran Aleyhindeki Yeni İthamları
Şom terörizm olayı ve son yirmi yılda geçmişte görülmemiş bir şekilde yayılması özellikle de radikal terörizm kalıbında veya tekfircilik doğrultusunda baş göstermesi dünya ülkelerinin ve özellikle de Ortadoğu ülkelerinin güvenliğindeki büyük bir sorun haline gelmiştir.
Terörizm aynı zamanda Amerika'nın başka ülkelerin içişlerine karışmak ve o ülkeleri işgal etmek için bir bahane oluşturmaktadır.
Amerika'nın dış siyasetinde bir dönüm noktası olan 11 Eylül 2011 olayından sonra Amerika dönem Başkanı G.W.Bush terörizmle mücadele bahanesiyle saldırgan bir yaklaşım doğrultusunda Afganistan ve Irak'a saldırdı. Irak'ın işgali, IŞİD gibi terör örgütlerinin oluşmasına sebep olarak Irak'ta ve Suriye'de birçok cinayetin yapılmasına da zemin hazırladı. Bu sözde terörizmle mücadele dünya savaşında, Irak, Afganistan, Suriye, Libya ve Yemen'de bir milyonu aşkın insan hayatını kaybetti.
Barack Obama başkanlığı döneminde de Amerika'nın sözde terörizme karşı mücadelesi hem askeri sahada İHA'larla yaptığı hava saldırıları şeklinde ve hem başka ülkelerin içişlerine karışmak suretiyle devam etmiştir. Bu doğrultuda Obama döneminde 2011 yılında ilk kez olarak Terörizmle Mücadele İçin Ulusal Strateji adlı bir belge hazırlanıp yayımlandı. Bu belgede Washington, terörizm, terörizm hamileri ve terörizmle mücadeledeki görüşlerini ve yaklaşımını açıklamıştır. Buna rağmen son zamanlardaki bölgesel ve uluslararası gelişmelerden dolayı Trump hükümeti de bu konuda yeni bir belge yayımladı.
Amerika Başkanı Donald Trump 4 Ekim Perşembe günü " Terörizmle Mücadele İçin Ulusal Strateji " yeni belgesini imzaladı. Bu 34 sayfalık strateji belgesinde, radikal terörizm, sözde terörizmin en büyük hamisi İran ve diğer terör biçimleri konuları bu belgenin ana bölümlerini oluşturarak Amerika'yı tehdit eden büyük etkenler olarak belirlenmiştir. Trump bu belgenin imza töreninde Kapsamlı Ortak Eylem Planı adıyla bilinen nükleer anlaşmadan çıkışını bu doğrultuda önemli bir kazanım olarak niteledi. Amerika Başkanı bu törende şunları söyledi:" Ben İran'la yapılan bu dehşet verici anlaşmadaki Amerika varlığına son verdim. Öyle bir anlaşma ki İran'a ve ona bağlı gruplara büyük bir servet hediye edecek böylece İran'ın dünyadaki olumsuz davranışlarının finansmanı kaynağı haline gelecekti.
Trump Terörizmle Mücadele İçin Ulusal Strateji'nin önemine vurgu yaparak bu belgenin önsözünde şöyle yazdı:" Benim hükümetimde, Amerika'nın terörizmle mücadeledeki hızı arttı. Biz büyük milletimizi korumak için Amerika'nın bütün güç aletlerinden yararlanıp düşmanları yeneceğiz."
Bu 34 sayfalık belgede, Amerika'nın terörizmle mücadeledeki stratejisi 6 ana başlık altında şöyle sınıflandırılmıştır:
-Terörizmin kaynağına kadar ulaşıncaya dek takip edilmesi
- Teröristlerin mali, maddi ve teçhizat bakımından hamileriyle olan bağının kesilmesi
-Ülkeyi korumak ve terörizmle mücadelede ABD imkanlarının ve yetkilerinin modernleştirilmesi ve entegrasyonu
- ABD altyapılarının korunması ve hazırlıkların arttırılması
- Radikalizmin yayılması ve üye almasıyla mücadele
- Uluslararası ortakların terörizme karşı mücadelesi için güçlendirilmesi
Neredeyse her gün İran aleyhine yeni tutumlar sergileyen Trump dönemindeki Amerika hükümeti, yine de Terörizmle Mücadele İçin Ulusal Strateji belgesinde İran'ı terörizmin hamisi olarak tanıtmıştır. Bu belgenin başlangıcında Amerika'nın radikal İslamcı terör grupları tehdidiyle karşı karşıya olduğuna değinilerek şöyle bir açıklama yapılmıştır:" Biz ayrıca İran tehditleriyle yani uluslararası şebekede İran piyonlarının ve bu ülkenin terör gruplarını himaye etmesinden dolayı terörizmin en önemli devlet hamisiyle karşı karşıyayız.
Bu belgede Amerika'nın "ilk stratejisi"nin" yalnız Amerika" anlamına gelmediğine değinilerek Amerika'nın sözde İran himayesindeki terör örgütleri ve radikal İslami terörizmle mücadelede uluslararası ortakları yanına alması gerektiği de açıklanmıştır. Bu belgede Lübnan Hizbullah'ı adı İran himayesindeki bir terör örgütü olarak geçmiş ve İran'ın bu gibi gruplarه Irak, Lübnan, Filistin, Suriye ve Yemen'deki nüfuzunu arttırmak ve rakip ülkelerin istikrarsızlaşması yönünde kullandığı iddia edilmiştir.
Amerika Başkanı Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton da bu güvenlik belgesini açıklaması sırasında İran'a saldırmaya uygun bir fırsat bularak İran'ın İslami İnkılap'tan sonra uluslararası terörizmin merkez bankası haline geldiğini iddia etti. Bolton Terörizmle Mücadele İçin Ulusal Strateji güvenlik belgesinin önemli hatlarını açıklaması sırasında şöyle dedi:" Bu stratejinin odak noktasında İran da yer almaktadır. " Amerika Ulusal Güvenlik Danışmanı bakış açısından radikal terör örgütleri Amerika ve çıkarları için en büyük dış tehdit sayılırlar. Terörizmle Mücadele Stratejisinin de hazırlayıcısı olan Bolton, Ulusal Güvenlik Danışmanlığı makamına gelmeden önce defalarca İran'daki yönetimin değişmesi veya İran'a karşı savaş açılmasını istemiş böylece İran karşıtı sert tutumları ve düşmanlığıyla tanınmaktadır. Hem John Bolton'un konuşmalarında ve hem de Amerika'nın Terörizmle Mücadelede Ulusal Strateji yeni belgesinde radikal İslamcı terörizm tabiri kullanılmıştır. Hâlbuki Amerika'nın önceki Başkanı Barack Obama bunun radikal grupların yararına olduğundan yola çıkarak bu tabirin kullanılmamasından yanaydı. Amerika Dışişleri Bakanlığı da yıllık raporlarında sürekli İran'ı küresel terörizmin hamisi devletleri arasında sayar. Amerika Dışişleri Bakanı İran'ı terörizmi destekleyen en büyük devletler arasında sınıflandırmaktadır. 2017 yılında yayımlanan bu raporların birisinde İran ve ona bağlı olan bölgedeki grupların Afganistan, Bahreyn, Irak, Lübnan ve Yemen'deki şiddetin arttırılmasına neden olduğu iddia edilmektedir.
2011 yılında Suriye krizinin başlamasıyla birlikte Amerika Suriye devleti ve Direniş Ekseninin çökertilmesi amacıyla Batı ve Arap Kolalisyonunun başında bulunarak terörist grupları desteklemeye başladı ve İran aleyhine sürekli kararlama kampanyası yürüterek İran'ın teröristlere destek çıktığını iddia etti. Bunlara rağmen İran İslam Cumhuriyeti, İran Anayasası çerçevesinde Lübnan Hizbullah'ı ve Filistin Hamas Hareketi gibi özgürlükçü hareketleri desteklemeyi kendi görevi olduğunu defalarca açıklamıştır. İran, Amerika'yı, Suud Rejimi ve Siyonist Rejim gibi bölgesel ortaklarını bölgedeki terörizmin asıl sponsoru olarak tanımlamış ve Washington'un ve ortaklarının bölgedeki terörizmin yayılması, güvensizliğin ve istikrarsızlığın artmasındaki rollerine vurgu yapmıştır.
John Bolton tarafından Terörizmle Mücadelede en kapsamlı ve en mükemmel strateji olarak nitelendirilen bu belgede Suudi Arabistan ve ortaklarının terörist grupları desteklemesi gerçeğine hiçbir şekilde değinilmemiştir. Aslında şom fenomen terörizmle mücadele etmekte Suudi Arabistan gibi gerici Arap ülkelerinin IŞİD gibi tekfirci terör örgütlerini lojistik, mali ve ideolojik bakımdan desteklemesi Trump hükümeti tarafından tamamen göz ardı edilmiştir. Amerika'nın geniş ticari, iktisadi, askeri ve silah alanındaki işbirlikçisi ve Trump'ın Mayıs 2017 Suudi Arabistan ziyaretinde 110 milyar değerinde imzalanan silah sözleşmelerine imza atan Suudi Arabistan Vahhabilik gibi radikal ideolojilerin oluşup gelişmesinde en büyük paya sahip olmasının yanı sıra Suriye'deki krizin patlak vermesiyle Suriye'nin yasal hükümetini devirmek amacıyla radikal grupları mali ve lojistik bakımdan da desteklemiştir.
Suudi Arabistan tarafından desteklenip propagandası yapılan Vahhabilik gibi radikal ideolojiler, gerçekte IŞİD gibi terörist grupların ideolojik kaynağıdır. Bu gibi terörist gruplar dünyanın her yerinde terör olaylarını gerçekleştirmekten çekinmiyorlar. Halbuki kimi Amerikan medyası da Suudi Arabistan'ın EL Kaide, IŞİD ve Nusra Cephesi gibi terör gruplarının güçlendirilmesi ve yayılmasındaki rolüne de itiraf etmişlerdir. Bu doğrultuda Boston Globe gazetesi şöyle bir yazı yayımlamıştır:" 21'inci yüzyılda küresel terörizm başlığı altında yapılan ciddi araştırmaların hepsinde El Kaide, Taliban, IŞİD ve diğer terör örgütlerinin finansmanlığının Suudi Arabistan tarafından yapıldığı ortaya çıkmıştır. "
Amerika, Batılı ve bölgesel Arap ortakları, IŞİD gibi terör örgütlerinin oluşup gelişmesinde büyük bir rol oynamışlardır. Ama şimdi kendileri yarattığı canavar kendi başlarına bela olmuştur. Batılıların Suriye'deki Hataları adlı kitabın yazarı Frederic Pichon bu konuda şöyle düşünüyor:" Batı radikal isyancıların silahlandırması görevini üstlenmiştir." Bu terörist grupların desteklenmesinin ilk sonucu Irak, Suriye, Afganistan ve kimi Afrika ülkelerinden teröristlerin vahşiliğinden kaçan milyonlarca insanın yer değiştirmesi ve Batı'ya göç etmesi olmuştur. Bu da Batı için büyük bir sorun haline gelmiştir. Ama Batılıların ve özellikle de Amerika'nın terörist grupları desteklemesinin diğer sonucu ise Batılı ülkelerde gerçekleştirilen terör saldırılarıdır.
Tekfirci terör örgütleri üyelerinin Batı'daki kendi ülkelerine dönmeleri veya IŞİD'e bağlı olan unsurların Amerika'da ve Batılı ülkelerde yaptığı terör saldırıları da gözden kaçmamalıdır. Gerçekte Batılılar Suriye'deki teröristlere yardım etmenin bu kadar ağır bir maliyeti olacağını ve tehlikelerin kendilerine döneceğini hiç düşünmemişlerdi. Ancak halihazırda Batılı devletlerin yetkilileri IŞİD tehditlerinin daha da artmasından korkuyorlar ve bu da Batılı ülkelerdeki güvenlik düzeyinin azalması anlamına gelmektedir.
Burada önemli olan nokta Amerika'nın radikal terörizmle mücadeledeki yaklaşımında ve eylemlerinde açık bir paradoksun göze çarpmasıdır. Çünkü bir taraftan Donald Trump, radikal terörizm destekçisi olan Suudi Arabistan'ı himaye ediyor, bir taraftan da radikal terörizme karşı mücadele verilmesi gerektiğini haykırıyor ve bu alanda önlemlerin alınmasını talep ediyor. Siyasi analist İvan İpolitov bu konuda şöyle düşünmektedir:" Amerika'nın son yıllardaki amacı sürekli terörizmi ve radikalizmi bir alet olarak Ortadoğu ülkelerini zayıflatmak ve terörizmin ve radikalizmin yayılmasına zemin hazırlamak yönünde olmuştur. "
Gerçekte ideolojik ve fikri kaynağının yanı sıra radikalizmin yayılmasının en önemli sebeplerinden biri de bu şom olay karşısındaki çifte standartlı bir yaklaşımın olmasıdır. Görünen o ki terörizmle mücadelede ilk ciddi adım, bütün ülkelerin terörizmi ve radikalizmi bir tehdit olarak kabul etmesi ve kolektif bir eylemde bulunmasıdır. Bunlara rağmen Amerika ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin kendi çıkarlarını terörizm ve radikalizmin yayılmasında aradığı sürece radikal terörizmin dünyanın farklı noktalarındaki varlığının devam etmesi de kaçınılmazdır.
Aynı zamanda Washington'un İran'ı terörizmi desteklemekle itham etmesi de aslında Amerika'nın terörizmi desteklemek yönündeki eylemlerini örtbas etmek ve suçu İran üstüne atmak doğrultusundadır. Hâlbuki İran, Suriye ve Irak'taki radikal terörizme karşı mücadelede bu iki ülke yönetimi ve milletinin de takdirini toplamıştır. Bu da Amerika ve Suudi Arabistan gibi bölgesel müttefiklerinin İran aleyhindeki iddialarının ne kadar yalan olduğunun bir kanıtıdır.