Tek Taraflılık; Düşüşe Geçen Bir Siyaset-2(Son)
Bu bölümde tek taraflılığa karşı mücadelenin küresel bir zarurete dönüştüğünü ve çok taraflılığın da uluslararası ilişkilerde temel alınması hususunu ele alacağız.
Daha güvenli, istikrarlı, gelişmiş ve daha iyi durumda olan bir dünya için tek taraflılığa karşı direnmek gerekir. Yasanın egemenliğine saygı duyma temelindeki çok taraflılık ülkelerin ve uluslararası toplumun çıkarlarının sağlayıcısı ve garantörüdür. Zaten uluslararası kurum ve kuruluşların oluşum temeli de bunun üzerine kuruludur.
Yaptırımlar, kaba kuvvete baş vurma tehditleri, askeri müdahale ve hatta uluslararası tertipler ve anlaşmalardan çıkma gibi zorbalığa dayalı girişimler şimdi de Amerika tarafından ciddi şekilde gündeme alınmıştır. Kendini dünya polisi olarak gören bir ülkenin bu girişimlere baş vurması kesinlikle uluslararası hukuk ve BMT anlaşmasına ters düşmektedir. Bu çerçevede uluslararası toplum da bu tutuma ve yaklaşıma karşı çıkması ve yasa egemenliğine ve çok taraflılığa vurgu yapmalıdır.
Zorbalığa dayalı girişimlerin sonucu adaletsizlik ve bastırmadır. Bu da uluslararası hukukun ruhuna ve özüne doğrudan ters düşmektedir. Amerika hükümeti ise tek taraflı siyasetleri ile küresel refah ve barışın sağlanması yolunda engel oluşturmasına ilaveten adil ve eşit uluslararası bir düzenin kurulmasını da baltalamaya çalışıp böylece istikrarlı ve sürdürülebilir gelişmenin temel ihtiyaçlarından birini de karşılıksız bırakmaktadır.
Son kırk yılda Amerika İran halkı aleyhine zorbalığa dayalı tek taraflı girişimlerde bulunmuştur. Mevcut Amerikan hükümeti mevcut normlara aykırı hareket ederek tıbbi araç gereç ve malzeme ve de ilaç sektörünü bile hedef almıştır. Öyle ki hastalar, kadın ve çocuklar, mülteciler, yoksullar ve kırılgan konumda olan kesimler tüm uluslararası hukuka aykırı düşecek bir şekilde Amerika'nın ekonomik soykırımının asıl hedefine dönüşmüşlerdir.
Amerika'nın maksimum baskı başlığı altında yeni yaptırımlar uygulayarak başlatılan ekonomik savaş sırf İran halkını hedef almamış bir yandan da yan etkileri ile diğer ülkelerde yaşayan milletlere de zarar vermiş ve küresel ticaret akışını de baltalamıştır.
Amerika'nın siyasetlerinin genel eğiliminin Güvenlik Konseyine kendi görüşlerini dayatmak olduğu da net ve aşikardır. Amerika'nın tek taraflılığı ve kuralsızlığını ispatlamak için inkar edilemez durumlar ve kanıtlar söz konusudur. Amerika'nın bu akla ziyan siyasetleri insanlık tarihinin kaderine büyük zararlar verecek tehlikeli bir bidat ve kötü adet sayılır.
Bu çerçevede Amerika'nın İran ile vardığı BERCAM nükleer anlaşmasına yönelik ahitsizliği son derece anlamlı bir tavırdı. İran İslam Cumhuriyeit dışişleri bakanı Muhammed Cevad Zarif ise Amerika'nın BERCAM nükleer anlaşmasından çıkmasının ikinci yıldönümü bağlamında BMT Genel Sekreteri Antonio Guterres'e yazdığı mektupta İran aleyhindeki tek taraflı yaptırımların sonuçları ve BMT anlaşmasının özellikle de bu anlaşmanın 25'inci maddesinin sürekli ve tekrarlanan bir şekilde açık ve net olarak ihlalleri ve sonuçta BMT bütünlüğünü ve küresel barış ve güvenliği tehdit eden ihlaller hususunda uyarılar yaptı.
İran İslam Cumhuriyeti'nin uluslararası kurum ve kuruluşlardaki temsilcisi Mecid Tahtı Revançi ise İkinci Dünya Savaşının sonlanmasının 75'inci yıldönümü bağlamında yaptığı konuşmasında İkinci Dünya Savaşı'nın acı deneyimlerinden alınacak derslere işaretle şöyle bir hatırlatmada bulundu:" Uluslararası hukuk sistematiği ile alay edilmesinin sürmekte olan örneklerinden biri de Amerika'nın Güvenlik Konseyi'nin 2231 sayılı kararını ihlal etmesi ve Washington'un utanmaz bir şekilde diğer ülkelere karşı bu kararı ihlal etmesi ve alması gereken cezalar ile ilgili tehdit yapmasıdır. "
İran İslam Cumhuriyeti'nin BMT'ndaki daimi temsilcisi Mecid Tahtı Revançi küresel çok taraflılığın belli başlı sorunlar ile karşı karşıya kaldığına işaretle dünyanın yasa egemenliğini kaba kuvvet ve mücadele yerine oturtması zaruretine vurgu yaptı. Günümüzde de zaten uluslararası toplum tek taraflılığa son verilmesini istiyor.
Avrupa Birliği dış siyaset temsilcisi Josep Borrel dünya çok taraflılık günü münasebeti ile yayımladığı görüntülü mesajında şöyle bir açıklamada bulundu:" Koronavirüs salgını krizi çok taraflılığın bizim için ne kadar önem arzettiğini gösterdi. Korona ile mücadele sınır tanımıyor. Birleşmekten başka bir seçeneğimiz yok. Küresel çözüm bulmak için çabaların birleştirilmesi gerek. "
Avrupalı üst düzey diplomat Josep Borrel Amerika'nın Trump başkanlığı döneminde tek taraflı ve başına buyruk siyasetlerini dolaylı bir şekilde eleştirerek sözlerine şu şekilde açıklık getirdi:" Çok taraflılık böyle bir tehdit ile karşılaşmanın en etkin yoludur. Bu tehdit karşısında zaten hiçbir ülke tek başına davranamaz. "
Tüm bu açıklamalara rağmen Avrupa Birliğinin Amerika'nın tek taraflı siyasetlerine yönelik pasifliği hususunda belli başlı eleştiriler söz konusu olmuştur. Bu doğrultuda iki önemli noktaya göz atmak gerek. İlk olarak uluslararası ilişkilerde tüm ülkelerin geleceklerini ve kaderlerini etkileyecek tek taraflılığın zarar verici sonuçlarına yönelik farkındalığın arttırılmasıdır.
İkinci nokta ise Amerika'nın tek taraflılığının bölgede oluşturacak güvensizlik ve sorunlarından dolayı duyulan kaygıdır.
Burada kesin olarak görülen gerçek de Amerika'nın tek taraflı siyasetlerinin şimdiye dek uluslararası topluma ağır zararlar vermesidir. Bu yüzden Amerika'ya uymak ve ona paralel hareket etmek ne bölge ne de dünya lehine olmayacak küresel barış ve güvenliği de baltalayacaktır. Amerika'nın anormal davranışları mantıklı girişimlerden epey uzak duruyor. Trump bu çerçevede kendi zannınca İran İslam Cumhuriyeti'ne darbe indirme ve gelişmesini önleme hususunda elinden geleni ardına koymamıştır.
Amerika BERCAM nükleer anlaşmasından çıkışının ardından gelen üç yıl içerisinde Avrupalı ve Asyalı ortaklarına ciddi baskılar yapmış ve İran'ı tecride sürüklemeye çalışmıştır. Ancak İran güçlü ve dik duruşlu bir şekilde uluslararası ilişkilerdeki ilkelere uygun bir surette kendi haklarını açık bir dille ifade etmiş ve Amerika'nın diretmeleri ve dayatmalarına teslim olmamıştır.
Beyaz Saray'ın mantık dışı, uluslararası BERCAM nükleer anlaşmasına ters düşen girişimleri ve de yaptırımların günden güne şiddetlendirilmesi de Beyaz Saray yetkililerinin küresel çıkarlara hiç de önem vermediklerini gösteriyor. Eğer Avrupa ve Çin, Japonya ve Rusya gibi ülkeler Amerika'nın aşırı talepleri ve beklentileri karşısında kendilerini savunamazlarsa bu geri adım atma politikası kesinlikle onlara ağır masraflar yükletecek ve onlara büyük darbeler indirecektir.
Amerika'nın son yıllar içerisinde özellikle de bölgemizde El Kaide ve IŞİD gibi terör örgütlerini oluşturması ve desteklemesi, Afganistan, Suriye ve Irak'ı yıkması ve bölgedeki petrolü yağmalamaya çalışması Amerika'nın yıkıcı girişimlerinin yeni dönemini başlattı. Amerika bir yandan da Suudi Koalisyonun Yemen'e karşı saldırgan politikasına destek verip Siyonist Rejim İsrail'in Filistin topraklarında işlediği cinayetler ve yaptığı tacizlerin kınanmasına yönelik kararları veto ederek binlerce masum ve suçsuz insanın da ölümüne neden oldu. Amerika ayrıca bölgesel güvenliği sağlama bahanesi ile silah satarak kimi gerici sağmal inek misali olan rejimlerin sütünü sağmıştır.
Şimdi de Amerika Batı Asya bölgesinde tek başına en büyük istikrarsızlaştırıcı kaynak olarak biliniyor. Kuşkusuz tek taraflılık tüm bağımsız ülkeler ve çok taraflılık yanlısı ülkelere yönelik büyük bir tehdittir.
Bu çerçevede İran İslam Cumhuriyeti dışişleri bakanı Muhammed Cevad Zarif de Akdeniz Diyalogları sanal oturumunda şöyle bir açıklamada bulundu:" Günümüz dünyasında iki virüs yani koronavirüs ve tek taraflılık virüsü ile karşı karşıyayız. "
Tabii ki tek taraflılık tehdidinin kaynağı da Amerika olduğu söylenmelidir. İran ile yapılan BERCAM nükleer anlaşmasını imzalayan taraflardan olan Amerika bu anlaşmadan ayrılarak uluslararası işbirliği ile hiç beraber hareket edemeyeceğini göstermiş oldu. Bu tek yanlı siyasetler ancak yenilgiye mahkum olduğu ve düşüşe geçtiği söylenmelidir.