Boris Johnson Başkanlığının Vizyonu-2
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i133431-boris_johnson_başkanlığının_vizyonu_2
Geçen bölümde Boris Johnson'un en önemli sorunlarından birinin Britanya'nın AB'den çıkması yani Brexit olduğunu söyledik. Ancak Britanya'nın yeni başbakanı Boris Johnson iç ve dış arenalarda da birçok sorun ile karşı karşıyadır.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Temmuz 29, 2019 14:10 Europe/Istanbul
  • Boris Johnson Başkanlığının Vizyonu-2

Geçen bölümde Boris Johnson'un en önemli sorunlarından birinin Britanya'nın AB'den çıkması yani Brexit olduğunu söyledik. Ancak Britanya'nın yeni başbakanı Boris Johnson iç ve dış arenalarda da birçok sorun ile karşı karşıyadır.

İç sorunlarından biri de farklı siyasi partilerin olumsuz yaklaşımları ve de onun kabinede büyük değişiklikler yaparak Theresa May hükümeti kadrosunu devre dışı bırakmasının doğuracağı sonuçlardır. 

Emareler Johnson'un başbakanlık makamına gelir gelmez ona karşı ciddi bir muhalefetin oluştuğunu gösteriyor. Bu doğrultuda Britanya Liberal Demokrat Partisi 25 Temmuz Perşembe günü Johnson'un Brexit konusunda ısrar etmesi halinde onun siyasi kifayetsizlik meselesinin Avam Kamarasında oylamaya sunulmasını önerdi. 

Johnson'un Muhafazakar Partisinin en önemli rakibi İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn de Johnson'un Başbakan olarak konuşmasının ardından erken seçimlere gidilmesi çağrısında bulunarak halkın iktidarı seçmesi gerektiğine vurgu yaptı. 

Böylece Johnson bir taraftan Avrupa Birliğine karşı ciddi mücadele verecek bir taraftan da ağır iç eleştirilere ve muhalefete karşı koyma zorunda kalacaktır. 

Johnson geçmişte eşine benzerine rastlanmamış çarpıcı bir girişimde bulunarak gelenekselleşmiş kabine oluşturma sürecini ayaklar altına aldı. Britanya siyasi düzeninde kabine üyeleri ve bakan yardımcıları Avam Kamarası üyesi iktidar parti temsilcileri, kimi zamanda da Avam Meclisinden seçilir. Bu yüzden genellikle başbakan yılda bir kez kabinesinde değişiklik yapar. Bu da bazı bakanların istifası ve yerlerine genç birilerinin geçmesi ile gerçekleşir. Ancak Boris Johnson'un ilk çalışma gününde olan bitenler kabine restorasyonu değil yeniden şekillenmesi doğrultusunda  idi. 

İktidar partinin değişmediği halde bu geniş çaplı değişiklikler Britanya siyaset tarihinde eşsiz bir deneyim oldu. Yeni hükümetin en önemli karşıtı İşçi Partisi ise bu geniş çaplı değişikliklere tepki olarak Boris Johnson'un son on yılların en sağcı kabinesini kurduğunu söyledi. Özellikle de maliye bakanı, içişleri bakanı, dışişleri ve savunma bakanı gibi siyasetçilerin yeni kabinenin en üst düzeyli makamları olarak eski kabinenin ılımlı makamlarının yerine geçmesi ile bu ifadenin doğruluk payı da artmıştır. 

Uzmanların belirttiklerine göre kabineye sağcı kişilerin sokulmasının en önemli sebebi onların Johnson'a Avrupa Birliğinden çıkma sürecinde yardımcı olup Britanya'nın Avrupa Birliği üye ülkesi olarak uyması gereken kurallar ve ilkelerin daha rahat bypass edilmesidir. 

Johnson kabinesinin yapısına bakıldığında kabinenin yarısının 2016 referandumunda Britanya'nın Avrupa Birliğinde kalmasından yana olduğu ve geri kalan yarısının da AB'den çıkma tarafları olduğu anlaşılmaktadır . Ancak mevcut durumda bu kabinenin neredeyse tamamı Brexit'ten yana gibi görünüyor. Gerçekte Jahnson kabinesine üye olmanın asıl kriterlerinden biri de anlaşmasız olarak Avrupa Birliğinden çıkmaya karşı çıkmamakta. Johnson böyle bir kabine oluşturarak Avrupa Birliğinin Britanya'nın anlaşmasız olarak bu birlikten çıkma tehditlerini ciddiye almasını sağlayıp Brexit anlaşmasında temel değişiklikler yapılması için zemin hazırlamak istiyor. 

Aslında Johnson anlaşmasız çıkış hakkında tam da Britanya'nın istifa etmiş başbakanı Theresa May gibi düşünmektedir. Theresa May bu konu hakkında şöyle bir açıklama yapmıştı: "Anlaşmasız bir çıkış, kötü bir anlaşmalı çıkıştan daha iyidir." 

Johnson bu doğrultuda sert bir tavır takınarak Avrupa Birliğinden taviz koparacağını düşünüyordu. Ancak Johnson'un bu yaklaşımı Avrupa Birliği üst düzey makamlarının ciddi tepkileri ile karşılaştı. Johnson Avrupa Komisyonu başkanı Jean Claude Juncker'e Brexit anlaşması üç kez Avam Kamarası tarafından reddedilmesinden dolayı mevcut şeklinde artık onaylanmayacağını söylediği zaman Juncker açık bir uyarıda bulunarak Brexit'te değişiklik yapılmayacağını vurguladı. 

Johnson iş başına geldikten sonra Britanya'nın Avrupa Birliğinden çıkış sürecini hızlandıracağını ve yasal süreç sonunda bu işi bitireceğini vadetti. Buna rağmen Johnson'un anlaşmasız çıkış projesi birçok itiraza da yol açtı. Avam Kamarası temsilcilerinin yarısından çoğu hatta Muhafazakar Temsilcilerinden 30 kadarı anlaşmasız çıkışın Britanya ekonomisine olan olumsuz etkilerinden dolayı bu projeye karşı çıktıklarını ilan edip anlaşmasız çıkışın önlenmesi için ellerinden geleni yapacaklarını belirttiler. 

Böyle bir ortamda Johnson, Avam Kamarası ve Avrupa Birliği arasında üçlü bir karşılaşma medyana geldi. Johnson üç ay içerisinde Avrupa Birliği veya Avam Kamarasını yanına alamazsa geri adım atmak zorunda kalıp Brexit anlaşmasının uygulanmasının ertelenmesi, erken parlamento seçimlerini düzenlemesi veya Brexit konusunda ikinci bir referanduma gitmesi seçenekleri arasından birini seçmeli. 

Boris Johnson'un başbakanlık dönemi ile ilgili bir diğer önemli husus da Britanya'nın Amerika ile ilişkilerinin geleceğidir. Amerika Başkanı Donald Trump Johnson'un en önemli dış hamilerinden sayılıp Johnson ve rakiplerinin parti liderliği ve başbakanlık için seçim kampanyaları sırasında bile onu açık bir şekilde destekleyen bir isimdir. Johnson'un başbakan olarak göreve başlamasının ardından da Trump bir kez daha Boris Johnson'u överek onu Britanya'nın Trump'ı olarak niteledi. 

Trump bu konuda şöyle bir açıklamada bulundu: "Britanya başbakanı olacak çok iyi bir insan vardır. O, Boris Johnson'dur. İyi, zeki ve ciddi bir adam, Onu Britanya'nın Trump'ı olarak biliyorlar."

İşte Trump'ın bu açıklamalarından yola çıkarak Londra ve Washington arasında ilişkilerin eşsiz bir şekilde artacağı söylenebilir. Bu süreç özellikle de Britanya'nın Avrupa Birliğinden çıkma gidişatında gözle görülür derecede hızlanacaktır. 

Boris Johnson'un Çıkışı adlı biyografi kitabının yazarı Andrew Gimson bu konu ile alakalı şöyle düşünmektedir: "Londra'nın eski belediye başkanı, Britanya dışişleri bakanı Boris Johnson'un Donald Trump ile ilişkileri o kadar yakındır ki böyle bir ilişkiye sahip Britanyalı siyasetçi sayısı az bulunur. "

Trump 27 Temmuz Cumartesi günü ise Johnson ile telefonda görüştükten sonra yeni bir ticari anlaşmanın imzalanması için çaba göstereceğine vurgu yaptı. Trump konu hakkında şöyle dedi: "Halihazırda ticari bir anlaşma üzerinde çalışıyoruz. Çok önemli bir anlaşma, Mevcut ticari ilişkileri üç dört kat daha arttırabiliriz. Aslında onların Avrupa Birliği ile ilişkileri bizim Britanya ile ticari ilişkilerimizi geliştirmemizi engelliyor. 

Trump tıpkı Johnson gibi Britanya'nın tamamen Avrupa Birliğinden ayrılması yani sert Brexit'ten yanadır. Ona göre Londra Brüksel'in peşinde olduğu Avrupa Birliğinden çıkma bedelini ödememelidir. Bu yüzden Amerika Başkanı Londra'dan Avrupa Birliği ile çıkma masrafları ve bedeli konusunda mutabakata varmadığı takdirde müzakere masasını terk etmesini istiyor. 

Trump Sunday Times gazetesine verdiği mülakatta şöyle bir açıklama yaptı: "Brüksel Londra beklentilerini karşılıksız bırakırsa Britanya da 40 ila 45 milyar Euro kadar olan Avrupa Birliğinden çıkma bedelini ödemekten sakınmalıdır."

Aynı zamanda Londra Brexit'in hayata geçmesi ile Washington ile serbest ticaret anlaşması imzalamasını hedefleyip böylece Avrupa Birliğinden çıkma masrafları ve bedelinin büyük bir kısmını telafi etmek istiyor. Buna rağmen Trump'ın karakteri ve onun vaatleri ve taahhütlerine yönelik güvensizlik göz önünde bulundurulduğunda Washington'un verdiği sözlerine aykırı davranması veya yeni şartlar koşması uzak bir ihtimal değildir. 

Boris Johnson'un başbakanlığı ile ilgili bir başka önemli mesele de onun Bercam Nükleer Anlaşması ve İran İslam Cumhuriyeti'ne olan bakışıdır. 

Johnson'un Bercam Nükleer Anlaşmasına yönelik yaklaşımına dair iki farklı görüş vardır. Kimilerine göre Johnson Bercam Nükleer Anlaşmasının korunmasından yana bir tavır sergileyip bu anlaşmadan çıkmayacaktır. Bu kesime göre Brexit Britanya dış siyasetinin en önemli ve en çetrefilli meselesine dönüşmüşken Johnson'un Bercam Nükleer Anlaşmasından çekilmesi dış siyaset ve diplomasi alanında ülkeye büyük masraflar yükleyecektir. Bu grup uzmanlara göre Johnson Bercam Nükleer Anlaşması konusunda Trump kadar manevra yapamaz. Çünkü Avam Kamarası yapısı, Muhafazakar Partinin kırılgan durumu ayrıca Britanya Başbakanının yasal yetkileri, Johnson'un manevra imkanını azaltmıştır. Buna ilaveten çoğu Britanya vatandaşları da Johnson'un Trump'a körü körüne ayak uydurmasına karşıdırlar. 

Johnson'un Bercam Nükleer Anlaşması ile ilgili manevra gücünü kısıtlayan bir başka konu da onun İran ile yapılan nükleer anlaşmaya ilişkin geçmişteki açıklamalarıdır. Johnson Kasım 2017'de Britanya dışişleri bakanı olduğu dönemde şöyle bir açıklamada bulunmuştu: "İran'ın nükleer programındaki iyi davranışları ve ekonomik gelişmesi konusunda bir alışveriş mahiyeti taşıyan Bercam Nükleer Anlaşmasında hiçbir değişiklik olmamıştır." 

Johnson Ekim 2017'de Bercam Anlaşmasını değerli bir anlaşma niteleyerek korunması gerektiğine vurgu yaptı. Eski Britanya dışişleri bakanı ve mevcut Britanya başbakanı Johnson o dönemde lobiciliği sayesinde Bercam Nükleer Anlaşmasının Trump tarafından lağvedilmesini engelleyeceğini vaat etmişti. 

Johnson Amerika'nın Bercam Nükleer Anlaşmasından çekilmesinin ardından yeni müzakerelerden söz ederek şöyle demişti: "Trump hükümetinin Bercam Nükleer Anlaşmasını terk ettiğinden dolayı Washington ortak kaygılarımız konusunda yeni müzakere süreçlerini başlatmak zorundadır. "

Johnson'un Bercam Nükleer Anlaşmasında kalacağına inananlara karşın kimi uzmanlar da Johnson'un ve Trump'ın bölgesel ve küresel meseleler özellikle de İran'ın bölgesel rolüne olan bakışlarındaki benzerliklerden yola çıkarak Johnson'un Amerika'ya bilhassa da Brexit konusunda ayak uydurup Avrupa prangalarından kurtulduktan sonra Bercam Nükleer Anlaşmasından çıkacağını düşünüyorlar. 

Avam Kamarası Muhafazakar Temsilcilerinden Mattew Alford bu hususta şöyle düşünüyor: "Britanya'nın yeni başbakanı Boris Johnson hükümeti Amerika Başkanı Donald Trump'a uyma doğrultusunda Bercam Nükleer Anlaşmasından çekilecektir. Aslında bu anlaşmayı Almanya ve Fransa ayakta tutmuştur. Ancak bence Boris Johnson Trump'ın yolundan giderse bu anlaşmanın işe yaramadığını görüp yaptırım uygulama siyaseti izlemeye başlayacaktır. 

Buna rağmen Johnson'un şimdiye kadar Bercam Nükleer Anlaşmasına ilişkin açıklamaları ve tepkilerinden yola çıkarak bu alanda ikilemde kaldığı söylenebilir. Johnson bir taraftan bu anlaşmayı diplomasinin müthiş getirisi olarak nitelerken bir taraftan da Washington gibi, nükleer anlaşmayı ilgilendirmeyen İran İslam Cumhuriyetinin füze programı ve bölgesel siyasetlerini de kapsayacak yeni bir anlaşmadan söz etmektedir. 

Johnson Kasım 2017'de Britanya Dışişleri Komitesi'nde ilk olarak İran ile yapılan nükleer anlaşmayı büyük bir diplomatik başarı olarak niteleyip daha sona şöyle bir açıklamada bulunmuştu: Bu anlaşma İran'ın Batı Asya'daki siyasetlerinde büyük bir değişikliğe yol açmamıştır. Nitekim bu ülkenin Lübnan Hizbullah hareketine ve Husilere desteği hala devam etmektedir. 

Böyle bir ortamda Britanya ve İran arasındaki gerilimlerin petrol tankerlerine el konulması konusundan ve de Britanya'nın Fars Körfezindeki askeri varlığını arttırması isteğinden dolayı devam ettiği bir sırada Johnson'un Trump'a yakınlaşmasına mı yoksa Britanya'nın Avrupa Troykası çerçevesinde Bercam Nükleer Anlaşmasına bağlı kalacağına mı yol açacağını bekleyip görmek lazım. 

Genel olarak Avrupa'nın Bercam Nükleer Anlaşmasına yönelik tutumu Amerika'nın tek taraflı siyasetlerinin İran'a yönelik olumsuz yanlarının etkisizleştirilmesi doğrultusunda olduğunu hatırlatmak gerekir.