Osaka'daki G-20 Zirvesi
G-20 Zirvesi 28 ve 29 Haziran Cuma ve Cumartesi günleri Japonya'nın Osaka kentinde düzenlendi.
G-20 kurumunun kurulması fikri Almaya'nın Köln kentinde yedi sanayileşmiş ülkenin 1999'daki oturumunda ortaya atılıp 2008'de Washington'da ilk zirvesini gerçekleştirdi. Osaka'daki G-20 Zirvesi sonuç bildirisinde ise tarafçı ve tek yanlı siyasetlerden uzak serbest ticarete vurgu yapıldı.
Güçlü ekonomiye sahip olan ülkelerin yanı sıra ekonomik önem taşıyan birkaç ülke ve de Avrupa Birliğinden oluşan G-20 toplamda dünyanın ticari faaliyetlerinin yüzde 75'ini ve dünyanın gayri safi hasılasının yüzde 85'ine sahiptir. G-20 ülkeleri Almanya, ABD, Arjantin, Avustralya, Brezilya, Çin, Endonezya, Fransa, Güney Afrika, Güney Kore, Hindistan, İngiltere, İtalya, Japonya, Kanada, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan, Türkiye ve Avrupa Birliği Komisyonundan oluşmaktadır.
Coğrafi genişlik ve üye ülkelerin yüksek mali kapasitelerine rağmen G-20'nin performansı ve yapısı her zaman uluslararası çevreler ve şahsiyetler tarafından eleştirilmektedir. Bu doğrultuda Malezya ve Nijerya gibi ülkeler G-20'nin ekonomik gelişmelerden ziyade sanayileşmiş yedi ülke özellikle de Amerika'nın siyasi yönlendirilmeleri ile yapılandırıldığını söylüyorlar. Bu yüzden G-20 grubunun da uluslararası gelişmelerde istediği etkiyi yapamaması en başından ortadaydı.
İranlı ekonomi uzmanı Ali Asgar Zerger bu hususta şöyle bir değerlendirmede bulunmaktadır: "G-20 üyesi ülkelerin çoğunun ekonomisi kırılgandır. Zaten son yıllarda da aynı ülkeler istikrarsızlık sorunu ile karşı karşıya kalmıştır. "
G-20 üyelerinin yüzde 50'si kadarının da katıldığı ikinci önemli eleştiri ise Amerika ve sanayileşmiş Avrupalı ülkelerin bu grubun hedefleri ve planlarına olan bakışları ve programlarıdır. Hindistan, Türkiye ve Endonezya gibi kimi üye ülkelere göre G-20 sanayileşme sürecinde olan ülkelere yardım edip küresel ekonominin sorunlarının çözülmesi yönünde hareket etmelidir. Ancak son bir iki yılda pratikte bu grup Birleşmiş Milletler Teşkilatı Güvenlik Konseyi'nin iki daimi üyesi Amerika ve Çin arasındaki hesaplaşmalar ve yandaş toplama sahnesine dönüşmüştür. Böyle bir ortamda Amerika ve Çin arasındaki ihtilaflar ve sorunlar bu grubun performansını gölgede bırakmıştır.
Üye ülkelerin küresel ticaret, göç, iklim değişiklikleri ve Amerika'nın tek taraflı siyasetleri sorunlarının yanı sıra Çin ve Amerika, Rusya ve Japonya arasındaki ikili ihtilaflar da G-20'nin tutarlı bir şekilde küresel ekonomi sorunları ve meselelerini çözememesine ve üye ülkeler arasında işbirliğinin tam bir şekilde uygulanamamasına yol açmıştır.
Japonya Sanayi Bakanı Hiroşige Seko, G-20 Enerji ve Çevre Bakanları oturumunda yaptığı konuşmada bu konuya vurgu yaparak şöyle bir açıklamada bulundu: "Bu gruba üye ülkeler enerji, iklim değişiklikleri gibi meselelerde hemfikir olmadıklarından dolayı bu alanda oybirliği sağlamak kolay görünmüyor."
Kuşkusuz G-20 ülkeleri ekonomik koşulları ve coğrafi konumları itibarı ile bu zirvede farklı düzeydeki beklentiler içerisindedirler. Amerika, Fransa, İngiltere ve Avrupa Birliği ayrıca Almanya, İtalya ve Kanada G-20'nin Batılı güçleri olarak gelişmekte olan ülkeleri küresel ekonomi sorunlarını çözmekte ortak olarak yanlarında görmek istiyorlar. Halbuki bu durum daha çok Batılı ülkelerin lehine olacaktır.
Arjantin, Brezilya, Güney Afrika, Endonezya, Hindistan, Meksika ve Türkiye ise diğer taraftan G-20 üyeleri olarak büyük ekonomik güçlerle işbirliği yaparak serbest ticaret çerçevesinde bu ülkelerin piyasalarına ayak basıp farklı teknolojilerin aktarılmasından ve küresel ticaret avantajlarından yararlanmak istiyorlar. Avustralya, Güney Kore ve Japonya ise Amerika'nın müttefiki olarak bu grupta yer almaktadırlar. Tabii bu ülkeler arasından Japonya Amerika ile çevre, iklim değişikliği gibi meselelerde ihtilaflar yaşasa da nihayetinde Amerika'nın yanında ve cephesinde yer almaktadır.
G-20 ülkelerinden Suudi Arabistan ise bu gruba üye diğer ülkeler arasında çok daha kötü bir ekonomiye sahiptir. Zaten Suudi Arabistan büyük oranda petrole bağlı bir ülke olup gelirlerinin büyük bir bölümünü bu yoldan elde ediyor. Bu yüzden Suudi Arabistan'ın da bu grupta yer alması tamamen politik bir girişim olup sırf Suudilerin uluslararası arenadaki eleştirilerden korunması için yapılmıştır.
Ancak bu grupta yer alan Rusya ve Çin diğer 18 üye ülkeden farklı bir konumda olup önemli bir yere sahiptirler.
Amerika'nın Çin aleyhindeki baskıları yeni bir konu olmasa da son yirmi yılda bu baskılar iyice artmıştır. Ancak yine de Donald Trump'ın Beyaz Saray'a yerleşmesinin ardından yani 2017'den sonra Amerika Çin'e yönelik ekonomik baskılarını doruğa taşımıştır. Bu maksimum ekonomik baskı siyasetleri küresel ekonomik büyüme ve gelişmeyi de olumsuz yönde etkilemiştir. İşte bu denli büyük ihtilaflar Arajantin'de düzenlenmiş G-20 zirvesinde daha da bariz bir şekilde göze çarptı. O zirvede Amerika Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Jinping Buenos Aires'teki ikili görüşmede ticari savaşın durulması ve bu alanda ateşkese varılmasını görüşmüşlerdi.
Buna rağmen Amerika ve Çin arasındaki ateşkes anlaşması da taraflar arasındaki ihtilafların çözümünde etkili olmadı. Daha sonra Amerika'nın Çin'den ithal edilen mallara yüzde 25'lik ek vergi bağlaması ise iki ülke arasında ticari savaşın alevlerini daha da körükleyip bu kez Japonya'daki G20 zirvesini de gölgesinde bıraktı.
Bu yüzden Çin Osaka zirvesinde daha çok Amerika'nın tek taraflı baskıcı siyasetlerine karşı ortak bir cephe oluşturmaya odaklandı. Şi Jinping son zamanda Amerika'nın tek taraflı ekonomi siyasetlerini eleştirerek şöyle bir açıklamada bulunmuştu:" Bencil, kıt görüşlü ve kapalı düşüncelere dayalı siyasetlerden sakınılmalıdır. Uluslararası Ticaret Örgütü kurallarını korumaya çalışıp çok taraflı ticaretten yana tavır sergilemeliyiz. Böylece küresel bir ekonomi oluşturabiliriz. "
Avrupa Birliği, Japonya ve Güney Kore gibi Amerikan müttefiki tarafların da Trump'ın siyasetlerinden zarar gördüğüne göre Çin serbest ticareti destekleyen G-20 çerçevesinde Amerika'nın serbest ticaret karşıtı siyasetlerini etkisizleştirmeyi hayata geçirmeyi hedefliyor.
Tabii Pekin de G-20 ülkeleri arasında Amerika'nın tek yanlı siyasetlerine cephe oluşturmanın kolay olmadığını biliyor. Rusya ise Çin kadar Amerika ile büyük bir ticari savaşta olmamasına rağmen Pekin ile koordineli hareket ederek Amerika'nın tek yanlı siyasetleri aleyhinde ortak bir cephe oluşturmayı ve böylece bu tek taraflı siyasetlere karşı direnmeyi hedeflemektedir.
Osaka'da düzenlenen G-20 zirvesi sırasında ise Amerika uluslararası su yollarının güvenliği ve de enerji aktarımı alanındaki güvensizlik krizi gibi meseleleri ortaya atarak diğer ülkeleri kendi yanına çekip çoğu petrol ithalatçısı ülkeden oluşan G-20 ülkeleri asında endişe ve gerginlik yaratmak istedi. Amerika böyle bir ortam yaratmak sureti ile diğer ülkelerin kendine ayak uydurmasını hedefliyordu. Trump'ın artık her ülke kendi petrol tankerlerinin güvenliğini sağlasın diyerek ortam yaratmaya çalışması Washington'un siyasetlerinin gerçekleştirilmesi doğrultusunda değerlendirilebilir.
Trump'ın tüm iddialarına rağmen ancak Fars Körfezi ve Umman Denizi güvenliği zaten İran İslam Cumhuriyeti deniz kuvvetleri tarafından sağlanmıştır. Böylece Batı Asya petrolünün küresel piyasalara aktarımında hiçbir aksaklık da yaşanmamıştı. Amerika zaten güvenliğin ticarileştirilmesi doğrultusundaki siyasetleri ile enerji aktarımı ve güvenliğin sağlanmasındaki en büyük sabotajcıdır. Buna ilaveten Amerika bölgeyi güvensizleştirip tehlikeli bir ortam yaratarak Fars Körfezi çevre Arap ülkelerini sağmal inek gibi sağmayı hedeflemiştir. Çin'in Amerika'nın ekonomik baskılarına direnmesi ile Trump'ın Osaka'daki G-20 zirvesinden eli boş döndüğü söylenebilir.
Trump'ın, Osaka G-20 zirvesinde Çin'in bu direnişine karşı Washington'un yürürlüğe koyduğu ek vergi girişiminden vazgeçeceğini ima etmesi Amerika'nın Çin karşısında eli kolu bağlı olduğunu gösteriyor. Trump Osaka G-20 zirvesinden önce Çin mallarının tamamına ek vergi uygulayacağını söylese de Osaka zirvesi kulisinde Şi Jinping ile görüşmesinde bu kararından vazgeçtiğini bildirdi.
G-20'nin bu yılki zirvesinin önemli noktası da Çin'in Amerika'nın tek taraflı siyasetleri karşısındaki iradesi ve kabiliyeti idi. Bu zirvede geçen zirvelerden farklı olarak Donald Trump görüşmelerinde kendini esnek ve müzakereye hazır olarak göstermek istedi. Örneğin Trump Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde S-400 gerginliğini eski hükümetin üstüne atarak "Obama hükümeti Patriotları Türkiye'ye satsaydı Ankara füze savunma sistemlerini almak için Rusya'ya yanaşmazdı." dedi.
Trump Çinli mevkidaşı ile görüşmesinde de artık agresif ve kırıcı davranmıyordu. İşte farklı ülkelerin Amerika'nın tek taraflı siyasetlerine karşı işbirliği yapması Trump'ın gerçekleri anlamasına yol açtı.
Toplamda bu yılki G-20 zirvesi, üye ülkelerin büyük bir bölümünün Amerika karşısında saflaşması açısından farklı bir zirve idi. Tabii gerçekte Donald Trump'ın önümüzdeki Amerikan başkanlık seçimlerine hazırlanması ve dış siyasetinde başarısız olması dikkate alınırken, Trump'ın G-20 zirvesinde ortaya koyduğu tavır stratejik olmaktan ziyade taktiksel bir tavır olduğunu ortaya koymaktadır. Buna rağmen bu yılki G-20 zirvesinin de geçen zirvelerde olduğu gibi birçok ihtilaf ve sorundan dolayı gözle görülür sonuçlar doğurmadığı söylenebilir.