Sarı yelekliler hareketi - 2
Bugünkü sohbetimizde Sarı yelekliler hareketinin kısa vadede ortaya çıkış sebeplerini ve zeminlerini ele alacağız.
Bu sebepleri ve zeminleri üç başlık altında ele almak mümkün. Bunlar Fransa’da yoksulluğun yayılması, Fransa halkının devlet kurumlarına güvenini yitirmesi ve Fransa’da eşitsizliğin tırmanmasıdır.
Bu üç başlıktan ilk ikisini bugünkü sohbetimizde ve üçüncü başlığı da bir sonraki bölümde ele almak istiyoruz.
Fransa’da yoksulluğun yayılması bu ülkede Sarı yelekliler hareketinin ortaya çıkışının en önemli sebeplerinden biridir. Bu hareket 17 Kasım 2018’de Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un iktisadi ve vergi politikalarına itiraz etmekle doğdu. Macron’un 2017 yılında servet vergisini takriben kaldırma ve sermayelere uygulanan vergileri şiddetle düşürme gibi tedbirleri Sarı yelekliler hareketinin ortaya çıkmasında büyük etkisi oldu.
Gerçekte Macron’un iktisadi politikaları Fransa’da yüzde 1’lik Fransız zenginler camiasının mal ve servetinin daha da artmasına yol açtı. Oysa Fransa’da yakıt vergisinin arttırılması zayıf kesimlerin alım gücünü olumsuz etkileme kaygısını tetikledi.
Fransa iktisadi etüt ve istatistik milli merkezi INSEE’nin açıkladığı verilere göre 2018 yılının ilk dokuz ayında Fransa’da yakıta uygulanan vergiden elde edilen gelirde 1.4 milyar avro artış yaşandı ki bu da önceki gelire oranla yüzde 18 kadardı. Oysa firmalara uygulanan vergide yüzde 19 kadar düşüşle bu vergi miktarı 3.4 milyar avroya geriledi.
Yine Fransa’da diğer vergilerde ve özellikle servete, mirasa ve sermayeye uygulanan vergilerde yüzde 25 düşüş yaşandı ve 7.1 milyar seviyesinde kaldı. Tüm bu örnekler Fransa’da vergi sisteminde müthiş eşitsizlik uygulandığını gösteriyor.

Fransa iktisadi etüt ve istatistik milli merkezi INSEE’nin açıkladığı verilere göre, 2016 yılında Fransa halkının yaklaşık 8.8 milyonu yoksulluk içinde yaşıyordu. Bir başka ifade ile, 2016 yılında Fransa halkının yaklaşık yüzde 14 kadarı yoksulluk çizgisi altında yaşıyordu. Bu veriler Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron 13 Eylül 2018’de yoksullukla mücadele stratejisini açıklamadan iki gün önce yayımlandı. Resmi olan bu veriler yayımlandıktan 18 ay sonra Fransa’da yoksulluk oranı yüzde 5 kadar artarak yüzde 19.8’e yükseldi. Bu oran Fransa’da ortalama gelirin yüzde 60’ına göre hesaplanıyor. Buna göre ayda 1026 avrodan daha az geliri olan insanlar yoksul sayılıyor.

Gerçi Fransız ekonomi uzmanları ülkelerinde yoksulluk oranını hesaplamak için başka formülden de yararlanıyor. Örneğin eğer yoksulluk sınırını Fransızların ortalama gelirinin yüzde 50 kadarı olarak kabul edecek olursa Fransa halkının yüzde 8 kadarı yoksulluk çizgisi altında yaşıyor.
Bundan başka Fransa’da işsizlik oranı da yoksullukla sıkı ilişkisi bulunuyor. 2016 yılında işsizler, Fransa’nın yoksul kesiminin yüzde 38 kadarını oluşturuyordu. Yine ailevi durumların da iktisadi sorunlarla yüzleşmede önemli rol ifa ettiği belirtiliyor. Fransa’da tek ebeveynli ailelerin bu toplumun yüzde 34.8 kadarını oluşturduğu, sayıları iki milyonu bulan bu insanların yoksulluktan acı çektiği ifade ediliyor. Bu rakam ebeveynden ve bir veya iki çocuktan oluşan ailelerin dört katıdır. Üç veya daha fazla çocuklu ailelerde yoksulluk oranı ise yüzde 23.9 kadardır.

Fransa’da işsizler ve öğrenciler ve yine 18 yaşın altındaki gençler diğer kesimlere nazaran daha çok yoksulluktan acı çekiyor. Buna karşın yoksulluk oranı serbest meslek sahipleri ve ayrıca 18 yaşın üzerindeki kesimde de önemli düzeyde yüksek olduğu anlaşılıyor.
15 – 24 yaş grubunda yer alan Fransız gençler diğer yaş gruplarına nazaran daha fazla işsizlikten acı çekiyor. Son yıllarda Fransa’da gençlerin arasında işsizlik oranı sürekli üst düzeylerde seyrettiği ve inişli çıkışlı sürecine rağmen her zaman yüzde 20’lerin üzerinde olduğu ifade ediliyor. Oysa aynı ülkede 25 – 49 yaş grubunda ve yine 50 yaşın üzerindeki grupta işsizlik oranı yüzde 10’un altında olduğu anlaşılıyor.
Fransa’da yoksulluk çizgisi kişi başına ayda bin avro olarak belirleniyor. Buna karşın yoksulluk hissi yoksulluk çizgisiyle sınırlı kalmıyor. Fransa’da birçok insan hükümetin verilerine göre yoksul sayılmazken, yoksul olduklarını ifade etmek için haklı gerekçeleri bulunuyor. Bu kesime göre Fransa hükümetinin yoksullukla ilgili verileri, sosyolojik anlamdan çok uzak duruyor.
Tahran üniversitesi hocası Dr. Roksana Niknami bu konuda şöyle diyor:
İktisadi eşitsizlik ve yakıt fiyatlarının artması Fransa halkını ciddi iktisadi sıkıntılarla karşı karşıya getirdi. Hükümetin yakıt fiyatlarını arttırma konusuna bakışı, sera gazlarını azaltmaya yönelikken, Fransız halkı aylık gelirine ve geçimine bakıyor, zira bu artış onların alım gücünü azaltıyor. Bu durum Fransız halkının en büyük kaygısı ekonomi olduğunu gösteriyor. Fransa halkı ülkelerini yöneten yönetimin Robin Hood gibi olduğunu, yani halkın cebinden çalarak yine halka yardım ettiğini düşünüyor.
Fransa’da yoksul insanların yüzde 65 kadarı büyük kentlerde yaşıyor. Ancak bu kentler gelir dağılımında eşitsizliği çok fahiş bir şekilde gözler önüne seriyor; zira en zengin Fransızların yaşadığı bu kentlerde yoksul sınıfın hızla büyüdüğü gözleniyor.
Ipsos anket kurumunun 2018’de yayımladığı anketin sonuçlarına göre Fransa’da halkın yüzde 21 kadarı üç öğün sağlıklı yiyecek temin etmekte sıkıntı yaşıyor. Yine Fransa halkının yüzde 19 kadarı da çocuklarını beslemek en büyük mali sıkıntılarından biri olduğunu söylüyor. Ipsos’un anketine katılanların yüzde 27 kadarı da taze meyve ve sebze alımında, yüzde 22 de haftada bir öğün balık temin etmekte sıkıntı çektiklerini kaydediyor.
Bu arada Fransa’da son on yılda et tüketiminde yüzde 12 gerileme yaşandığı ve Fransa halkının yüzde 17 kadarı düzenli olarak et tüketemediği belirtilmelidir.
Yine Ipsos anket kurumunun yaptığı anketin sonuçlarına göre ailelerine bakmakla yükümlü olan kadınlar, ailelerini geçindiren erkeklere nazaran ihtiyaç duydukları gıda maddelerini temin etmekte daha fazla mali sıkıntı çekiyor.
Fransa’da yoksulluğun yayılmasından başka, halkın devlet erkanlarına güvenmemesi, Sarı yelekliler hareketinin başlamasının bir başka önemli sebebidir.
Bazı gözlemciler ve uzmanlar, Sarı yelekliler hareketini Fransa toplumunda siyasi derin güven krizinin tercümanı nitelemek gerektiğini belirtiyor. Bu kriz gerçi Fransa toplumunda onlarca yıllık maziye dayanıyor, fakat Emanuel Macron iktidarı döneminde çok büyük boyutlara ulaştığı anlaşılıyor.
2009 yılından bu yana Paris siyasal bilimler müessesesi siyasi etüt merkezi her yıl Fransa’da halkın siyasi güven düzeyini değerlendiriyor. Merkezin 2018 yılında yayımladığı araştırma sonuçlarına göre Fransa halkının yüzde 83 kadarı siyaset adamları kendi çıkarlarından başka bir kaygıları bulunmadığına inanıyor. Yine Fransa halkının yüzde 69 kadarı da siyasi yetkililerin halkın sorunlarına gerçekçi olmayan bir açıdan baktığını düşünüyor.
Paris siyasal bilimler müessesesi siyasi etüt merkezinin 2018 yılında yayımladığı bir anketin sonuçlarına göre, Fransa halkının yüzde 62 kadarı birçok siyasi yetkilinin bir tek kendi çıkarlarını ve zenginlerin isteklerini düşünüyor. Yine Fransa halkının yüzde 34 kadarı da ülkelerinin siyasi rejimi onur duyulacak bir şey olmadığına inanıyor.
Paris siyasal bilimler müessesesi siyasi etüt merkezinin 2018 yılında yayımladığı bir başka anketin sonuçlarına göre, Fransa halkının yüzde 31 kadarı bu ülkenin politikacıları saygıyı haketmediklerine inanıyor. Yine Fransa halkından sadece yüzde 29’u milli meclise, yüzde 32’si AB’ye, yüzde 30’u cumhurbaşkanına ve yüzde 30’u hükümete güveniyor. Bu arada Fransa halkının yüzde 53’ü belediyelere, yüzde 43’ü eyalet konseylerine ve yüzde 41’i bölgesel konseylere güveniyor, ki bu oranlar Fransa halkının yerel kurumlara milli kurumlara veya AB’ye kıyasla daha çok güvendiğini gösteriyor.
Aslında Fransa halkının devlet erkanlarına güvenmemesi, bu ülkenin sosyal durumundan kaynaklanıyor, ki bunun esas sorumluları da ülkeyi yönetenler olduğu anlaşılıyor. Yine Fransa halkının sadece yüzde 27’si sendikalara, yüzde 24’ü medya organlarına ve yüzde 9 kadarı siyasi partilere güveniyor. Uzmanlar Fransa’da siyasi nizam Avrupalılaşmasından sonra halkın yönetime güvensizliği arttığını belirtiyor.
Yine birçok uzmana göre, Fransa’da halkın hakimiyet erkanlarına güvensizliğinin bir başka sebebini, şimdiki Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un davranışları, kişiliği ve konuşma tarzında aramak gerekir.
Cumhurbaşkanı Macron bu mevkiye geldikten sonra demokratik katılım ilkesini hiç sayarak aracı kurumları marjinalleştirdi ve aşağılayıcı ve rahatsız edici sözleri ile Fransa toplumunda hakimiyeti olan güvensizliği daha da derinleştirdi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron 2017 yılında bir stratupta yaptığı konuşmada zayıf kesimleri değersiz insanlar telakki etmişti. Macron yine Eylül 2017’de bir konuşmasında iş yasasına karşı çıkanları bir avuç korkak niteledi. Bu tür açıklamalar yüzünden Macron’un halk arasında desteği 2018 yılında oldukça geriledi. Sarı yelekliler hareketi Macron’u otoriterlik ve zayıf kesimleri aşağılayan bencil bir lider olmakla suçluyor.
Sarı yelekliler hareketi Cumhurbaşkanı Macron’u elit kesimin yoksul ve az gelirli sınıfa karşı temsilcisi olarak görüyor. Fransız sosyolog Pierre Sansot ise bu iki kesim arasındaki uçurumun asla doldurulamayacağını belirtiyor.
Economist dergisi bir raporunda dünyada demokrasi endeksini ele alarak 2018 yılında demokrasi durumunu inceledi. Raporda Fransa 167 ülke arasında 29. sıraya yerleşerek eksik demokrasi ile yönetilen ülkelerden biri oldu. Fransa 21 Batı Avrupa ülkesi arasında da 16. sıraya yerleşti.
Economist dergisinin raporunda Kuzey Avrupa ülkeleri, İrlanda, İsviçre ve Hollanda, Avrupa’nın en demokratik ülkeleri olarak ifade ediliyor. Bu arada Fransa 2017 ve 2018 yılında yerini korurken, 2012 – 2016 yılları arasında kalan sürede gerilediği anlaşılıyor.
Görünen o ki Fransız yetkililer derginin raporunu ve diğer uzmanların yorumlarını bu ülkenin demokratik siyasi düzeni için bir uyarı olarak telakki etmeleri gerekiyor. Ancak Macron aynı yöntemle ülkeyi yönetmeye devam ederse, Sarı yelekliler hareketinin daha uzun bir süre devam edeceği söylenebilir.
Değerli dinleyiciler, Fransa’da başlayan ve Avrupa’ya yayılan Sarı yelekliler hareketinin mahiyetini, ortaya çıkış sebeplerini, hareketin siyasi, güvenlik, sosyal ve iktisadi sonuçlarını, ufkunu, başka ülkelerde benzer hareketlerin üzerindeki tesirlerini ve uluslararası uzmanların ve düşünce merkezlerinin hareketle ilgili görüşlerini ele aldığımız programımızın 2. bölümünün sonuna geldik. Esen kalın012