Trump ve uluslararası anlaşmalardan çekilmesinde yeni aşama
Amerika’da Donald Trump Ocak 2017’de bu ülkenin Başkanı olarak beyaz saraya girdiği günden bu yana Trump’ın izlediği politikalar ve icraatı yüzünden uluslararası platformlarda bir çok gerginlik ve kriz yaşanmaya başladı.
Trump’ın iktidarının en önemli bileşenlerinden biri, bölgesel ve uluslararası anlaşmalara ve konvansiyonlara yönelik olumsuz tutumudur.
Amerika Başkanı Donald Trump şimdiye kadar bir çok uluslararası anlaşmadan ve konvansiyondan çekildiğini açıkladı. Trump yönetimi şimdiye dek Paris iklim anlaşması, Bercam nükleer anlaşması, Atlas okyanusunun iki kıyısı arasında serbest ticaret anlaşması gibi anlaşmalardan çekildi, Nafta anlaşmasına da itiraz ederek yeniden müzakereye açılmasını istedi ve sonunda Kanada ve Meksika’ya uyguladığı baskıların sonucunda bu iki ülke ile yeni bir ticari anlaşma imzaladı.
Amerika Başkanı Trump Atlas okyanusunun iki kıyısı arasında serbest ticaret anlaşması ile ilgili müzakerelerin durdurulması talimatını verdi. Trump ayrıca ticari politikaları ve dünyanın Çin gibi bazı büyük ekonomilerine açtığı ticari savaş doğrultusunda dünya ticaret örgütünden çekilme tehdidinde bulundu.
Amerika milli güvenlik konseyinin eski üyelerinden Robert Malley, Trump’ın tek yanlı politikası Amerika’yı inzivaya ittiğini belirtti.
Buna karşın ABD Başkanı Trump’ın bu eğilimi şimdi yeni ve çok tehlikeli bir aşamaya geldiği gözleniyor. Trump’ın şimdi nükleer silahların kısıtlanmasını ve yok edilmesini öngören nükleer anlaşmalara yöneldiği ve bu tür anlaşmalardan çekilmek istediği anlaşılıyor. Gerçekte hali hazırda nükleer silahları kısıtlama anlaşmaları Amerika ile Rusya arasında en önemli anlaşmazlık ve gerginlik konusuna dönüşmüş bulunuyor.
Amerika devletinin Trump döneminde bir kaç önemli uluslararası anlaşmadan çekilmesinden sonra şimdi bazı silah anlaşmalarından da çekilmesi çok muhtemel görünüyor. Bu doğrultuda ABD Başkanı Trump 2016 başkanlık seçimlerinde Rusya’dan dolaylı bir şekilde destek alarak başkanlık seçimlerini kazandığı yönündeki suçlamalardan aklanmak ve ayrıca Amerika’nın nükleer gücünü takviye etmek ve Rusya’nın nükleer silah imkanlarını zayıflatmak yönündeki hedefini gerçekleştirmek için Rusya yönetimini orta menzilli nükleer silahları kapsayan INF anlaşmasını ve yine Start-3 adlı stratejik nükleer silahları kısıtlama anlaşmasını ihlal etmekle suçlamaya başladı. Gerçi INF anlaşması üzerinde iki ülke arasında yaşanan anlaşmazlık Barack Obama’nın başkanlık dönemine uzanıyor, fakat şimdi bu ihtilafların şiddetlendiği ve Start-3 anlaşmasına kadar yayıldığı gözleniyor.
Amerika ve Rusya’nın orta menzilli nükleer silahları kapsayan INF anlaşması üzerindeki şiddetli anlaşmazlığı yüzünden başta ABD milli güvenlik danışmanı John Bolton olmak üzere Amerikalı bazı üst düzey güvenlik yetkilileri Moskova’nın bu anlaşmayı ihlal ettiğini bahane ederek bu anlaşmadan çekilmeyi öneriyor. Bolton ayrıca 2010 yılında Washington ve Moskova arasında imzalanan Start-3 anlaşmasının uzatılması için düzenlenmesi gereken müzakereleri de engellemeye çalışıyor. Gerçi Bolton’un bu önerisi Amerika Dışişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı tarafından sert muhalefetle karşılaştı, fakat Bolton’un milli güvenlik danışmanı olarak Trump üzerindeki güçlü nüfuzu yüzünden Trump Bolton’un talebini kabul etti.
Amerika Başkanı Trump 20 Ekim Cumartesi günü yaptığı açıklamada Rusya yönetimini orta menzilli nükleer silah anlaşması INF’i ihlal etmekle suçlayarak Amerika bu anlaşmadan çekileceğini açıkladı. ABD Başkanı Trump Rusya’yı iddiasını ispat edecek hiç bir kanıt sunmadan anlaşmayı ihlal etmekle suçladı. Trump ayrıca Rusya ve Çin nükleer silahlarını geliştirmeyi durdurmadıkları takdirde Amerika da nükleer silahlarını geliştireceğini de vurguladı.
Amerika Başkanı Trump INF anlaşması Rusya tarafından ihlal edildiğini ve yine bu anlaşmanın Amerika’yı doğu Asya bölgesinde Çin’in füze gücü ile mücadele etmek üzere yeni silahları üretme konusunda engellediğini bahane ederek Amerika’nın bu önemli anlaşmadan çekildiğini anlattı. Aslında bu anlaşma Trump’ın çiğnediği ilk önemli silah anlaşması sayılıyor.
Rusya Dışişleri Bakanlığı ise bir bildiri yayımlayarak ABD Başkanı Trump’ın orta menzilli nükleer silahları kapsayan anlaşmadan çekilme tehdidine değindi ve Amerika bu kararı ile dünyayı tek kutuplu hale getirme kuruntusunu gerçekleştirmeyi düşündüğünü belirtti.
Rusya Dışişleri Bakanı Yardımcısı Sergey Riabekov Pazar günü Amerika’nın orta menzilli nükleer silahları kapsayan anlaşmadan çekilme tehdidine gösterdiği tepkide, Amerika’nın bu kararını tehlikeli bir adım niteledi. Riabekov, eğer Amerika yönetimi anlaşmalardan tek yanlı olarak çekilmeye devam ettiği takdirde Rusya yönetimi misillemede bulunacağını, misilleme askeri uygulamaları da kapsayacağını vurguladı.
Amerika yönetimi son dört yılda defalarca Rusya yönetimini INF anlaşmasını ihlal etmekle suçladı. Amerika’nın eski Başkanı Barack Obama ise bu konuda Rusya yönetimine yönelttiği eleştirilere rağmen, bu anlaşmadan çekilmedi. Bu arada Rusya yönetimi de Amerika’nın orta menzilli nükleer silahları kapsayan anlaşmayı ihlal etmekle suçladığı belirtilmelidir.
Amerika ve eski Sovyetler Birliği Haziran 1987’de kısaca INF adı ile anılan bu anlaşmayı imzaladı ve 1988 yılında da yürürlüğe koydu. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bu birliğin yerine geçen Rusya bu önemli anlaşmaya bağlı kaldığını açıkladı. Orta menzilli nükleer silahların anlaşması iki tarafı Avrupa kıtasında balistik ve cruise füzeleri konuşlandırmaktan men ediyor. yine bu anlaşmaya göre orta menzilli füzeler sayılan 1000 ila 5500 km menzilli ve kısa menzilli füzeler sayılan 500 ila 1000 km menzilli füzelerin tamamen yok edilmesi gerekiyor.
Amerika yönetimi orta menzilli nükleer silahları kapsayan anlaşmanın ihlal edildiğini bahane ederek Rusya’ya yeni yaptırımları uygulamaya başladı ve hatta bu ülkeyi askeri saldırı ile tehdit etti. Amerika’nın NATO’daki temsilcisi Kay Bailey Hutchison Rusya’yı yasak cruise füze sistemini gizlice geliştirmekle suçlayarak şu tehdidi savurdu: Washington böyle bir sistem operasyonel olmadan önce onu imha edecektir.
Ancak Rusya’nın sert tepkisi ile karşılaşan Amerikalı yetkili bu tutumundan geri adım atmak zorunda kaldı ve açıklamasını düzeltmeye çalıştı.
Gerçi Amerika Rusya yönetiminin nükleer cruise füzesini deneyerek INF anlaşmasını ihlal etmekle suçluyor, fakat Rusya Amerika’nın bu iddiasını reddederek Washington’un Avrupa’ya B 12-61 adlı yeni nükleer bombaları intikal ettirmesini INF anlaşmasının ihlali olduğunu telakki ediyor.
Gerçekte Amerika’nın INF anlaşmasından çekilmesi Amerika ile iki nükleer rakibi yani Rusya ve Çin arasında nükleer rekabette yeni bir dönemin başlangıcı olacağı anlamına geliyor. Nükleer bilimci Lisbeth Gronlund ise şöyle diyor: Trump pervasız ve sorumsuzca bir yolu izlemeye başlamıştır. Bu yol Amerika’nın güvenliğini ister şimdi iste uzun vadede azaltacaktır.
Böylece ve Amerika’nın INF anlaşmasından çekilmesi ile birlikte artık bu ülkelerin kısa ve orta menzilli nükleer füzelerini geliştirme yolunda hiç bir kısıtlama söz konusu olmayacağı anlaşılıyor. Özellikle Amerika yönetimi şimdiki kısıtlamaların kaldırılması ve yeni nükleer doktrininden sonra büyük ihtimalle dünyanın iki stratejik noktasında, yani merkezi ve doğu Avrupa ve ayrıca doğu Asya bölgelerinde yeni nükleer silahlarını ve füzelerini yerleştirecektir. Bu uygulama hiç kuşkusuz Rusya ve Çin’in tepkisine yol açacaktır ve sonuçta büyük nükleer güçleri nükleer silah rekabetinde yeni bir aşamaya taşıyacağı kesindir.
Görünen o ki ABD Başkanı Trump’ın başta orta menzilli nükleer silahları kapsayan anlaşmadan çekilmek olmak üzere bu tür yeni icraatı Amerika’nın yeni nükleer doktrininde belirlenen hedefleri gerçekleştirme doğrultusunda gündeme geliyor. Bu doktrin Şubat 2018’de ve “nükleer durumu gözden geçirme” başlıklı bir belge şeklinde yayımlandı. Belge ABD Başkanı Trump Ocak 2017’de beyaz saraya girdiğinde gündeme getirdiği çerçevelere ve kavramlara göre hazırlanmıştır.
Amerika’nın “nükleer durumu gözden geçirme” başlıklı belgesinde yeni nükleer silahların yapımı ve nükleer olmayan önemli stratejik saldırılara nükleer tepki verilmesi gibi konular göz önünde bulunduruluyor. Yine bu belgenin saldırı okunun ucunda dünyanın en büyük nükleer güçlerinden biri olan Rusya yer alıyor. Bundan önceki son nükleer belgede nükleer saldırı son çare olarak gözetlenirken, bu belgede ABD’nın nükleer silahlarının işlevi caydırıcılığa yönelik olduğu ve caydırıcılık fayda etmediği takdirde, düşmanın büyük konvansiyonel saldırısına nükleer tepki verilmesi gerektiği belirtiliyor.
Amerika’nın bu senaryosu aynı zamanda daha düşük güçte daha fazla nükleer silahını operasyonel hale getirmeyi haklı göstermek için gündeme getirilerek böylece önleyici nükleer saldırının ciddiyetine vurgu yapıyor.
Amerikalı nükleer meselelerin uzmanı Kingston Reif ise bu belge, Amerika’nın muhtemelen nükleer silah kullanmasına zemin hazırlayacak bir senaryoyu yaratabileceğini belirtiyor. Dolaysıyla bu belgenin nükleer silah kullanma riskini arttırdığı anlaşılıyor. Belgede ayrıca yeni nükleer başlıklar ve füzeler olmak üzere daha yeni nükleer silahların eski silahların yerine geçmesine vurgu yapılıyor.
Şimdi ise bu doktrini uygulamak için Trump yönetimi 2019 yılının bütçesinde askeri nükleer yenileme projesine 24 milyar dolar öngördüğü anlaşılıyor. Mevcut şartlarda Pentagon nükleer başlık ve füze sayısını pek önemsemiyor ve daha çok nükleer silahlarını modernize etmeyi gözetliyor. Amerika yönetimi nükleer silahlarının modernizasyonu için 1200 milyar dolar bütçeye ihtiyacı olduğunu belirtiyor.
Görünen o ki Amerika ve Rusya arasındaki bu gerginlik iki tarafın askeri yüzleşmesi ve bir başka ifade ile, iki nükleer gücün savaşması ile sonuçlanabilecek düzeylere doğru ilerliyor. Rusya lideri Putin bu konuda yaptığı açıklamada ise şöyle dedi: Eğer bir ülke Rusya’ya nükleer saldırıda bulunursa bu saldırı yeryüzünde hayatın sonu olabilir, fakat saldırganların da onları çok ağır bir ceza beklediğini bilmeleri gerekir.
Gerçekte Amerika yönetimi Rusya ile aktif mücadele ve bu ülkeyi başta askeri alan olmak üzere çeşitli alanlarda kuşatma yönünde adım atıyor. Rusya ise Amerika’nın nükleer gücünü takviye etmesini gözeterek stratejik caydırıcı gücünü geliştirmek ve nükleer silahlarını güncelleştirmek istiyor. Gerçekte bu konu ilk önce Rusya’nın önceliği ve yakın gelecekte de Çin’in önceliği olacaktır. Bu durumda dünya da yakın gelecekte nükleer güçlerin rekabeti yüzünden daha güvensiz bir dünyaya şahit olacaktır.