Irkçılığa karşı batı medyasının iki yüzlülüğü
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i148978-irkçılığa_karşı_batı_medyasının_iki_yüzlülüğü
Medya, veriler ve kavramların aktarılması için güçlü araçlardır ve kendi muhataplarının zihniyetini şekillendirmekte yüksek kabiliyet ve güce sahiptir. Sinema ve görsel medya, hayret verici bir kabiliyetle, olayları gerçekleri ile hiç alakası olmayacak şekilde verebiliyorlar.
(last modified 2022-10-07T16:32:52+00:00 )
Haziran 21, 2020 16:29 Europe/Istanbul

Medya, veriler ve kavramların aktarılması için güçlü araçlardır ve kendi muhataplarının zihniyetini şekillendirmekte yüksek kabiliyet ve güce sahiptir. Sinema ve görsel medya, hayret verici bir kabiliyetle, olayları gerçekleri ile hiç alakası olmayacak şekilde verebiliyorlar.

Artık modern iletişim araçlarının insanı bir olayın gerçeği ile karşılaşmasına imkan veremeyeceklerini kabul etmek gerekir. Kitle iletişim araçları ile eğlenilebilir fakat gerçeklere ulaşılamaz ve ırkçılık ise bir gerçektir.

Bu sohbette bu konuyu ele alacağız. Birlikte dinleyelim.

Bir çoklarına göre Amerika reklam ve medya ile ırkçılık gerçeğini örtbas etmeye çalışıyor. Örneğin Amerika Morgan State Üniversitesi'nde profesör olan Jared Ball şöyle diyor:

Bundan yaklaşık 50 yıl önce Malcom X Amerika'nın medya ve reklam aracı ile kendi ülkesi ve diğerlerini, istediği şekilde dünyaya tanıtabildiğini düşünüyordu. Şimdi günümüzde Amerika, siyahilerin haklarına değinilmeyecek şekilde davranmış ve medya da kamuoyunda siyahilerin isyancı olduklarını göstermeye çalışıyorlar.

Amerika'nın dünyaca tanınan medya kuruluşlarında 90 raporla ilgili yapılan bir araştırmada söz konusu iletişim araçlarının koordineli bir şekilde kendi ülkelerinde siyahilere karşı ırkçılığın tahakkuk bulması için 4 temel ilkeyi kullandıkları, bunların beyazları övmek, ırkçı hedefler için ırkçılığa karşı poz vermek, siyahilerden kalıplaşmış görüntü yansıtmak ve renksiz ırkçılık yapmak olduğunu ortaya çıkarttı.

Bir olayın dünyaya yansıtılması medyanın görevi olduğu, bu konuda çok farklı ve çelişik yolların bulunduğu bir gerçektir. Bu yüzden yansıtmak konusu derinden olayın kim veya nasıl olmasına bağlıdır. Düzenli ve sürekli olarak kim ve nasıl dışlanacak veya eşyalar, kişiler, olaylar ve ilişkiler nasıl yansıtılacaktır. Bizim toplumdan anlayışımız bu yansıtmalara bağlıdır ve bu yansıtmaların ters olması ise bizi yaptıklarımız veya kabul ettiğimiz siyasetler hakkında bilgilendiriyor.

Medya ve özellikle sinema veriler ve kavramların iletilmesi için güçlü araçlardır ve muhataplarının düşünce ve zihniyetlerini önemli oranda şekillendirebiliyorlar. Gelin hep birlikte kısaca Amerika'daki son olaylar ve ırkçılık konusuna görsel medyanın davranışını kısaca gözden geçirelim.

Amerika halkının ülke çapında George Floyd’un bir polis memuru tarafından öldürülmesi Hollywood’un tanınmış simalarının meydana inerek twitter ve instagram hesaplarında benzer mesajlar paylaşmalarına sebep oldu. Bu arada onlara ilaveten sinema sektörünün  tanınmış firmaları da konu hakkında görüş bildirmeye başladılar. Örneğin NETFLIX bir tweet mesajında şöyle yazdı: Sessiz kalmak, ortak olmak demektir. siyahilerin hayatı önemlidir. Bizim bir platformumuz var ve siyahi üyelerimiz, çalışanlarımız, yaratıcılarımız ve yeteneklerimizi desteklememiz gerekiyor.

Böylece “Siyahilerin yaşamı önemlidir” heştegi elden ele dolaştı.

Amazon Studios da twitter ve instagram hesabında şöyle yazdı: Siyahiler toplumu ile birlikte duruyoruz. İş arkadaşlarımız, sanatçılar, yazarlar, hikaye yazarları, yapımcılar, seyirciler ve hepimiz ırkçılık ve adletsizlikle mücadelede beraberiz.

Mobil uygulamalar üreten QB şebekesi de, “Birlikte Adaletsizliğe karşı duruyoruz” yazdı.

Disney’e ait olan Holo da twitter ve instagram’da “Siyahilerin hayatını destekliyoruz. Bugün ve her gün. Gördünüz, duydunuz. Biz sizinleyiz.”

Disney’a ait bir diğer firma olan Marvel Entertainment de “Irkçılığa karşı direniş” tweeti paylaştı.

Fakat bu olaylardan önce medyada ırkçılığa karşı yaklaşım nasıldı?

Irkçılık ve kölelik kavramı Amerika sinemasının şekillenmesinin başından itibaren Hollywood filmlerinde dikkat çekiyor. 1915 yapımı David W. Griffith tarafından sessiz çekilen Bir Ulusun Doğuşu ( The Birth of a Nation) adlı Hollywood yapımında, Ku Klux Klan örgütü, kahramanca bir güç olurken siyahiler ise habis insanlar olarak yansıtılıyor.

1936 yılında Amerikalı gazeteci Margaret Mitchell, orijinal adıyla Gone with the Wind, Rüzgâr Gibi Geçti adlı romanını yayınladı. Bu kitap günümüzde edebiyat dünyasıda ırkçı bir eser olarak tanınıyor. Rüzgar Gibi Geçti Amerika’nın iç savaşı döneminde geçiyor. Bilindiği üzere bu savaşta Amerika kuzey ve güney olarak iki bölge olarak bölünmüştü; kuzeyliler köleciliğin kalkmasını isterken güneyliler ise köleciliği çok sert şekilde savunuyorlardı. Roman, bir aşk hikayesinin yanısıra siyahilere yönelik ırkçı görüşe sahiptir, öyle ki bu sebepten dolayı sonraki yıllarda bazı eyaletlerde kitabın yayınlanması yasaklandı! Fakat kitap üzerinden çekilen film adeta sinema tarihinin baş yapıtlarından biri olarak tanınırken sinema tarihinin ilk 100 filmi listesinde yer aldı.

Hollywood’un ırkçılığı savunmada uzun mazisi olmasına rağmen kölecilik döneminde siyahilere yapılan eziyet ve zulmü gösteren bazı filmler de yapıldı.

2013 yılı yapımı 12 Yıllık Esaret (12 Years a Slave) veya Türkçe Duyguların Rengi olarak çevrilen The Help filmi, buna birer örnektir. Fakat maalesef bu filmler Rüzgar Gibi Geçti veya Bir Ulusun Doğuşu gibi filmlerde göze çarpan ırkçılık ise, kölecilikle mücadele kisvesi altında gösteriliyor. Bu filmlerde her zaman siyahiler beceriksiz, korkak ve ikinci sınıf vatandaş olarak gösterilirken, beyazlar ise onları, sahip oldukları haklar konusunda aydınlatır ve kurtarır. Bu filmlerde de “sahip beyaz ve köle zenci” formülü geçerlidir.

Bu arada gerçek anlamda ırkçılığa karşı olan filmler genelde Hollywood’un yapım ve yayın sisteminde yer almadı ve kısa süreliğine gösterime girdi. Amerikalı siyahi film yapımcısı Spike Lee, medyanın halka söylediği yalanlar ve hatta Amerika tarihini değiştirmeleri hakkında şöyle diyor:

Bize hiçbir zaman, George Washington’un 123 kölesi olduğu gibi tarihi bir konuyu söylemediler. Bu konu medyada kenara itildi, hem de kasten.

Bilindiği gibi Amerikalı yerliler ve kızıl derililer Amerika’nın asıl sahipleridir ve diğer kavimlerden önce burada yaşıyorlardı, fakat halihazırda ve bir çok mücadelenin ardından günümüzde ise kuzey Amerika’nın azınlıkları arasında yer alıyorlar. Bu yerliler her zaman Hollywood’da vahşi, kan akıtan ve kontrol edilemeyen ırk olarak yansıtıldı. Sinema yapımcıları ve sektör çalışanları muhatabı “en iyi Kızılderili ölü Kızılderili’dir” sonucuna vardırıyorlar.

Daha detaylı açıklamak gerekirse kızıl derililer hakkında Hollywood’da 1939 yılı John Ford yapımı Cehennemden Dönüş (Stagecoach), yine aynı yıl Cecil B. DeMille tarafından ekrana taşınan Union Pacific gibi filmler direkt ve 1990 yılı Kevin Costner yapımı Kurtlarla Dans (Dance With Wolves) filminde olduğu gibi kızılderililer yarı vahşi ve ölüm saçan saldırganlar olarak gösteriliyor.

Şimdiye kadar Hollywood filmlerinde Amerikalı siyahilerden çizilen portre ve halka yansıtılan görüntü hakkında bilim çevrelerinde bir çok araştırma yapılmıştır, bunlardan “Beyaz” adı altında Richard Dyer’in çalışmasına değinebiliriz. Kendisi beyazların Hollywood sinemasındaki görüntüsünü ele almış ve Hollywood tarihinin çeşitli dönemlerinde farklı bazı filmleri ele almıştır. Dyre‘e göre filmler beyazları farklı şekillerde göstermiştir fakat hiç şüphesiz alt gruplar hakkında hazırlanan klişeleri takviye bağlamında çalışıyorlar. Bu klişeler asla saf ve katıksız sunulmuyorlar, bu süreç klişelerin doğal olduğunu gösteren ve hayatlarını garantileyen bir prosedürdür.

Buna göre Dyre, söz konusu filmlerdeki klişeleri kategorilere ayırarak şöyle yazıyor: filmler beyazları, (düzensiz, akılsız ve laubali olan) siyahilerle çelişen düzenli, akıllı ve çalışkan olarak göstermiştir.

2013 ve 2014 yıllarında 12 Yıllık Esaret (12 Years a Slave) ve Zincirsiz (Django Unchained) filmleri kölecilik döneminde Amerika’da siyahilere dayatılan acı ve zulüm ekseni ile Oscak Academy ödüllerinde ve eleştirmenler açısından olumlu karşılandılar. Fakat bazı uzmanlar ve görüş sahipleri tıpkı Stuart Hall’ın kaleme aldığı “Amerika'daki Siyahların Yorumlayıcı Tarihi” kitabında yazdığı gibi çeşitli kurum ve medya tarafından uygulanan baskılar neticesinde Hollywood’un siyahlara olan bakışındaki değişikliğe rağmen medya klişelerinde ve bunu doğal olarak gösteren çok önemli bir ilke hala bu eserlerde geriye kalmıştır.

Bu arada Color of Change adlı STK tarafından son zamanlarda yayınlanan raporda 2017-2018 yılları arasında Netflix, NBC, Avrupa Birliği tarafından yayınlanan filmlerde, renkli derililere karşı en yoğun çirkin davranışlar sergilenmiştir. Bu mesele kamuoyunun renkli derililere yönelik görüşlerini ciddi oranda olumsuz etkiliyor. Bu araştırmada “doğru olmayan davranış”, yalan söylemek ve müdahaleden tehdit ve korkutmaya kadar 23 özel davranış, renkli derililer tarafından yapılıyor.

Araştırma sorumlusu  Rashad Robinson şöyle diyor:

Bu raporun doğruladığı konu, Trumpizmin köküne nasıl varılacağıdır. Siz toplum ve kamuoyuna yanlış liderlik yaparak adaletsizliği sıradan ve doğal göstermekle yanlış şeyleri doğru gösterebilirsiniz! Bu tıpkı Trump’ın yaptıkları gibidir.

Ve son olarak Rüzgar Gibi Geçti filminin yapımından yaklaşık 80 yıl geçiyor. Tüm bu yıllarda bazı sinema çevreleri tarafından filmdeki ırkçı görüşler ayıplansa da hiçbir zaman onun ekrandan kalkmasına sebep olacak kadar yoğunlaşmamıştı. Birkaç gün önce filmin kölelik ve ırkçı yönleri nedeni ile dijital dizi-film izleme platformu HBO Max tarafından yayını kesildi. Fakat aynı zamanda aniden Amazon satışlarında en üst sırada yer aldığına şahit olduk.

Bazıları bu olayın bir kesimin meraklarının tepkisi olduğunu savunurken, görünüşe göre hala bu filmde yaygınlaşmaya çalışılan görüşlerin hala Amerika toplumunda ve özellikle medyada birçok taraftarı vardır. Rüzgar Gibi Geçti aslında köleciliğin kalkmasına rağmen hala Amerika’nın siyaset ve kültürünü gölgeleyen bir ruh ve sultayı yansıtıyor.