Boris Johnson Başbakanlığının Vizyonu-1
Bu sohbetimizde Britanya başbakanının seçilme süreci, gelecekteki vizyonu ve karşılaşacağı muhtemel sorular ile ilgili konuşacağız.
Nihayet uzun bir süre Muhafazakar Partinin yeni başkanı ve Britanya Başbakanının seçilmesine yönelik bekleyişin ardından 23 Temmuz salı günü Muhafazakar Partinin 160 bin kişinin katıldığı iç seçimlerinde 55 yaşındaki Boris Johnson 92 bin 153 oy alırken 46 bin 656 oy alan rakibi Jeremy Hunt'ı yenerek bu bekleyişe son verdi. Böylece Boris Johnson hem parti başkanı hem de ülke başbakanı olarak seçildi.
Buna rağmen Boris Johnson'ın bu galibiyeti memnuniyetle karşılanmadı. Britanya'nın en önemli muhalif partisi İşçi Partisi Başkanı Jeremy Corbyn ise şöyle bir tepki gösterdi: "Johnson'ın zaferi halk destekli değildi."
Kimi muhafazakar hükümet yetkilileri de Johnson'un seçilmesine olumsuz tepki göstererek istifa ettiler. Britanya Hazine Bakanı Philip Hammond ve Britanya Adalet Bakanı David Gauke da daha önce Boris Johnson'un başbakan seçilmesi halinde istifa edeceklerini bildirmişlerdi.
Philip Hammond televizyon kanallarına verdiği mülakatta Johnson hükümetinin 31 Ekim'de Avrupa Birliğini terk etme niyetinde olduğuna değinerek böylesi bir durumda onun kabinesinde yer almak istemediğini söyledi.
Bunun yanı sıra Britanya Dışişleri Bakanının Amerika ve Avrupa İşleri Yardımcısı Alan Duncan da görevinden istifa etti. Alan Duncan Johnson ile iş birliğinin mümkün olmadığını bu istifasına gerekçe gösterdi.
Boris Johnson Muafazakar Parti başkanı seçilmesi ve başbakan görevini üstlenmesinin ardından yaptığı kısa açıklamasında Brexit'i en ciddi şekilde takip edeceğini ve Britanya ile Avrupalı ortaklarının ilişkilerini yeniden gözden geçireceğini söyledi.
Britanya'nın yeni başbakanı Johnson yaptığı bu konuşmasında ülkedeki yoksulluk ve kenar mahallelere göçün artmasına değinerek bu konuya özel önem vereceği sözünü verdi. Johnson bu konuşmada seçim kampanyada verdiği sözlerden biri olan Brexit'in 31 Ekim'e kadar sonuçlanacağına da vurgu yaptı.
Johnson, Brexit'in çıkmaza girdiği bir sırada Londra'da ve Avrupa Birliğinde Britanya'nın AB'nden çıkması konusu ile ilgili gerilimlerin doruk noktaya ulaştığı bir dönemde Muhafazakar parti başkanı ve ülke başbakanı olarak seçildi. Johnson, "Sert Brexit"ten yana olup 31 Ekim'e kadar anlaşmasız olarak Britanya'yı AB'nden çekeceğini belirtmiştir. Böylece Johnson'un kendisinin de belirttiği gibi en önemli görevi Britanya'yı Avrupa Birliğinden çıkarmak olacaktır.
Johnson'un Britanya başbakanlığı görevine gelmesinin ardından Avrupa'nın büyük ülkelerinin makamları buna olumlu tepkiler göstererek onun en başından beri tam karşı bir cephede yer almasını engellemek istediler. Bu doğrultuda Almanya Şansölyesi Angela Merkel Johnson'u tebrik ederek Londra ile güçlü dostluk kurmak istediğini belirtti. Halbuki Almanya sanayi devleri ise defalarca Britanya'nın Avrupa Birliğinden çıkması konusunda uyarılarda bulunmuştu. Almanya Sanayi Birliği Genel Müdürü Joachim Lang bu hususta şöyle bir açıklamada bulunmuştur: "Londra'nın Avrupa Birliğinden anlaşmasız olarak çıkmaya yönelik tehditleri zarar verici olup ekonomiye indirilen darbeleri daha da şiddetlendirecektir. "
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise daha önce Theresa May'i överek şöyle bir açıklamada bulunmuştu: "O, Avrupa Birliğinin mekanizmalarını hiçbir zaman engellemedi." Ancak Macron Britanya'nın yeni başbakanı olarak seçilen Boris Johnson hakkında şöyle bir açıklaması bulunuyor: "Onunla çalışmayı sabırsızlıkla bekliyorum. Sadece Avrupa meseleleri ve mevcut Brexit hususunda değil İran ve küresel güvenlik gibi uluslararası meseleleri de onunla görüşmek istiyorum. "
Bunun yanı sıra İtalya İçişleri Bakanı aynı zamanda İtalya'nın sağcı Lig partisinin lideri Matteo Salvini de paylaştığı Tweet'le Johnson'u övdü. Buna rağmen Boris Johnson'un en önemli dış hamisinin Amerika başkanı Donald Trump olduğu söylenebilir. Trump defalarca Johnson'u tebrik ederek onu Britanya'nın Trump'ı olarak adlandırmıştır. Trump daha önce de Johnson'un kendi arkadaşı olduğunu ve Britanya'nın başbakanlığı için iyi ve uygun bir seçenek olduğunu söylemişti.
Sp8
Britanya Kraliçesinin 24 Temmuz Çarşamba günü kabinenin oluşturulması görevini Johnson'a devrettiği gün, Britanya dışişleri bakanı, ticaret ve ekonomi bakanı, savunma bakanı ve hazine ve maliye bakanı istifa etti. Britanya Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt Çarşamba akşamı Boris Johnson'un resmi olarak ülke başbakanı görevine getirilmesinin ardından makamından istifa etti. Eş zamanlı bir şekilde de Britanya Ticaret bakanı Liam Fox da görevini bıraktığını bildirdi. Britanya Savunma Bakanı Penny Mordaunt ise paylaştığı Tweet'le Johnson ile iş birliği yapmak istemediğini bildirdi. Britanya Hazine Bakanı Philip Hammond da Çarşamba günü Boris Johnson işe başlamadan önce görevinden istifa etti. Hammonda daha önce yeni başbakanın onu görevden alıkoymasına müsaade etmeyeceğini Theresa May'in makamını Johnson'a devretmeden önce resmi olarak istifa edeceğini söylemişti.
Tüm bu istifaların yanı sıra Britanyalı bakanların birçoğu da Boris Johnson ile yaşadıkları ihtilaflardan dolayı yakında istifa edeceklerini bildirmişlerdir. Buna karşın Britanya Başbakanlık Bürosu Çarşamba akşamı Hazine ve Maliye, İçişleri ve Dışişleri bakanlarının belirlendiğini duyurdu. Buna göre Johnson, Dominic Raab'ı yeni dışişleri bakanı olarak tanıttı. 45 yaşındaki Raab daha önce Brexit bakanı olarak görev yapıyordu. Bu muhafazakar siyasetçi Britanya'nın Avrupa Birliğinden çıkmasının en önemli hamilerinden sayılır. Bunların yanı sıra Sajid Javid de Britanya Maliye Bakanı olarak seçilmiş oldu. Javid daha önce içişleri bakanı olarak görev yapıyordu. Yeni kabinede Priti Patel ise yeni içişleri bakanı olarak tanıtıldı.
Brexit, hem Britanya halkı hem de de Avrupa Birliğinin en büyük sorunlarından biri haline dönüşmüştür. Brexit konulu referandumun üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen Britanya ve Avrupa Birliği arasında Brexit eksenli birçok sorunun çıkmaza girmesi ile mevcut durumun devam etmesi ve doğuracağı sonuçlar konusundaki kaygılar da günden güne artmaktadır.
Londra ve Brüksel arasında Kasım 2018'de varılan anlaşmaya rağmen Britanya'nın Muhafazakar Başbakanı Theresa May bu anlaşmayı üç kez Avam Kamarasına taşıyıp her üç defasında da bu anlaşmayı onaylatamadı. Böylece büyük bir yenilgi aldı. Bu mesele ise Theresa May'e yönelik iç baskıları arttırıp onun istifa etmesine yol açtı. Daha sonra ise Muhafazakar Parti'de yeni başkanın seçilmesi rekabeti kızıştı. Bu rekabetin sonunda ise anlaşmasız yani sert Brexit'in yanlısı Boris Johnson parti başkanı olarak seçilip ülke başbakanı oldu.
Boris Johnson'un en önemli sorunu ise Britanya'nın Avrupa Birliğinden çıkışının nasıl olacağı konusunda Parlamentonun onayını almasıdır. Daha önce Britanya'nın AB'den çıkması tasarısının taslağı Kasım 2018'de 27 Avrupa Birliği üye ülkesi tarafından onaylanmıştı. Ancak Britanya Parlamentosu bu tasarıyı üç kez reddetti.
Böylece Johnson'un Brexit'i hayata geçirmek amacı Parlamento engelini aşması için üç ay süresi bulunuyor. Johnson'a yakın isimler daha önce onun Parlamentoyu askıya almak istediğini duyurmuşlardır.
Britanya'nın Avrupa Birliği ile tüm ilişkilerin kesilmesi yani sert Brexit'ten yana olan Johnson anlaşmasız olarak Avrupa Birliğinden çıkmaya hazır olduğunu söylemiştir. Halbuki Avam Kamarası bugüne kadar Brexit'e tam olarak karşı çıkmaktadır.
Yasal siyasi sürece göre hükümet çağrısı ile parlamentonun askıya alınması Britanya kraliçesinin onayı ile mümkün olacaktır. Buna rağmen Johnson Parlamentonun bilinen tarihten daha geç bir zaman işe başlamasını istiyor. Johnson bu fırsattan yararlanıp parlamento engeli olmadan Brexit'i gerçekleştirmek istiyor. Jonson daha önce de Parlamento'nun askıya alınması önerisini Theresa May'e Brexit çıkmazından çıkmak için önermişti. Ancak o dönem bu öneri Avam Kamarası ve birçok temsilcinin muhalefeti ile karşı karşıya kaldı.
Tüm bunlara rağmen Avrupa Birliği Britanya ile yapılan Brexit anlaşması maddelerinde her hangi bir değişiklik yapılmayacağına vurgu yapmaktadır. Gerçekte Avrupalılar bu anlaşmanın Avam Kamarasında onaylanmasını ve böylece Britanya'nın bu birlikten kademeli ve düzenli olarak çıkmasını istiyorlar.
Johnson'un iş başına gelmesi ile Avrupa Birliği'nin onun Brexit konusundaki sert tepki göstermesinden duyduğu kaygılar da artmıştır. Bu doğrultuda Avrupa Birliği yetkilileri Britanya'nın yeni başbakanını tebrik ederek Brexit maddelerinde her hangi bir değişiklik yapılmayacağı konusunda uyarılarda bulunmuşlardır. Avrupa Birliği Johnson'u zor bir dönem beklediğini yeni bir Brexit müzakere sürecine dair referandum sözünün mümkün olmadığını bildirmiştir.
Böylece Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuesl Macron ve de Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve diğer AB yetkililerinin Johnson'u tebrik etmesine rağmen görünen o ki Avrupa Birliği Londra ile yeniden Brexit maddeleri üzerinde masaya oturmayacaktır.
Britanya'nın istifa etmiş başbakanı Theresa May'in aksine Johnson Londra ve Brüksel'in Brexit konusunda anlaşmaya varmamaları halinde Britanya'nın anlaşmasız olarak bu birlikten çekileceğini düşünüyor. Buna rağmen Johnson bu alandaki vaatlerini yerine getirirse büyük sorunlar ile de karşı karşıya kalacaktır. Bu sorunlar ilk olarak Britanya'nın içinde belirecektir. Böyle bir sorun onun siyasi konumunu hem ülke çapında hem parti çapında sarsacaktır. Çünkü Britanya halkı böyle bir çıkışın felaket sonuçlarına katlanmak istemiyorlar. Şimdiden bile kimi üst düzey Britanyalı makamlar ve siyasetçiler Johnson'un yönetiminden duydukları kaygıları dile getirmektedirler.
İskoçya başbakanı Nicola Sturgeon ise açık bir şekilde Boris Johnson'un başbakanlık görevini yürütmesinden derin kaygı duyduğunu dile getirmiştir.
Avrupa Birliği makamları, defalarca Brexit'te bir değişiklik yapılmayacağına vurgu yapmışlardır. Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Frans Timmermans ise bu konu hakkında şöyle bir açıklamada bulunmuştur: "Avrupa Birliği Brexit'te yapılacak her türlü değişikliğe karşıdır."
Tabii Brüksel'in bu meseleye vurgusuna karşın kimi kanıtlar Avrupa Birliğinin bu anlaşmanın süresini uzatabileceğini gösteriyor.
Bu hususta ise Avrupa Komisyonunun yeni başkanı Ursula Von Der Leyen " Johnson yeni deliller ve mantıklı gerekçeler ile yanımıza gelirse Londra'ya verilen süre uzatılabilir." Buna rağmen görünen o ki Johnson Brexit'i uzatma gibi bir niyeti yoktur ve tüm bedellere ve masraflara rağmen 31 Ekim'e kadar AB'nden çıkmak istiyor. Ancak Avrupa Birliği Britanya'nın düzenli olarak AB'den ayrılmasından yanadır.
AB Brexit üst düzey müzakerecisi Michel Barnier bu hususta şöyle dedi: "AB Britanya'nın yeni başbakanı ile düzenli bir Brexit konusunda iş birliği yapmaya hazır. "
Brexit meselesi ise halihazırda geçmişe göre daha karmaşık bir hale gelip siyasi, ekonomik ve güvenlik boyutları kazanarak ciddi kaygılara neden olmuştur. Uzmanlara göre Britanya'nın anlaşmasız olarak AB'nden çıkması Britanya'yı ciddi bir ekonomik düşüş ile karşı karşıya bırakabilir. Ayrıca Britanya'nın bu çıkışının ciddi sonuçlarından biri de Avrupa Birliğinden gelen ticari mallara yeni tarifelerin uygulanmasıdır.
Borsa uzmanlarına göre Boris Johnson'un başbakan olduğu dönemden 31 Ekim tarihine dek şiddetli bir kriz yaşanacaktır. Britanya'nın Gayri Safi Yurtiçi Hasılası endeksinin ise 2020 yılına kadar yüzde 2 düşmesi bekleniyor.
Johnson hala "Sert Brexit"in propagandasını yaparak Theresa May'in kabul ettiği Brexit Anlaşmasını ve Avrupa Birliği ile müzakere şeklini şiddetle eleştirmeye devam ediyor. Ancak unutulmamalıdır ki tüm bu sloganlar onun başbakan olmadığı döneme aittir.
Şimdi ise tüm sloganlarına rağmen Boris Johnson'un gerçekler karşısında yeni bir tutum sergilemesi ve Avrupa Birliği karşısında görüşünü revize etmesi ihtimali de göz önünde bulundurulması gerekiyor.