ABD; dünyada işkencecilerin başı
Son yıllarda dünya camiasının insan hakları ve insan kerametine yönelik artan ilgisi sayesinde işkence uygulamak, yasama kurumlarınca uygunsuz bir amel olarak kabul edilmiş ve buna göre de işkence uygulayanlar cezayı hakedenlerin kapsamına alınmıştır.
Fakat Amerika gibi bazı devletler ikinci dünya savaşından sonra sürekli kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederek küresel değerlere ve hukuka aykırı hareket etmeye devam etmiştir.
İşkence, her zaman insan cismini ve ruhini inciten en acı verici fiillerden biri olmuş ve bu yüzden insanları bu kötü amelle mücadele yollarını bulmaya yöneltmiştir. Beşeri toplumlarda eski çağlardan beri zalim yöneticiler kendi konumlarını dayatabilmek için işkenceden yararlanmıştır. Ancak hür düşünen ve insanların özgürlüğüne saygı duyan ve bu duygu ile yaşayan insanlar bu insanlık dışı ameli kınamış ve mücadele etmeye çalışmıştır.
10 Aralık 1984 tarihinde BM genel kurulu bir kararname çerçevesinde insanlaral işkence edilmesini veya her türlü aşağılayıcı şiddet uygulamasını men eden bir konvansiyonu onayladı ve söz konusu konvansiyon 26 Haziran 1987 tarihinde yürürlüğe girme imkanına kavuştu.
Öte yandan BM genel kurulu dünya camiasının bu günü hatırlamaları için 1997 yılında 26 Haziran gününü işkence kurbanlarına destek günü olarak adlandırmaya karar verdi.
İnsan hakları belgelerinde belli bir tanımdan yoksun olan bir çok insan hakları teriminin aksine işkence sözcüğü bir çok belgede tanımlanmış ve böylece anlamı ve çerçevesi kısmen de olsa aydınlatılmıştır.
1975 yılında onaylanan ve insanları işkencelere veya diğer zalimane, insanlık dışı ve aşağılayıcı cezalara karşı koruma bildirgesi, birinci maddesinde işkence şu şekilde tanımlanan ilk uluslararası insan hakları belgesidir: Bu bildirgenin işkenceden maksadı, delvet görevlilerinin tahrikleri ile bilgi edinme uğruna sebebiyet verdikleri aşırı cismi veya ruhi acıya yol açan veya bir zanlıyı herhangi bir ameli işlediğini itiraf ettirmek veya onu veya başkalarını korkutmak için onun veya başkasının üzerine uygulanan her türlü ameldir. İşkence, bir cezanın uygulanması sonucu veya mahkumlara karşı en temel standartlara uygun biçimde uygulanan kanuni cezadan doğan acıyı kapsamaz.
Evet, biraz önce sohbetimizin başında da belirtildiği üzere, son yıllarda dünya camiasının insan hakları ve insan kerametine yönelik artan ilgisi sayesinde işkence uygulamak, yasama kurumlarınca uygunsuz bir amel olarak kabul edilmiş ve buna göre de işkence uygulayanlar cezayı hakedenlerin kapsamına alınmıştır. Fakat Amerika gibi bazı devletler ikinci dünya savaşından sonra sürekli kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederek küresel değerlere ve hukuka aykırı hareket etmeye devam etmiştir. Amerika özellikle 11 Eylül 2001 olaylarından sonra tutumunu başka milletlerin temel haklarına saldırma üzerinde inşa etmiş ve ister siyasi ister askeri, her türlü hedefine ulaşabilmek için sorgulama sırasında sanıkları işkence etmiştir.
Oysa Amerika’nın da hazırlanma sürecine ortaklık ettiği 1948 evrensel insan hakları bildirgesi her türlü işkenceyi yasak ilan etmiştir. Amerika ayrıca 10 Aralık 1984’te BM genel kurulunda onaylanan ve işkenceyi ve şiddet içerikli insanlık dışı aşağılayıcı davranışları men eden konvansiyonu imzalamıştır. Ancak Amerika işkenceyi men eden bu konvansiyona bağlı kalmadığı gibi son yıllarda hapishanelerinde bir çok işkence skandalına imza atmış ve yeni işkence yöntemleri geliştirdiği ifşa edilmiş ve bu yüzden da bir çok insan hakları örgütü tarafından sert bir dille eleştirilmiştir.
İnsan hakları gözetleme örgütü uluslararası işkence kurbanlarını destekleme günü arifesinde Amerika Başkanı Obama’ya hitaben örgütün internet sitesinde yayımladığı mektubunda Obama’dan başkanlık süresi sona ermeden önce CIA’nin hapishanelerinde sorgulama bahanesi ile yapılan işkenceleri durdurmasını ve bazı tedbirler alarak bu cinayetleri işleyenleri kanun karşısında hesap vermeye zorlamasını istedi.
İnsan hakları gözetleme örgütü icra Başkanı Kenneth Roth mektupta, CIA’nın geçenlerde yayımladığı belgelerde bu teşkilatın acımasızca ve illegal bir şekilde gözaltına alma ve işkence ederek sorgulama işini sürdürdüğünü gösteren yeni bilgiler yer aldığını belirtti.
İnsan hakları gözetleme örgütünün CIA hapishanelerinde işkence kurbanı olanlardan birine işaret ediyor. Bu şahıs, Afgan tutuklu Gül Rahman adında bir zanlıydı ve CIA hapishanelerinde işkence altında hayatını kaybetti.
İnsan hakları gözetleme örgütü, Gül Rahman CIA ajanları tarafından işkence edildikten sonra yarı çıplak vaziyette buz gibi soğuk hücresinde tavandan asılı halde bırakıldığını ve kendisine yiyecek verilmediğini, tutuklu hücresinin aşırı derecede soğuk olması yüzünden hipotermi etkisiyle hayatını kaybettiğini belirtti. Ancak CIA belgelerinde Gül Rahman ölümünden bizzat kendisi sorumlu tutulmuş ve CIA ajanları bu çirkin cinayette aklanmıştır. CIA, Gül Rahman kendisine verilen yemeği yemediğini ve fırlatarak attığını ve aşırı zayıf düşdüğü için hayatını kaybettiğini iddia ediyor.
İnsan hakları gözetleme örgütü mektubun bir başka bölümünde Başkan Obama’ya, ABD hapishaneler kurumu yetkilileri CIA hapishanelerini denetlediği ileri sürüldüğünü, fakat ifşa edilen yeni belgeler bu kurumun bizzat CIA ajanlarını işkence konusunda eğitmekte rol ifa ettiğini ortaya koyduğunu hatırlattı.
İfşa edilen belgelerin arasında Amerika başsavcısına verilen bir dilekçe de yer alıyor. Dilekçede başsavcıdan bu konu üzerinde yapılan araştırmaları durdurması isteniyor. Bu belge, CIA’nın önde gelen yetkilileri sorgulamalarda kullandıkları taktiklerin yasalara aykırı olduğunun bilincinde olduklarını ve bu yüzden suç unsuru teşkil eden uygulamalarını yasal bir şekilde örtbas etmek istediklerini ortaya koyuyor.
İnsan hakları gözetleme örgütü mektupta CIA hatta illegal yetkilerini bile aşan taktiklerden yararlandığını belirtiyor. Bu belgeler ise şeffaflaştırma amacıyla yayımlandı ve hala bir çok gizli belgenin kamuoyundan saklandığını ortaya koydu.
Öte yandan Amerika’da bazı başkanlık adayları da tutuklulara işkence uygulanmasından yana oldukları ve CIA yetkilileri sorgulamalarda hala çeşitli işkence yöntemlerini kullandıkları anlaşılıyor.
Öte yandan CIA tarafından tutuklanan insanlar bu teşkilat aleyhine bir dava açtığı belirtiliyor. Davanın iddianamesi sadece üç davacının yer aldığı, CIA bunlara işkence uyguladığı ve kötü davrandığı ifade ediliyor. Bunlardan bazıları Amerika devletinin gözetimi altında bulundukları ve uygun tedavi alamadıkları anlaşılıyor. Bazı mahkumlar da Amerika dışında gözetim altında tutuluyor, oysa hiç bir zaman suçlu oldukları da ispatlanmadığı gözleniyor. Bu tutuklular tek kişilik hücrelerde ve dış dünya ile bağlantıları tamamen kesik vaziyette tutuluyor ve işkence altında aldıkları derin yaralar yüzünden yaşam riski ve türlü sağlık sorunları ile karşı karşıya bulundukları belirtiliyor.
İnsan hakları gözetleme örgütü icra Başkanı Kenneth Roth Obama’ya yazdığı mektubun bir başka bölümünde şu ifadelere yer veriyor. Obama yönetiminde işkenceye karşı yasal engellemeler takviye edildi, ancak bu tür yasaklara yönelik güçlü icra güvenceleri bulunmadığı için siz Amerika’nın diğer yetkililerini işkenceye baş vurmaya teşvik etmiş oluyorsunuz, çünkü onlara yargı tarafından sorgulanmaktan korkmaksızın tutuklulara işkence uygulamaya devam etme fırsatı sunuyorsunuz. CIA’nın işkenceden illegal bir şekilde yararlandığını şeffaflaştırmak için en iyi yöntem, bu konu hakkında soruşturmaları yeniden başlatmanızdır. Dolaysıyla hatta Amerika adalet bakanlığı CIA hapishanelerinde işkence üzerine yasal soruşturma başlatmak için yeni bir dosya açmasa bile, en azından neden önceki soruşturma dosyalarının kapatıldığını açıklaması gerekir. Bu bakanlık diğer ilgili bakanlıklarla birlikte işkence kurbanlarının uğradığı hasarı telafi etme ve yeniden sağlığına kavuşmaları yönünde hareket etmesi gerekir. Amerika yönetim ayrıca bu konu ile ilgili tüm programlarını açıklaması gerekir.
İnsan hakları gözetleme örgütü Amerika Başkanı Obama’dan uluslararası işkence kurbanlarına destek günü arifesinde CIA’nin tutumu yanlış ve illegal olduğunu ve tutukluları işkence ettiğini itiraf etmesi ve ayrıca Amerika’nın bu bağlamda verdiği zararları telafi etmek için neler yaptığını açıklaması gerektiğini belirtti.
Mektupta ayrıca şöyle denildi:
Bu cinayetlere yönelik kesin tavır koyma bağlamında her türlü müsamahakarlık sizin 8 yıllık başkanlık dönemi karnenizde kara bir leke izi bırakacaktır. Üstelik yasaların çiğnenmesine vesile olduğu ve gelecekteki başkanları da sorgulamalarda şiddet içerikli taktikleri kullanmaya teşvik ettiği gibi Amerika’nın dünyada işkenceye karşı olduğu iddiasını da çürütecektir.015