Britanya’nın AB’den ayrılması
Birleşik Krallığın Avrupa Birliği’nden ayrılmasıyla ilgili halk oylaması, 23 Haziran günü yapılıp, AB'den ayrılma Brexit ile sonuçlandı.
46.5 milyon kayıtlı seçmenden 33 milyon 568 bin 184'ünün geçerli oy kullandı. Brexit Referandumuna katılım oranı yüzde 72.2 oldu.
İngiltere, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda’dan oluşan Birleşik Krallık’ın kaderini belirleyen Brexit referandumunda yüzde 51.9, “AB’ye Hayır” dedi. AB’dan Ayrılık kararı alan İngiltere'yi Avrupa Birliği ile iki yıllık bir müzakere süreci bekliyor.
Referandumda İskoçya Yüzde 62 oyla ve Kuzey İrlanda Yüzde 55.8 oyla AB'de kalma yönünde oy verdi. Galler seçmeninin yüzde 52.5'i AB'den ayrılma yönünde oy verdi. Muhafazakar Parti hükümeti döneminde 43 yıl önce Avrupa Ekonomik Topluluğu'na (AET) üye olan Birleşik Krallık, yine bir Muhafazakar Parti hükümeti döneminde birlikten ayrılmış olacak.
Geçen yıl yapılan genel seçim öncesinde AB konusunda referanduma gitme sözünü Muhafazakar Parti'nin 83 sayfalık seçim manifestosuna koyan İngiltere Başbakanı Cameron, ülkesinin üyelik koşularını değiştirmek için birlik ile yeni bir müzakere süreci başlatmıştı. Müzakereler çerçevesinde AB'den egemenlik, göç ve siyasi birliğin dışında kalma başlıkları altında yeterli tavizleri aldığını savunan Cameron, tarihi 23 Haziran olarak ilan edilen referandumda ülkesinin birlikte kalması için Şubat ayından beri kampanya yürütüyordu.
İngiltere Başbakanı Cameron’un bu vaatlerine rağmen İngiltere halkı, ekonomik sorunlar ve kemer sıkma politikalarından dolayı sıkıntı yaşıyorlardı. İngiltere’nin Irak ve Afganistan’a müdahalesinden dolayı yaşanan ekonomik ve güvenlik sorunları halkı endişelendiriyordu. Bu nedenle Cameron bütçe açığını azaltma, konut alım gücünü arttırma, istihdam şartlarını sağlama, vergi alım oranını arttırmaktan kaçınma gibi vaatlerde bulunmuştu. Fakat bu seçim vaatlerini sürekli erteliyordu. Cameron ayrıca halkı AB’de kalma konusunda ikna etmek için AB yasalarını sadece İngiltere parlamentosunun onayıyla kabul edeceklerini ve Londra hükümeti tarafından uygulanabileceğini, bu konuda AB ile müzakereler yaptığını ileri sürüyordu.
AB’de kalma ile AB’dan çıkma taraftarlarının kampanyaları yürütülürken yapılan halk oylaması, İngiltere’nin AB’den ayrılma yönünde sonuçlandı. Fakat bu sonuç bir çok birleşik krallık ve AB liderleri tarafından hoş karşılanmadı. Nitekim bu sonucun üzüntü verici olduğu belirtildi. Halk oylaması ardından yenilgiye uğrayan AB yanlısı İngiltere Başbakanı David Cameron istifa kararı aldı. Büyük yenilgi alan İngiltere Başbakanı Cameron, görevi bırakacağını açıkladı. Muhafazakar Parti'nin Ekim'deki kongresinde aday olmayacağını söyleyen Cameron, İngiltere'nin istikrarını sağlamak için gelecek haftalarda ve aylarda elinden geleni yapacağını, AB içinde İngiltere’nin daha güvenli bir ülke olacağına inandığını, fakat halkın kararına saygılı olduğunu, yeni başbakan ile İngiltere’nin AB’den çıkma müzakerelerini sürdürüp kendi yoluna devam edeceğini belirtti. Brexit kararı, sancılı bir ‘ayrılık süreci’ yaşatacak. İngiltere Başbakanı Cameron ayrılık kararını Lizbon Antlaşması’nın 50’nci maddesine bağlı olarak AB Konseyi’ne bildirmesi gerekiyor. Taraflar ayrılığı müzakere edip bir anlaşma sağlayacak. Bu anlaşma sağlandığı andan itibaren en geç iki yıl içinde AB antlaşmaları İngiltere için uygulanır olmaktan çıkacak. Bu süreyi uzatma imkânı olsa da AB ve İngiltere’nin oybirliği gerekiyor.
İngiltere dış işleri bakanı Philip Hammond AB’den ayrılık kararının sarsıcı olduğunu, Londra’nın uluslararası konumunu zayıflatacağını söyledi. AB’den ayrılma kararını destekleyen ve şenlikler düzenleyen kesimlere göre, İngiltere artık milli değerlerini ve hâkimiyet hakkını bizzat koruyup kullanabilecek. AB karşıtlarına göre, AB üyeliği, İngiltere’ye ekonomik sorunlar, mülteci sorunları dayattı. Terör tehditlerinin artmasına, İngiltere’nin AB’ye para yedirmesine ve AB politikalarını uygulayıp, milli menfaatler ve değerlerinin zayıflatılmasına sebep oldu. İngiltere’nin AB’den ayrılmasına onay veren kesimlere göre, İngiltere bağımsız olarak iç ekonomik düzenini takviye edebilir ve uzun süreli ekonomik büyümesini sürdürebilir ve istihdam sahasını açabilir.
Avrupa Konseyi başkanı Donald Tusk, AB komisyon başkanı Jean-Claude Juncker, AP başkanı Martin Schulz ve AB dönem başkanı ve Hollanda başbakanı Mark Rutte yayınladıkları ortak bildiride, Londra hükümetinin bir an evvel İngiliz halkının kararını uygulayıp AB’den ayrılmasını istediler.
AB’nin 6 kurucu üyesi dışişleri düzeyinde Almanya dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier’in çağrısıyla 1957 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğunu kuran Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg dışişleri bakanları Berlin’de toplandı. AB liderleri, İngiltere’nin AB’den Çıkış sürecinin hızlandırılması, Avrupa Birliği geleceğini planlayabilmek için, İngiltere’nin çıkışıyla meşgul edilmemesi gerektiğini vurguladılar.
Toplantı sonrasında açıklama yapan Alman Dışişleri Bakanı Steinmeier, en öncelikli görevlerinin ABnin birliğini sürdürmek olduğunu söyledi.
İngiltere’nin ayrılma karını şok olarak nitelendiren Steinmeier, Bugüne kadar AB içerisinde sığınmacılar konusu, göçmenler, genç işsizlik oranı gibi önemli konulara ortak çözüm bulunamadığını, bu sorunlara ortak çözüm bulunmasının önemli olduğunu söyledi.
Fransa Dışişleri Bakanı Ayrault da İngiliz halkının açık bir şekilde tutumunu ortaya koyduğunu belirterek, ayrılığın müzakeresini öngören Lizbon anlaşmasının 50. maddenin hızlı bir şekilde uygulanması, güvensizliğin olduğu bir dönemin başlamasına izin verilmemesi, referandum Sonucunun bir an önce uygulanmaması durumunda ekonomik, siyasi ve mali sonuçları beraberinde getireceğini, üzülmelerine rağmen İngiltere’deki halk oylarına saygı duyduklarını ancak diğer 27 ülkeye de saygı duyulması gerektiğini kaydetti.
İtalya Dışişleri Bakanı Gentiloni de AB’nin 27 üye ülke 440 milyonluk nüfusuyla devam edeceğini, Birleşik krallığın ayrılık sürecinin uzamaması gerektiğini, AB’den ayrılmayı belirleyen kuralların bulunduğunu, Kim ayrılmaya karar verdiyse, bu mekanizmayı bir an önce çalıştırması gerektiğini, AB’nin, İngiltere’nin kendi iç dinamikleri için aylarca rehin edilmesine izin verilemeyeceğini söyledi.
İngiltere’nin AB’den ayrılış kararı ardından birleşik krallığın mali piyasası sarsıldı ve ülkenin ekonomik değerlerinde büyük düşüşlere yol açtı. Karardan ilk olumsuz etkilenen ise ülkenin para birimi Sterlin oldu.
Oylamanın kesin sonuçlarının açıklanmasının ardından Sterlin, Dolar karşısında yüzde 11 kadar değer kaybıyla 1985’ten bu yana en düşük seviyesine geriledi. İngiltere en son 2008’de yaşanan mali krizde benzer bir tabloyla karşılaşmıştı. Fakat bir gün sonra kayıp oranı yüzde 6’ya kadar geriledi. Referandumun ardından Londra Borsası'nın açılışında FTSE 100 endeksi sert şekilde değer kaybetti. Endeks yüzde 9,04 kayıpla 5 bin 837 seviyesinde işlem gördü. İngiliz sterlini ise ABD doları karşısında son 31 senenin en düşük seviyesine gerileyerek yüzde 8,69 oranında değer kaybetti. Ayrıca Londra Borsası'nda Barclays hisseleri yüzde 30, RBS hisseleri yüzde 34, Lloyds Banking hisseleri yüzde 30 değer kaybetti. Pound sterling değer kaybetmesi, İngiltere ithalatçılarıyla turizm sektörünü vuracak. Çünkü ithal edilen malların fiyatı ve enerji fiyatı artacak. İngiliz hava yolları hisse senetleri de yüz 22 oranında değer kaybetti. İngiltere Merkez Bankası ise, parasal ve mali istikrarın sağlanması için gerekli tüm adımların atılacağını açıkladı.
Birleşik krallığın AB’den çıkış kararının olumsuz sonuçları da söz konusudur. AB ve Amerika bu gerçeği öngörmüştü. Nitekim Amerika başkanı Barack Obama, İngiltere Başbakanı David Cameron ile geçenlerde katıldığı basın toplantısında, İngiltere’nin AB’de kalmasıyla güvenliği ve ekonomik gücünü koruyabileceğini, aksi takdirde ekonomik güç kaybedeceğini söylemişti. Amerika başkanı Obama, Londra’ya Nisan ayında yaptığı ziyaret sırasında AB’den çıkılması durumunda bu İngiltere ile olası bir ticaret anlaşmasının yakın zamanda imzalanmayacağını, Londra’nın Birlik’ten ayrılması durumunda ticaret anlaşmasında sıranın en sonuna atılacağı söyledi. Buna rağmen Obama İngiliz halkının AB’ye red oyuna saygılı olduğu da belirtti.
İngiliz Krallığının AB’den ayrılma kararının yan etkileri de ortaya çıkmaya başladı. Nitekim Kuzey İrlanda'daki Sinn Fein partisi, “Kuzey İrlanda'da, birleşik bir İrlanda için referandum yapılmasını” talep etti.
İrlanda Cumhuriyeti ile birleşilmesi için referanduma gidilmesini isteyen Sinn Fein'in açıklamasında, ortaya çıkan sonucun Kuzey İrlanda'daki siyasi görünümü tamamen değiştirdiği belirtildi.
Sinn Fein Partisi, Britanya'nın AB'den çıkması durumunda bu ülkenin Kuzey İrlanda halkının çıkarlarını temsil etme yetkisinden mahrum kalacağını söyledi. AB referandumunda Kuzey İrlanda'daki seçmenlerin çoğunluğu, AB'de kalınmasından yana oy kullandı. İskoçya bölgesel yönetiminin Başbakanı Nicola Sturgeon İskoçya'nın başkenti Edinburgh'da, Birleşik Krallık'ta AB'den ayrılma kararını referandumu değerlendirdi. Referandum sonucundan duyduğu üzüntüyü dile getiren Sturgeon, yeni bir bağımsızlık referandumu için yasal hazırlık yapacaklarını, İskoçya geleceğini AB'de görüyor. İskoçya isteğimiz dışında AB dışına çıkarılacaktır. Bu demokratik olarak kabul edilemez." dedi. İskoç halkının yüzde 62'si AB'de kalmaktan yana oy kullandı.
AB üyesi diğer ülkelerde de aşırı sağcı ve milliyetçilerin Brexit’in domino etkisinden yararlanarak, AB’den ayrılma kampanyalarını hızlandıracaklardır. Fransa’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda AB ülkesinde sağcı milliyetçi partilerin güç kazanmaya devam etmesi söz konusudur. Bu da birleşik Avrupa projesini hayati sorunlarla karşı karşıya bırakabilecek. AB’den ayrılma süreci Brexit, bazı AB ülkelerinde ekonomi alanında çok olumsuz sonuçlar doğuracağından ekonomik ve sosyal şoklar yaşanabilir ve yeni krizleri tetikleyebilir.
Birleşik krallığın AB’den ayrılması, Kuzey İrlanda ve iskoçya’nın da İngiltere’den ayrılması ve bu ülkenin parçalanmasına sebep olabileceği gibi, aşırı sağcı ve milliyetçi gurupların diğer ülkelerde güç kazanmasına ve AB’nin de çöküşünün hızlanmasına sebep olabilir.
AB üyesi Yunanistan, İtalya, Portekiz, İspanya gibi ülkeler ekonomik kriz yaşıyorlar. İngiltere’nin AB’den ayrılmasıyla bu ülkelere yapılan ekonomik yardımlar da kesilecektir. Buna ilaveten dış ilişkileri konusunda, AB kurulduğunda Amerika’dan bağımsız politikalar uygulayacağı ön görülmüştü. Fakat İngiltere’nin zorlamasıyla AB, Amerika yanlısı bir politika uyguluyordu. İngiltere’nin AB’den çıkması, Amerika’nın AB’deki bir stratejik müttefikini kaybettiği anlamına geliyor. Elbette Amerika başkanı Obama, Amerika ile birleşik krallığın ilişkilerinin olumsuz etkilenmeyeceğini, iki ülkenin AB ile işbirliğini sürdüreceklerini söyledi. İngiltere’nin AB ile 50 anlaşma imzalamış bulunuyor. Çıkış kararından dolayı İngiltere AB üyesi 27 ülkeyle bire bir ikili işbirliği anlaşması imzalama zorunda kalacak.
İngiltere’de Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılık yanlılarının kazandığı referandumunun tekrarlanması için başlatılan İngiliz Parlamentosunun internet sitesi üzerinden dilekçe kampanyasına katılım 3 milyona ulaştı.
AB liderleriyse, İngiltere'nin AB'den ayrılma kararıyla ilgili, "Bu karardan üzüntü duyuyor ancak saygı gösteriyoruz. Birleşik Krallık hükümetinden halkın bu kararını mümkün olan en kısa süre içerisinde uygulamaya koymasını bekliyoruz. Gecikme, gereksiz bir şekilde belirsizliği artırır." Dediler. AB Liderleri Avrupa Konseyi başkanı Donald Tusk, AB komisyon başkanı Jean-Claude Juncker, AP başkanı Martin Schulz, İngiltere’nin birlikte kalması için yeniden müzakere etmeyeceklerini de açıkladılar.