Sarı yelekliler hareketi - 4
Hatırlanacağı üzere geçen bölümlerde Sarı yelekliler hareketinin ortaya çıkış sebeplerini anlatırken, kısa vadede üç temel sebepten söz etmiştik.
Bu üç sebep Fransa’da yoksulluğun yayılması, Fransa halkının devlet erkanlarına güvenmemesi ve bu ülkeye hakim olan eşitsizlik durumu olduğunu beyan ederek her üç sebebi detaylı bir şekilde gözden geçirdik.
Şimdi bugünkü sohbetimizde Sarı yelekliler hareketinin uzun vadeli sebeplerini ele almak istiyoruz. Bu sebepler AB genelinde mali kriz, Fransa’da son onyılda kırılgan ekonomi ve bu ülkede sosyal konumun çökme korkusuyla ilgilidir.
Avrupa birliği ya da resmi olmayan adıyla Maastricht anlaşması 7 Şubat 1992’de üye ülkelerin arasında imzalandı. Bu birlik üye ülkelere avro ortak parası, ortak dış politika ve ortak güvenlik gibi bazı ortak değerleri armağan etti. Ancak bir süre sonra AB ortak parası avronun bazı üyeleri birlik anlaşmasındaki kurallara ve ilgili standartlara uymamaları yüzünden avro bölgesinde mali kriz zemini oluştu. AB liderlerinin 2000 yılında Yunanistan gibi zayıf ve asgari iktisadi kriterlere sahip olmayan ülkeleri kabul etmeleri 2012 yılında bu ülkenin 350 milyar avro bütçe açığı ile AB’nin başını iyice ağırttı.
AB’nin birçok üyesini saran mali ve iktisadi kriz her şeyden önce Avrupa ülkelerinin sosyal sigorta, iktisadi ve kültürel meselelerde ne kadar sorun yaşadıklarını ortaya koyuyor. Nitekim İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, İspanya ve diğer bazı üye ülkelerde 2011 yılından itibaren başlayan itiraz ve protesto hareketleri bu sorunların en iyi yansımasıdır. Gerçekte Avrupa’da mali kriz avro bölgesine üye ülkelerin iktisadi ayrışmaya başladığının ifadesidir, nitekim bu kriz İrlanda, Portekiz, Macaristan, Polonya, Hırvatistan, Romanya, İspanya, İtalya ve hatta Fransa’yı büyük potansiyel sosyal ve iktisadi sarsıntılarla karşı karşıya getirdiği anlaşılıyor.

Nisan 2010’un başlarından itibaren Yunanistan’dan başlayan Avrupa’da mali ve iktisadi kriz yeşil kıtanın ve küresel piyasaların mali piyasalarında kaygı ve heyecandan büyük bir dalga yarattı. Bu kriz çok hızlı bir şekilde büyük boyutlara ulaştı. AB üyelerinin ortak para biriminin istikrarsızlaşması avro bölgesini ciddi bir şekilde tehdit etmeye başladı. Yabanca bankalara fevkalade ağır borçlar sadece Avrupa ülkeleri değil, diğer birçok ülkeyi de zor duruma soktu. Gerçekte ülkelerin mali ve ticari ilişkilerinin komplike olması bu krizin çok hızlı bir şekilde dünyanın diğer ticari bölgelerine de yayılmasına yol açtı.
Avrupa birliği adlı kitabın yazarı Dr. Said Haluzade şöyle diyor:
Avrupa’nın mali krizi ilkin avro bölgesinin en zayıf halkası olan Yunanistan’da kendini gösterdi. Yunanistan istikrarsız mali ve iktisadi durumu yüzünden Avrupa’nın para ve mali durumunu derinden etkiledi ve Avrupa, Asya ve Amerika’da mali piyasalarda borsaları olumsuz etkiledi ve sonuçta her üç kıtada borsa endeksleri hızla düşüşe geçti.
Yunanistan yönetimi 2010 yılının başlarında borçlarının üstesinden gelemeyince avro başta karşısında yüzde 20 olmak üzere diğer dövizlere karşı değer kaybına uğradı. Bu kriz dünya borsalarını adeta çökme noktasına getirdi. Öte yandan 2012 yılında AB’nin büyük ülkelerinin borçlarını ödeme tarihinin yaklaşması da şartları daha da kötü hale getirmişti. 2012 yılında İtalya 320 milyar avro, Fransa 285 milyar avro ve Almanya 219 milyar avro dış borcu vardı.
Avrupa birliği meseleleri uzmanı Dr. Said Haluzade şöyle diyor:
Yunanistan’ın Avrupalı ortakları üyelerden biri, velev ki hesabı kötü olsun, avro bölgesinden çıkmasına sıcak bakmıyor. Yunanistan’ın iflas etmesi ve avro bölgesinden çekilmesi, siyasi ve kimlik bakımından ciddi bir hüsran olurdu. Bu hüsran Avrupa’nın birliğini ve federalizmi savunanların hedefleri ile tamamen zıt bir konudur. Bu yüzden bu kesim Yunanistan’la uzlaşmak ve ellerinden geldiğince bu ülkeye kemerleri sıkma şartlarını kabul ettirerek belli bir sürede iktisadi ve mali sorunları ve devasa borçlarının üstesinden gelmesine yardımcı olmak zorundaydı. buna karşın unutmamak gerekir ki Almanya ve Fransa’nın Yunanistan’a kredileri de bu ülkelerin vergi mükelleflerinin ödediği vergilerden temin edilmiştir. Gerçekte Avrupa liderleri Yunanistan’ı kurtarmaya çalışırken, kötü tedbirleri ile kendi ekonomilerini korkunç zararlara maruz bıraktılar.
Avrupa’da patlak veren iktisadi krizin ardından başta Fransa olmak üzere Avrupa’da çeşitli iktisadi sektörler çalışanlarını ihraç etmeye başladılar. Bankacılık, otomotiv, sigorta, nükleer sanayi, ilaç sanayileri, ulaştırma ve nakliyat sektörleri iktisadi krizden etkilenen sektörlerdir.
Fransa’nın yoksullukla mücadele politikaları milli konseyi ve ayrıca yoksullukla mücadele milli gözetleme merkezi 2011 yılında ayrı ayrı raporlarda Fransa’da yoksulluğun kesin verilerini saklayarak, sadece yoksul çocukların durumu ve yine Fransız gençlerin istihdam meselesinden kaygı duyduklarını belirtmekle yetindiler.
Fransa’da mali ve iktisadi siyasetlerin gerçekleşmemesi ve sağcı Cumhurbaşkanı Nikolas Sarkozy yönetimi 2007 ila 2012 yılları arasında yoksulluk ve işsizlikle mücadelede başarı kaydedememesi yüzünden 2012 cumhurbaşkanlığı seçimlerini sosyalist Fransuva Oland kazandı. Oland yönetiminin sosyal işler Bakanı Marisol Touraine 10 Aralık 2012’de yoksullukla mücadele milli konferansında Fransa’da yoksullukla ilgili verileri açıkladı; açıklama Fransa medyasında hayretle karşılandı.

Fransız Bakan Touraine şöyle dedi: 2012 yılında Fransa’da yoksulluk endeksi yüzde 14.1 seviyesine ulaştı. Bir başka ifade ile bu rakam 1997 yılından beri en yüksek seviyeye ulaştı. 8.5 milyon Fransız ayda 964 avrodan daha az bir gelirle geçiniyor. Bu insanlardan yarısı ayda 781 avro aylık geliri ile yaşıyor. 18 – 24 yaş grubundaki Fransız gençlerin yüzde 22.5 kadarı yoksulluk çizgisi altında yaşıyor. 3.6 milyon Fransız vatandaş uygunsuz evlerde barınıyor, ya da hiç bir barınağı bulunmuyor. 2.7 milyon Fransız vatandaş çok zor şartlarda ve kalabalik yerlerde barınıyor.Fransa’da Sarkozy ve Oland yönetimleri sırasında yaşanan iktisadi kriz yüzünden işsizlerin sayısı 2008 yılının ortalarında 2 milyondan 2014 yılının ortalarında 2.8 milyona yükseldi. Bir başka ifade ile işsizlik oranı yüzde 7.3’ten yüzde 10.2 seviyesine yükseldi. Bu artış gerçekte yüzde 40 kadardı.Fransa’da Emanuel Macron yönetiminde ülkenin kırılgan ekonomisinin devam etmesi bu ülkede sosyal çöküş korkusu tırmandırdı. Bazı uzmanlar Fransa’da sosyal çöküş korkusu zamanla sınıfsal mücadelenin yerini aldığına inanıyor. İstihdam alanı uzmanları sınıfsal çöküşle ilgili üç çeşitten söz ediyor. bunlar kuşaklar arası sınıfsal çöküş, istihdamdan kaynaklanan sınıfsal çöküş ve bir de iş sözleşmeleri ve ücretlerin düşürülmesinden dolayı sınıfsal çöküştür.

Bu konuda araştırmalar 2000 yılından itibaren başladı. Fransa’nın iktisadi etük ve istatistik milli merkezi 2017 yılında Fransız firmalarda çalışan insanların üzerinde yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre bu kesimin yüzde 10 kadarı sınıfsal çöküş kapsamına girdiği anlaşılıyor. Yine Fransa’da iktisadi büyümeyi temsil eden çalışan insanların yüzde 15 ila 20 kadarı, iş güvenceleri olmaması ve sınıfsal çöküşten acı çektiklerini belirtiyor. Merkezin 2017 verileri Fransa halkının dörtte biri ebeveynlerine nazaran daha düşük iktisadi büyüme hızına sahip olduklarını gösteriyor.
Fransa’da halkın yüzde 60 kadarı sokaklarda kalmaktan korkuyor. Oysa bu ülkede nüfusun ancak yüzde 0.16 kadarı pratikte sokaklarda yatıyor. Bir başka ifade ile, Fransa halkı bir nevi ızdırap ve korkuya kapıldığı anlaşılıyor. Kuşkusuz Fransa halkının bu kaygısında konut fiyatlarının artması, borçların yükselmesi ve benzeri durumların etkisi olmuştur. Bu yüzden Fransa halkı sınıf değişmesini sınıfsal çöküşle eş anlamlı olarak telakki ediyor.
Genel bir değerlendirmede Sarı yelekliler hareketi bazı kısa ve uzun vadeli sebeplerin sonucu doğduğu söylenebilir. Hareketin kısa vadeli sebepleri arasında yoksulluğun yayılması, gelir dağılımında eşitsizliğin tırmanması, eğitim sisteminde adaletsizlik, iş fırsatlarında ayrımcılık, uygun konut temin etme zorluğu, sağlık hizmetlerinin kolay ulaşılmaz olmaması, yaşama umudu, büyük kentlerin insanları ile varoşlarda yaşayan insanların arasında fırsatların eşitsizliği ve yine Fransa halkının medya, sendika, siyasi parti gibi kurumlara ve özellikle Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’a güvenmemesi yer alıyor. Uzun vadeli sebeplere gelince, Avrupa’da iktisadi ve mali kriz, avro bölgesinde kriz ve Fransa gibi ülkeleri etkilemesi ve sosyal çöküş korkusuna temas edilebilir.