Amerika'nın Biyolojik Silahları Geliştirme Çabası
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i146853-amerika'nın_biyolojik_silahları_geliştirme_Çabası
Bu bölümde Amerika'nın biyolojik silah üretme girişimlerine ve programlarına ve Amerika'nın biyolojik silahların üretimi ve geliştirilmesini yasaklayan anlaşmaları ihlal etmesini ve buna gelen itirazları ele alacağız.
(last modified 2022-10-07T16:32:52+00:00 )
Mayıs 06, 2020 11:33 Europe/Istanbul

Bu bölümde Amerika'nın biyolojik silah üretme girişimlerine ve programlarına ve Amerika'nın biyolojik silahların üretimi ve geliştirilmesini yasaklayan anlaşmaları ihlal etmesini ve buna gelen itirazları ele alacağız.

Biyolojik silahlar, insanları öldürmek veya onlara zarar vermek için  mikroorganizmalar aracılığı ile üretilen  bakteriler, virüsler, mantarlar, zehirler veya zehirli maddeler içeren araçlardır.  Biyolojik silahlar kişileri hedef almak veya bir topluma, binlerce insana gizlice saldırmak için kullanılır. 

Biyolojik silahların şekillenmeye başlamasından beri  bu tür silahların kullanılmasından güdülen asıl amaç  düşman saflarında zayiatı arttırmaktı.   Birinci ve İkinci Dünya Savaşında biyolojik girişimler ve saldırılardan güdülen hedef düşmanların öldürülmesi olsa da mevcutta tanımlanan yeni modellerin hedefleri değişmiştir. Bu çerçevede biyoterörizm bu modellerden biri sayılır. 

Biyoterörizm  ise canlı organizmaları, mikropları, virüsleri ve zehirleri  kasten özel şahıslara, askeri komutanlara, liderlere, başkanlara zarar vermek veya hükümetleri korkutup şantaj yapmak için baş vurulan yöntemdir.  Biyolojik savaşların bir başka modelinde ise biyolojik silahlar, bir ülkenin ve birkaç ülkenin gıda sektörünü hedef almak, virüse dayalı saldırılar gerçekleştirmek, insan ve hayvanı ortak bir şekilde etkilemek için kullanılmaktadır. 

Bu tür biyolojik savaşlarda asıl hedef saldırıya uğrayan ülkenin ekonomisinin etkisiz hale getirilmesidir.  Kimi stratejistler ve biyologlar ise  2002 ve 2003 yılında Çin'de SARS virüsünün yayılması da bu ülkenin ekonomisini etkilemek adına yapılan bir biyolojik terörizm girişim olduğunu düşünüyorlar. 

Biyolojik silahlar  düşük öldürme oranı, yüksek epidemik oranı, gizli olma gücü, insan ve hayvan arasında ortak olma, ilaçsız ve aşısız olma ve aniden patlak verme gibi özelliklere sahiptir.  Bu çerçevede bu tür saldırıların en önemli özelliği genel olarak düşük ölüm oranlı ve yüksek yayılma oranlı olmasıdır. 

Bu arada doğa da bu biyolojik saldırı maddeleri ile kirlenirse  insan toplulukları için uzun vadeli olarak büyük tahditler oluşturabilir.   Bunun son yıllardaki açık örneği de son aylarda karşısında mücadele vermekte olduğumuz Kovid-19 hastalığıdır.   Bu virüs görülmemiş etkileri ile tüm dünyayı sarsmış ve belki de insanlık tarihinin en etkin olaylarından biri olmuştur.

Böylece biyolojik etkenin diğer konvansiyonel olmayan silahlardan bile daha yıkıcı ve denge bozucu olduğu ortaya çıkmıştır.  Amerika eski savunma bakanı William Cohen  bu hususta şöyle bir açıklamada bulunmuştur:"  Yüz kilogram Şarbon hastalığı etkeni içeren bir saldırı  bir mega tonluk nükleer bombadan daha ölümcül, bombanın 6 katı daha şiddetli sonuçlar doğurabilir. "  Cenevre'de imzalanan 1925 konvansiyonu ve de 1975 biyolojik silahlar konvansiyona göre  mikrobik veya biyolojik silahların üretimi ve geliştirilmesi yasaklanmıştır.  

Amerika ordusu ise İkinci Dünya Savaşı başlamadan önce biyolojik silahları araştırma ve geliştirme çalışmalarına başladı.  1943 yılında Amerika ordusu sıhhiye birlikleri komutanı  halihazırda 490 hektarlık bir alanı kapsayan  Meryland eyaletinde  bir milyon dolarlık bütçe yardımı ile biyolojik silah laboratuvarlarının kurulması için Fort Detrick isimli bir üs kurdu.    Bu çalışmaların hedefi ise  biyolojik saldırılara karşı caydırıcılık gücünün kazanılması ve karşılık verilmesi gücünün elde edilmesi idi. İkinci Dünya Savaşının sonunda 1945 yılında bu üssün laboratuvarlarında birçok hastalığın nedenleri üzerinde çalışmalar ve araştırmalar yapıldı. 

İkinci Dünya Savaşının ardından  bu araştırmalar ise Amerika hükümetlerinin büyük destekleri ile geliştirildi ve insan üzerindeki tehlikeli deneyler de başlamış oldu. Bu askeri üste farklı bakteriler ve virüsler kimi zaman tamamen habersiz olan  insanlar üzerinde bile denendi.  Bu araştırmalar çerçevesinde yapılan deneyler Afrika, Vietnam, Küba, Kuzey Kore ve Avrupa'da uygulanmasının yanı sıra  birçok Amerikan askeri ve sivil halkı da bu testlere tabi tutuldu. 

Bu süreç 1969 yılına kadar Fort Detrick üssünde devam etti. Bu yılda ise Amerika görünüşte biyolojik silahlar araştırmalarını resmen bıraktı ve sözde bulaşıcı hastalıklar ile araştırmalar yapmaya aşı bulmaya çalıştı.   Ancak bu mesele hiçbir zaman gerçek anlamı ile gerçekleşmedi ve biyolojik silah çalışmaları devam etti.  

11 Eylül olayının ardından neo-muhafazakar G.W.Bush hükümeti aniden biyolojik silahlar araştırmalarının bütçesini iyice arttırdı ve bu bütçenin büyük bir bölümü de Fort Derick üssüne verildi.   Amerika makamlarına şarbon hastalığına bulaşılmış mektupların gönderilmesi ise bu girişimin bahanesi idi. Bu çerçevede Amerika kongresi ve halkı düşmanların biyolojik silah kullandıklarını bahane göstererek hastaların tedavisi için ayrılan paraları  biyolojik silahların üretimi ve geliştirilmesine ayırdı. 

Bush hükümetinin  biyolojik silahlar alanındaki çalışmaları  geliştirmeye vurgusu ile Amerika ordusu  Fort Derick'teki enfeksiyonel hastalıklar askeri enstitüsünü  sözde biyolojik savunma kompleksine dönüştürdü. O dönemde Amerika ordusu bir bildiri yayımlayarak  çalışmalarının sırf caydırıcılık ve savunma mahiyeti taşıdığını öne sürdü. 

Fort Derick askeri üssündeki laboratuvarlarda yaklaşık 1800 kadar uzman ve bilim insanı  bakteriler ve virüsler gibi tehlikeli organizmalar üzerinde çalışmaktadırlar. Tabii Amerika ordusu  bu dev kompleksin aşı üretmek  ve biyolojik savunma alanında çalıştığını iddia ediyor.  Amerika ordusunun tüm iddialarına rağmen  bu iddiaların yalan olduğu da aşikardır. 

Bu hususa ilgi duyan isimlerden biri de İllinois Üniversitesi hukuk hocası Prof. Francis Boil'dur. Bu isim, Fort Derick üssündeki çalışmaların genetik mühendisliği çerçevesinde hastalık doğuran genetikleri üretmek üzerine olduğunu söylüyor.  Boil'un dediğine göre bu tür faaliyetler başta da hastalık doğuran etkenlerin silah olarak kullanılma doğrultusundaki incelenmeleri saldırgan biyolojik çalışmaların göstergesidir. Kimi Amerikan bilim insanları da bu hususu onaylamaktadırlar. 

Kaliforniya Üniversitesi  Mikrobiyoloji Bölümü hocalarından Marck Wallice ise Fort Derick faaliyetleri ile ilgili şöyle diyor:"  Sorgulanmayacak bir husustur. Çünkü saldırılarda kullanılacak biyolojik silahların üretimi için neler yapabilecekleri aşikardır. "

Wallice sözlerine şunları da ekliyor:"  Amerika, farklı hedefler doğrultusunda patojenleri üretmek istiyor. Amerika bu patojenlerin kontrolü ve yayılması için yeni yöntemler arayışındadır.  Amerika bu patojenleri doğa tarafından yok edilmeyecek şekilde üretmek istiyor. " 

Amerika'nın 1932 yılından beri biyolojik silah kullanma çalışmalarına baktığımız zaman  bu insan hakları öncüsü olduğunu iddia eden ülkenin kimi bakteri, mikrop ve virüsü hem kendi ülkesinde hem de diğer ülkelerde yaydığı görülmektedir.    Tabii Amerika kolay erişimi yüzünden ilk olarak bu çalışmalarda kendi azınlıklarını veya mahpuslarını deneylere tabi tutmaktadır. Bu çerçevede Amerika savunma bakanlığı  1951 yılında  laboratuvar dışında açık hava deneylerini virüsler ve bakteriler aracılığı ile başlattı.  Bu deneyler 1969 yılına kadar devam etti ve birçok bölge de bu deneylerden etkilendi.  

1977 yılında  Senato'daki sağlık ve bilimsel araştırmalar bölümü  1949 ila 1969 yılları arasında 239 yerleşim bölgesinin  tehlikeli biyolojik etkenler ile kirlendiğini açıkladı.  Bu çerçevede Amerika ordusunda çalışan Hanley Wattson ise yazdığı mektupta  Amerika ordusunun 1950 yılından en az 1976 yılının ortalarına dek  insanlar üzerinde sayısız deneyler gerçekleştirdiğini Amerika'nın 12 bölgesinde mikrobik ve biyolojik saldırılarının simülasyonunu yaptığını ifşa etti.    

1987 yılında ise Amerika savunma bakanlığı Amerika'nın biyolojik silahları konvansiyonuna katılmasına rağmen 127 merkez ve üniversitede çalışmaların devam ettiğini itiraf etti. Kongre'nin 1986 raporuna göre Amerika'daki biyolojik silahları şu şekilde idi:  Manipüle edilmiş virüsler,  doğal zehirler ve Genetik olarak değiştirilmiş organizmalar. Bunların aşısı olmadığı unutulmamalıdır.      

Ekim 2019'da ise İndependent gazetesi yayımladığı raporda  kimi bilim insanları ve avukatların Amerika ordusunun virüsleri böcekler aracılığı ile yayma çalışmalarının bir tür biyolojik silah üretimi olduğu konusunda uyarıda bulunduklarını bildirdi. Bu grubun söylediğine göre Amerika ordusu  bu böcekler aracılığı ile istediği yerde tarımsal ürünleri kirletmek için bu silahı geliştirmek istiyor.   Aslında Amerika ordusunun böyle bir girişimi dünyamızı çok ciddi bir tehlike ile de karşı karşıya bırakacaktır. 

Aslında Amerika dış düşmanlarına karşı da defalarca biyolojik silah kullanmıştır. Amerika ordusu biyolojik silahları arasında kirli böcekleri bile kullanmıştır.  Amerika ordusu 1954 yılında bu böcekleri denedi.  Bu deneyden bir kaç yıl sonra Sovyetler Birliği  Amerika'yı Çin ve Kuzey Kore'ye biyolojik bombalar atmakla suçladı. 1981 yılında ise Küba hükümeti   Amerika ordusunun biyolojik saldırıları sonucu 300 vatandaşının deng hummasına yakalandığını  ve kan kaybetme yüzünden hayatlarını bir bir kaybettiklerini duyurdu.   

Sovyetler Birliği de 1980'li yıllarda kimi belgeler ve kanıtlara dayanarak  Amerika'nın  Pakistan ve Afganistan'a Deng humması virüsü yaymak  ve epidemi haline getirmek için adam gönderdiğini ileri sürdü.  1983 yılında ise Amerika Irak Baas Rejimini İran İslam Cumhuriyeti karşısında donatmak için biyolojik etkenleri Saddam Rejimine verdi. Bu çerçevede Washington dünyanın farklı noktalarında   facia yaratacak çalışmaları doğrultusunda yeni tesisler ve merkezleri de devreye sokmuştur. 

Amerika 1972 yılında onaylanan ve 1975 yılından itibaren uygulanmaya başlanan biyolojik silahlar konvansiyonuna üye olmasına rağmen  pratikte insanlık dışı türlü silahların öncü geliştiricilerinden olmuştur. Geçen Ağustos'a kadar ise 183 ülke bu anlaşmaya katılmışlardır.  Burada ilgi çeken nokta ise Amerika'nın suçlu konuma gelmemesi için  hem suçlu hem güçlü bir şekilde bu konvansiyonu sözde savunmaya başlamasıdır.     

Amerika dönem dışişleri bakanı Hillary Clinton ise 5 Aralık 2011'de İsviçre'deki biyolojik silahlar konvansiyonu revizyonu oturumunda  şöyle bir açıklamada bulunmuştu:"  Amerika, biyolojik silahların kontrolü ve denetlenmesi için küresel çabaların daha hassas bir şekilde yürütülmesini umut ediyor. "    Amerika'nın biyolojik silahların yayılmasından duyduğu kaygı açıklamaları aslında dünya kamuoyunun saptırılması ve yaptıklarını örtbas etmek doğrultusunda değerlendirilebilir.   

Amerika hükümeti ülke içinde onlarca büyük biyolojik laboratuvara sahip olmasının yanı sıra ülke dışında da biyolojik silah laboratuvarlarını arttırmaya başlamıştır.   Biyolojik etkenlerin kullanılmasının ve programlarının geliştirilmesinin Washington açısından  öneminden dolayı kimi tahminlere göre Amerika dünya genelinde 200 kadar biyolojik silah laboratuvara sahiptir.   

Gerçekte Washington  daha önce da başına geldiği gibi Amerika içinde biyolojik faciaları önlemek için  laboratuvarlarını Amerika  topraklarının dışına taşımıştır.   Halihazırda   Amerika'nın virüs üretebilecek asıl laboratuvarları  4'üncü derece laboratuvarlarıdır. Bunlar en yüksek güvenlik protokollerine sahipler. 

Rusya güvenlik konseyi sekreteri Nikolay Patruşev'in söylediğine göre Pentagon dünya genelinde biyolojik laboratuvarlar yapmaktadır. Bu laboratuvarlar ise biyolojik silahları yapmak için kurulmuş ve bu da küresel bir kaygıya neden olmuştur. 

Genel olarak son onyıllarda  Amerika dünyanın farklı noktalarında Afrika'dan Güney Asya'ya kadar Avrupa'dan Amerika'ya kadar biyolojik araştırmalar laboratuvarları kurmuştur. Bu çerçevede Amerika Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından Ukrayna, Gürcistan, Özbekistan, Azerbaycan Cumhuriyeti ve Kazakistan'da bu laboratuvarları kurmuştur.    

İran İslam Cumhuriyeti sivil savunma örgütü başkanı Gulamrıza Celali ise Mart 2020'de  İran, Rusya ve Çin etrafında yaklaşık 4'üncü seviyede bulunan 25 Amerikan laboratuvarının bulunduğunu bunların uluslararası sistemin denetimi dışında gizli  biyolojik çalışmalar yaptığını söyledi.  Aslında bu laboratuvarlar virüsleri biyo-silaha dönüştürebilir. 

Araştırmalara göre Çin'in etrafındaki Kazakistan, Laos, Vietnam, Tayvan, Güney Kore, Filipinler, Tayland, Malezya ve Afganistan ve Pakistan'da bile Amerika'nın 25 kadar biyolojik laboratuvarı faaliyet göstermektedir.  Amerika ayrıca Sovyetler Birliğinin dağılması ile birlikte kurulan cumhuriyetlerde de bu laboratuvarları kurmaya büyük ilgi göstermiştir.   

Bu laboratuvarlarda yapılan araştırmalar uzun zamandır tıp sınırlarını aşmış ve tamamen askeri bir kimlik kazanmıştır.  Pentagon'un bu tür laboratuvarları Rusya sınırları etrafında yönetmesi, bölgenin biyolojik güvenliğini tehdit etmesinin yanı sıra Washington için de birçok avantajı vardır.

Böylece Amerika vatandaşlarının hayatı ve sağlığı tehlikeye düşmeden de biyolojik silah geliştirme çalışmalarını Amerika sınırları dışında yürütebilir. Bir diğer yandan ise Amerika bu girişimleri ile uluslararası anlaşmaları da ihlal etmiş ve 1972 konvansiyonunu da hiçe saymış olur.    

Amerika sürekli bir şekilde Rusya'nın göz önünde bulundurduğu biyolojik silah üretimi ve geliştirilmesi yasakları önerilerini kabul etmiyor ve bölgenin çevresi ve vahşi doğasına büyük zarar veriyor.  Bu çerçevede Amerika biyolojik çalışmalarını ve deneylerini yasak bölgelerde yapmaktadır. 

Son yıllarda Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinde enfeksiyonel ve bulaşıcı hastalıkların yayılmasına dikkat edildiğinde uzmanlar  da  Amerika'nın bölgede biyolojik laboratuvarlarını bu hastalıkların nedeni olarak görüyorlar.  Yayımlanan haberlerde ise Rusya savunma bakanlığı bu hususta şöyle bir açıklamada bulunmuştur:"   Biyolojik silah alanında uzmanlaşmış bir ekibin çalışması sonucunda  Amerika'nın insanları öldürmek ve hastalıkları yaymak için biyolojik çalışmalar yaptığı özellikle de Gürcistan'da biyolojik silah laboratuvarı kurduğu belirlendi. 

Rusya savunma bakanlığı  ayrıca  Amerika'nın Rus vatandaşlarından alınan örnekleri topladığını ve bu örnekleri Rusya üzerine biyolojik silahları denemek doğrultusunda yararlandığını açıkladı.  Rusya devlet başkanı Vladimir Putin ise   bir süre önce özellikle de Rusya çevresindeki yeni kurulan Cumhuriyetlerde kasıtlı olarak biyolojik etkenlerin yayılmasının biyolojik silahlar etkisi altında gerçekleştiğini ve bu girişimlerin Rusya ve diğer ülkelerin üzerine yıkıcı etkileri olabileceğine vurgu yaptı.  Rus makamların söylediğine göre insanların bu laboratuvarlarda deneylere tabi tutulması kaygı verici bir husustur. 

BMT Biyolojik ve Kimyasal Silahlar Komisyonu eski üyesi Rus, İgor Nikolin ise yeni kurulan cumhuriyetlerin Amerika'nın biyolojik tehditleri ile mücadele etmesine vurgu yapmaktadır. Nikolin şöyle bir açıklamada yapmıştır:"  Bu sorun bir gerçek. Son yıllarda da tüm yeni kurulan Cumhuriyetlerde yayılan bir sorun.  Amerikan laboratuvarlarının olduğu yerde farklı hastalıklar da hızla yayılmaktadır. "    Nikolin'in söylediğine göre Orta Asya toplumlarında tehlikeli bilinmeyen hastalıkların yayılışı artmıştır. Bu hastalıklar ise antibiyotiklere karşı bağışıklıdırlar.

Bu yüzden Amerika biyolojik laboratuvarlarında faaliyetlerini sürdürerek  yeni kuşak biyolojik silahlar üretip yeni hastalıklar meydana getirerek diğer ülkeleri bu hastalıkların ilaçları ve aşıları konusunda kendine bağlı hale getirmek istiyor.   Rusya sağlık bakanlığının raporuna göre  Amerika'nın biyolojik saldırı doğrultusundaki çalışmaları Rusya'nın farklı sektörlerine doğrudan veya dolaylı bir şekilde 55 milyar dolar kadar zarar vermiştir.   

Rusya sağlık bakanlığının raporunda  Amerika'nın Rus vatandaşlarından alınan örnekleri  30 laboratuvarda incelemekte olduğu ve bu doğrultuda Rusya sınırlarına yakın bölgelerde biyolojik silahlar üretmekte olduğuna da değinilmiştir. Sağlık uzmanları ise 2013 yılında  Rusya'nın güneyinde bilinmeyen hastalıkların görüldüğünü söylüyorlar. Bu çerçevede Rostov bölgesinde çocuk menenjiti ve diğer bölgelerde de Afrika domuz vebası görülmüştür.   

Göründüğü gibi Rusya dışişleri bakanlığı Amerika'nın Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından kurulan cumhuriyetlerdeki biyolojik faaliyetlerine odaklanmıştır.  Moskova   Amerika'nın özellikle de Gürcistan'da biyolojik silah laboratuvarları kurmasını  uluslararası konvansiyonların ihlali sayıp Rusya  ve Pekin için büyük tehdit oluşturduğuna inanıyor. 

Bu çerçevede Rusya dışişleri bakanlığı sözcüsü Maria Zaharova  Nisan ayının ortalarında  Amerika'nın diğer ülkelerin topraklarında biyolojik laboratuvarlarının özellikle de Gürcistandakilerin  dünya genelinde tehlikeli hastalık yaratma noktaları olabileceğini söyledi. Maria Zaharova sözlerine şunları da ekledi:"   Amerika'nın üçüncü ülkelerde tehlikeli hastalıklara yol açacak biyolojik silahlar ürettiği ve bunları askeri olarak kullanmak istediği ihtimali reddedilemez.  

Zaharova edindikleri bilgilere göre  son zamanda Pentagon'dan üst düzey makamların Gürcistan'daki biyolojik laboratuvara gittiğini ve Gürcistan makamlarını araştırmaları genişletmeleri için isteklendirdiklerini söyledi.  Zaharova Rusya sınırlarının yanı başında potansiyel olarak biyolojik silahlar üretme merkezlerinin olmasının kabul edilemez olduğunu söyledi.   

Şimdi de Amerika tüm yollara baş vurarak biyolojik çalışmalarını Rusya sınırları etrafında geliştirmektedir. Böylece Amerika, geleneksel rakipleri olan Rusya ve Çin'i biyolojik tehdit ile karşı karşıya bırakmak istiyor. Bu mesele ise Moskova ve Pekin'in kaygılarına yol açmıştır.  Amerika'nın biyolojik güvenlik süreçlerini ihlal etmesi dünyanın farklı noktalarında devam etmektedir. Bu ise sadece hedef ülkeleri değil Amerika halkı dahil tüm ülkeyi tehlike altında bırakmaktadır.  Ancak muğlak olan husus Amerika'nın girişimlerinin cezasız kalması ve uluslararası toplumun  Amerika'nın faaliyetleri karşısında pasif ve sessiz kalmasıdır. Böylece Pentagon biyologları şüpheli girişimlerine devam edip Amerika sınırları dışında bile sabotaj girişimlerini sürdürmektedirler.