Tek Taraflılık; Düşüşe Geçen Bir Siyaset-1
Çok taraflılık uluslararası toplumun kesin görünen ihtiyaçlarından biri olarak özellikle de mevcut çok taraflılığın geçiş dönemini yaşadığı sırada daha da önemli bir konuma gelmiştir. Bugünkü programımızda mevcutta bu yoldaki engelleri özellikle de tek taraflı siyasetlerin nasıl bu durumu etkilediğini bu özel programımızda ele almaya çalışacağız.
İki yıl önce 20 Aralık 2018'de düzenlenen 73'üncü BMT Genel Kurulu'nda Bağlantısızlar Hareketinin sunduğu öneri onaylandı. Bu öneriye göre 24 Nisan günü barış için diplomasi ve uluslararası çok taraflılık günü olarak adlandırıldı.
Eşit haklar ve milletlerin kendi kaderlerini belirleme, yabancı işgalcilik ile mücadele etme, halkların ve hükümetlerin arasında uluslararası siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel ve insani hususlarda kenetlenmeye dayalı olarak işbirliği çerçevesinin sağlanması ilkelerine dayalı olarak dostane ilişkilerin kurulması, bağlantısızlar hareketinin bu önerisinde göze çarpan başlıca hususlardı.
Birleşmiş Milletler Teşkilatı üyeleri ise bu öneriyi onaylayıp karara çevirerek böyle bir günü belirleyerek BMT değerlerinin arttığının altını çizmiş ve çok taraflılığa, uluslararası kurallara ve ortak hedeflerin ve barışın istikrarlı hale getirilmesi için diplomasiye baş vurulması zaruretine vurgu yaptılar.
Bu çerçevede BMT'na üye ülkelerden bu uluslararası günü uygun şekilde kutlamaları ve çok taraflılık ve barış için diplomasinin avantajlarını kamuoyu ile paylaşmaları ve halklarının bu alandaki farkındalıklarını arttırmaları istendi. Ancak mevcutta bu kararın var olması ve genel yaklaşımına rağmen kimi ülkelerin özellikle de Amerika'nın tek yanlı siyasetleri hususunda küresel bir kaygının söz konusu olduğu görülmektedir.
Mevcutta uluslararası toplum görülmemiş ve sayısız sorunlar ile karşı karşıya kalmıştır. Bunların çoğu ise Amerika'nın tek yanlı siyasetlerinden kaynaklanmaktadır. Günümüzde terörizm, radikalizm, uluslararası kurum ve kuruluşların etkinliğinin azalması, anlaşmalar ve mutabakatların sık sık ihlal edilmesi, ülkelerin milli egemenliklerine itinasızlıklar, bağımsız ülkelerin içişlerine karışmak, Amerika'nın despot siyasetlerinden dolayı artmış ve küresel bir tehdit yaratmıştır. Bu tehditler ve olumsuz gelişmeler ise çok taraflılığa dayalı düzenin kurulması yolunda en büyük engel olmuştur.
Aslında diğer ülkelere ekonomik yaptırımlar uygulamak da " barıştan yararlanma hakkı"na ters düşmekte ve insan hakları ihlalinin de açık bir örneği olmaktadır. Hatta bir savaşın zemini olarak da değerlendirilmektedir. Ekonomik yaptırımlar uluslararası anlaşmalar özellikle de ekonomik, sosyal ve kültürel hakları ve de hayat hakkı anlaşmalarının ihlaline ve insani hakların temellerinin ayaklar altına alınmasına yol açmıştır. Halihazırda çoğunlukla da Amerika siyasetlerine karşı duran yaklaşık 20 ülke Washington tarafından yaptırımlara tabi tutulmuştur.
Artık Amerika'nın tek yanlı siyasetleri ile mücadele etme küresel bir zarurete dönüşmüştür. Uluslararası toplumun bu tek yanlı siyasetlerden bıkıp usandığını gösteren birçok kanıt ve gösterge vardır. Bu siyasetlerin geleceğe dönük tehlikeleri ise artık herkesçe biliniyor.
Amerika'nın tek yanlı siyasetlerini sıralamak demek uzun bir liste demektir. Ancak bu çerçevede başlıca olanları şöyle sıralamak gerekir: İç yasaları sınır ötesine de dayatmak, uluslararası anlaşmaları ve sorumlulukları gözardı etmek, Uluslararası Ceza Mahkemesi kararlarını hiçe saymak, bir devletin silahlı kuvvetler organını başına buyruk bir şekilde terörist organ ilan etme, siyasi hedefler çerçevesinde radikalizmi yayma, terörist rejimleri ve işledikleri savaş suçlarını destekleme ve savunma ve de işgal edilmiş Filistin topraklarının korsan İsrail'e ilhak edilmesini tanıma.
İran İslam Cumhuriyeti dışişleri bakanı Muhammed Cevad Zarif geçen yıl uluslararası çok taraflılık ve barış için diplomasi günü dolayısı ile BMT Genel Kurulu zirvesinde şöyle bir açıklamada bulunmuştu:" Çok taraflılığı savunmak için, Amerika'nın yasa dışı girişimlerinden elde edeceği çıkarlarını engellemek ve güvenlik konseyi kararlarını ve uluslararası hukuku ihlal etmek amacı ile diğerlerine yaptığı baskıları da güçlü bir şekilde reddetmek gerekir. Tek taraflılığı reddetmek adına hepimizin sorumlulukları vardır. Hepimiz kolektif bir şekilde her hükümeti yasa dışı girişimlerinden dolayı sorumlu bilmeliyiz. "
Bu alanda açık ve net bir örnek de İran ile yapılan BERCAM nükleer anlaşmasıdır. BERCAM nükleer anlaşması Güvenlik Konseyi ve Avrupalı ülkelerin beraber yürüttüğü süreç sonucu küresel barış ve güvenliğin güçlendirilmesi amacı ile sağlanan bir anlaşmadır ancak Amerika bu anlaşmayı yapan ve imzalayan ülkelerden biri olarak daha sonra bu anlaşmadan ayrıldı ve böylece uluslararası işbirliği ile bir münasebeti olmadığını da açıkça göstermiş oldu.
Amerikalılar yaklaşık 3.5 yıldır maksimum baskı siyasetlerini hayata geçirmektedirler.
İran İslam Cumhuriyeti dışişleri bakanı siyasi yardımcısı Seyyid Abbas Irakçi Tahran'daki oturumlardan birinde şöyle bir açıklamada bulunmuştur:" Amerikalılar İran'ın BERCAM nükleer anlaşmasından istediklerini elde ettiğini görünce maksimum baskı siyasetini başlattı. "
Amerika, İran'ın tüm isteklerine vardığını, yaptırımların kaldırıldığını, aleyhindeki tüm kararların kaldırıldığını ve tüm füze ve silahlanma dosyalarını kapattığını görünce paniğe kapılıp baskı çemberini daraltmaya çalıştı. Maksimum baskı siyasetlerinin başarısız olmasından dolayı Amerikalılar son bir kaç ayda bu baskıyı doruğa ulaştırsalar da yine de umdukları sonuçlara varamadılar. Halihazırda ise Amerika'nın en önemli hedefi İran'ı ve İran ile ilgili meseleleri tekrar güvenlik konseyine taşımasıdır.
Bu çerçevede dışişleri bakanı siyasi yardımcısı Abbas Irakçi şöyle diyor:" Amerikalılar farklı kanallardan bu siyasetlerini izliyorlar. Onların seçtikleri yollardan biri de Güvenlik Konseyi yöneticiler konseyi'dir.
Bir başka kanal ise Tetik Mekanizmasının çalıştırılması ve silah yaptırımlarının uzatılmasıdır. BERCAM nükleer anlaşmasına esasen silah yaptırımları Ekim ayı sona erecek. Amerika ise tam güç, bu yaptırımları uzatmak istiyor.
Amerika'nın Venezuela, Küba, Nikaraguay, Libya, Suriye ve Yemen'e de müdahalelerine ayrıca Beyaz Saray'ın Kudüs'ü Siyonist Rejim İsrail başkenti olarak tanıması siyasetlerine bakınca Amerika'nın tek taraflı siyasetleri ve girişimlerinin küresel barış ve güvenliği ciddi şekilde tehlikeye atacağını görmek mümkün.
Bu yüzdendir ki İran İslam Cumhuriyeti de barış için diplomasi ve çok taraflılığı destekliyor ve çok taraflılığa yönelik taahhütlerini yerine getirmeyi dış siyasetinin temeli olarak belirliyor.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamanei ise bir yıl önce İran takvimi ile küresel emperyalizm ile mücadele günü dolayısı ile ülkedeki öğrenciler ile görüşmesinde yaptığı konuşmada Amerika'nın İran milletine karşı derin düşmanlıklarının devam etmesine vurgu yaparak 1953'te İran'da gerçekleştirilen darbenin büyük şeytan Amerika'nın İran milleti ile düşmanlığının alenen başlama noktası olduğuna vurgu yaparak Amerika'nın tehdit, darbe, yaptırım, etnik grupları kışkırtma, parçalama ve dağıtma siyasetleri, kaos çıkarma, ekonomik kuşatma, sızma ve terör eylemleri dahil son 41 yıldaki kimi girişimlerini hatırlatarak şöyle bir açıklamada da bulundular:" Onlar bu süre içerisinde ellerinden geleni yaptılar. Hep devrimden kaynaklı kurum ve kuruluşları özellikle de İran İslam Cumhuriyeti yönetimine karşı komplo kurdular ve aleyhinde çalıştılar. " İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei İslam Cumhuriyeti'nin Amerikalılara karşı çıkışı ve duruşunun sağlam mantığı olduğuna da işaretle şöyle buyurdular:" Akıllıca bir yöntem Amerikalıların tekrar sızma yolunu kapatacaktır. İran'ın gücü ve gerçek büyüklüğünü dünyaya gösterecek ve karşı tarafın içi boş büyüklüğünü ve tasladığı büyüklüğü yerle bir edecektir. "
Kuşkusuz mevcut karmaşık dönemde dünyamız barış ve güvenlik için yapıcı diyaloglara ve de ekonomik işbirliklere ihtiyacı vardır. Amerika'nın tek taraflı siyasetleri işbirliklerin afetine dönüştüğü sırada buna daha ciddi bir şekilde ihtiyaç duyulmaktadır. Aslında Amerika'nın siyasetleri uzlaşmaya ve beraber hareket etmeye zarar veriyor. Daha güvenlik, istikrarlı, gelişmiş ve daha aktif bir dünya kurmak için tek taraflılığa karşı dik ve beraber duruş sergilemek gerek.