Camiler Müslümanların Vahdetinin Simgesi
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i134401-camiler_müslümanların_vahdetinin_simgesi
50 yıl önce böyle bir günde yani 21 Ağustos 1969'da sabah saat 7 sularında Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa, Siyonist bir şahıs olan Denis Michael Rohan tarafından ateşe verildi.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Ağustos 20, 2019 14:00 Europe/Istanbul

50 yıl önce böyle bir günde yani 21 Ağustos 1969'da sabah saat 7 sularında Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa, Siyonist bir şahıs olan Denis Michael Rohan tarafından ateşe verildi.

Bunun sonucunda çıkan yangın neticesinde ise Mescid-i Aksa'nın 1500 metre karelik alanı yandı. Bu olayda Mescid-i Aksa'da bulunan Şehit Nurettin Mahmut Zengi tarafından yapılması talimatı verilen kadim minber de yanmış oldu. Bu minber Kudüs'ün 583 yılında haçlılar elinden kurtarıldıktan sonra Mescid-i Aksa'ya Sultan Nasır Salahaddin Yusuf bin Eyyub tarafından getirilen minberdi. 

Buna ilaveten Ömer Camii, Zekeriya mihrabı, Erbain makamı ve Mescid-i Aksa'nın üç diğer revâkı, ayrıca Kubbe-tül Aksa'nın kavisleri ve ve bazı kubbelerin yükünü taşıyan sütunların temeli de bu yangında yandı ve böylece caminin kubbesi de çöktü. 

Uzmanların incelemelerine göre ise Mescid-i Aksa'da çıkarılan yangın Siyonist Rejim İsrail tarafından planlanan bir girişimdi. Yangının çıkmasının ardından suyun kesilmesi, su pompalarının kurulmasındaki ertelemeler ve de itfaiye ekiplerinin bu yangına müdahale etmesini engellemesi bu konuyu onaylamaktadır. 

Olayın bir gün sonrasında ise Denis Michael Rohan yangının faili olarak  23 Ağustos günü tutuklandı. Siyonist Rejim ise kamuoyunun dikkatini dağıtmak için Rohan'ı Yahudi olmayan Avusturyalı bir turist olarak tanıttı. Ancak onun yargılanması için başlatılan mahkeme duruşmasında onu psikolojik sorunlu biri olarak tanıtarak onu Avustralya'ya sürgüne gönderdi. 

Mescid-i Aksa'nın yakılması sadece Filistin milleti için değil tüm Müslümanlar için acı bir olaydı. 

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei ise Siyonist Rejim İsraillilerin Mescid-i Aksa'yı ateşe verme girişimleri ile ilgili şöyle bir açıklamada bulundu: "Mescid-i Aksa'nın yakılması olayı emperyalizm dünyasının Müslümanların hüviyetlerinin simgeleri ve tecellileri aleyhindeki süregelen yaklaşımlarının göstergesidir. Bu yüzdendir ki bu olay Müslümanların hafızasında kalmalıdır."

 Bu doğrultuda bu olaydan yıllar sonra camilerin farklı dönemlerdeki önemli ve rolünden dolayı İran İslam Cumhuriyeti 2003 yılında İslami Ülkelerin Dışişleri Bakanlarının Tahran'daki 30'uncu oturumunda camilerin Müslümanların vahdeti ve tek yürekliliğindeki rolünden dolayı katılımcıların kararı ile 21 Ağustos günü yani Mescid-i Aksa'nın yakılması yıldönümünü Dünya Camiler Günü olarak adlandırmasını önerdi. 

Bu öneri katılımcılar tarafından onaylandı ve böylece bu gün takvimlerdeki yerini aldı. Aslında bu karar ile İslami ülkelerden camilerin kutsal mekanlar olarak korunması ve rollerine önem verilmesi istendi. 

Aslında cami veya mescit Allah'a ibadet edilen yerdir. Mescit kelimesi ise secde edilen yer anlamına gelip toprağa uzanmak ve Allah karşısında diz çökmek kavramını taşıyan sücud kökünden gelmektedir. Dini kültürümüzde secde etmek insanın Allahu Teala'ya olan  ibadet ve kulluğun zirvesidir. Secdenin yapılması için en uygun yer ise mescit yani camilerdir. 

Tabii Kuran-ı Kerim'de mescit ve cami kelimeleri Allah'ın tapınağı kavramında kullanılsa da ancak Müslümanların toplanma noktası ve İslam ümmetinin bütünlüğünün ve tutarlılığının tecelli mekanı olarak da sayılmıştır. 

Camiler namaz kılanların vahdeti ve tek yürekliliğinin tecelli ettiği yer olup İslam'ın bekasını güvence altına almıştır. 

Camiler sürekli Müslümanları kendine çağırarak, onları bu mekanlarda toplanmasına, kolektif ruha, vahdete ve de düzenliliğe yönelmelerine davet etmektedir. Böylece camiler, Müslüman toplumların bireyini bireysellikten toplumsallığa yakınlaştırmak istiyor. İşte tam da bu nedenden dolayı Hz. Muhammes saa döneminde İslami hükümetin temelleri de camilerde atıldı ve İslam'ın temelleri ve ilkeleri de bu kutsal mekandan dünyanın diğer milletlerine yayılmaya başladı. 

Peygamber Efendimiz'in başlıca görevlerinden biri de tek tanrılığı yaymak olduğundan dolayı Hz. Muhammed saa ilk önce Müslümanların bir olan Allah'a tapması bağlamında ona dua etmesi için ihtiyacı olan camilerin kurulmasını emrediyordu. Peygamber Efendimiz Medine'ye yaptıkları ilk hicretinde İslam dininin yerleşmesi için inşa ettirdikleri ilk mekan Kuba mescidi idi.

Bu mescidin inşa edilmesi ile Medine'deki insanlar insani faziletleri, dini öğretileri kazanıp vahdet ve beraber yaşama duygusunu kazandılar. Bu mescit Peygamber Efendimiz'in siyasi heyetler ile yaptığı diyaloglar ve müzakerelerinin bile mekanı oldu. 

Cemiler ve mescitler birçok farklı görevler ve hizmet için de uygun mekanlar olmuşlardır. Bu işleyişlerin hepsi ise bir biri ile ilişkili olup bir birini güçlendiren işleyişlerdi. Bunun nedeni de tüm bu işleyişlerin nihai hedefi ve gayesinin Allah kelimesi ve insani kemal ekseni etrafında tanımlamasıdır. Bu yüzden bu farklı işleyişlerin hiçbiri öbürü ile çelişkili olmayıp öbür işleyişlere karşı gelmemektedir. Bu işleyişlerin hepsi insanın kemale ermesi ve yüceltilmesi doğrultusunda olmuştur. 

Bu çerçevede camiler ve mescitlerin ilk dönem İslam'daki asıl işleyişlerinden biri de Müslümanlara gereken eğitimlerin verilme mekanı olmasıdır. İslam tarihçilerinden naklen ilk dönem İslam'da camilerde ve mescitler tüm İslami ahkam ve maarif öğretiliyordu. Yine elimize yetişen belgeler dini ve bilimsel  eğitimlerin yanı sıra okuma ve yazmanın bile bu kutsal mekanlarda gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. 

Hicri Kameri dördüncü yüzyılın başlamasına değin camiler namaz vakitleri hariç çoğunlukla okullar ve medreselerin görevini yapıyordu. Daha sonraları ise eğitim merkezleri ayrıldı ve ve mektepler oluşturuldu. Aslında İslami medeniyetin çoğu bilim ve ilim büyükleri de camiler ve mescitlerde yetişen insanlardı. 

İlk dönem İslam'dan günümüze dek vaaz ve hitabe oturumları ve de din ve ilim ehlinin aydınlatıcı konuşmalarının çoğu camilerde gerçekleşmiştir. Aslında bu konuşmalar, hutbe okumalar ve vaaz vermeler Müslümanların uyanışında ve yönlendirilmesinde büyük bir rol oynamıştır. 

Hakkı arayan İslami hareketlerin çoğu da camilerden başlamıştır. Böylece camiler ve mescitler her daim dindar devrimciler ve mücadelecilerin toplandığı merkezler olmuşlardır. 

Öyle mücadeleler ve devrimler ki toplumlarındaki sapmalar ile mücadele vermeye çalışıp devrimler gerçekleştirmişlerdir. Bu devrimci hareketlerden biri de son on yıllarda Mısır'da başlayan İhvan Hareketi'dir. İhvan El Müslimin hareketinin lideri Hasan El Benna'nın öldürülmesinin ardından Mısır merkezi yönetimi bu harekete karşı çok sert bir tavır takındığında bu hareket üyeleri camilerden düşüncelerini yaymak ve propagandalarını yapmak için yararlanıyordu.

Camilerin devrimci hareketlerdeki rolünden bir diğer örneği de çağdaş devirde İran halkının Pehlevi Rejimi aleyhindeki devrimde camilerin rolü idi. Bu devirde camiler, despot Pehlevi Rejimi aleyhinde İslami bir hareketin oluşturulması ve gelişmesine etkin ve önemli bir oynayarak bu devrimci hareketin derinleştirilmesi ve pekiştirilmesi ve sonunda da zafere kavuşmasına inkar edilmez bir konuma sahipti. Aslında İslam İnkılabında camiler toplumun birleşmesine neden oldu. Çünkü her kesimden ve her gruptan insanlar bu kutsal mekanlara gidip orada Pehlevi Rejimi aleyhinde ortak mücadelelerinin koordinasyonunu yapıyordu. Tabii İran İslam Cumhuriyeti'nde Irak Baas Rejimi'nin İran'a dayattığı sekiz yıllık savaş döneminde de camiler seferber ve gönüllü güçlerin toplandığı hizmete alındığı noktalara dönüşmüştü. Böylece camiler ve mescitler dünya emperyalizminin İran İslam Cumhuriyeti'ne dayattığı savaşta  da büyük ve eksen bir rol oynadı. 

Camiler ve mescitler İslami medeniyette görsel ve biçimsel olarak da öyle tasarlanmışlardır ki Allah'ın birliğini ve Müslümanların vahdetini de yansıtmaktadır. İslami sanatkarlar her daim camilerde maneviyatı güçlendiren ve mümkünlerin kalbinde huzura yol açan mimari tarzlarını kullanmaya çalışmışlardır. Camiler ve mescitlerin mimarisindeki duvarlar ve eyvanın kıvrımları, mihrapların üstündeki kıvrım ve camilerin tavanlarındaki kavisler ve iç bükey, Allah'ın karşısındaki kulluğun, teslimiyetin ve rükuun temsilidir. İşte İslami mimarlar caminin yapımında bu hususlara dikkat etmişlerdir. 

İslami mimaride camilerin yapımındaki temel ögelerden biri de caminin kapalı alanıdır. Bu çatılı alan Müslümanların toplandığı onların birliğini temsil eden en önemli mimari öğesidir. Çatılı alan gerçekte toplumsal ve ibadi toplanmaların asıl noktası olup aslında vahdet ve birliğin çarpan kalbidir. 

Neticede İslam'ın temellerinin Allah'ın birliğine ve vahdaniyetine dayandığını bu eksende Müslümanların birliğinin ve vahdetinin oluşmasını söylemek gerekiyor. Tek Allah'a inanan vahdaniyeti kabullenen herkes, hangi ırktan, kabileden, aşiretten, gruptan, cenahtan ve partiden olursa olsun özellikle de namaz vaktinde pratikte Müslümanların birliğini gösterip aynı slogan ve aynı amel için koordineli bir şekilde camilere toplanır. Böylece camilerin İslam'ın çarpan kalbi olduğu yerleri ve gökleri bir birine bağlayan bir mekan olduğu, insanların bu mekanda gelişip kemale erebileceği bir yer olduğu söylenmelidir. 

Dünya Camiler Günü ise gerçekte bu kutsal mekanların ehemmiyetinin tüm Müslümanların küfür ve istikbar ile mücadelesinde bir ve beraber olması doğrultusunda hatırlatılması için altın bir fırsattır.