Terör; BM de bölünme sahası - 1
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i35896-terör_bm_de_bölünme_sahası_1
Son dönemde tüm dünyanın Birleşmiş Milletler BM hitap ettiği teşkilatı pasiflik adı verilen bir hastalığa yakalanmış bulunuyor, nitekim bu teşkilat hatta 193 üyesi arasında ortak arzuları oluşturmaktan çok uzak görünüyor.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Eylül 01, 2016 12:42 Europe/Istanbul

Son dönemde tüm dünyanın Birleşmiş Milletler BM hitap ettiği teşkilatı pasiflik adı verilen bir hastalığa yakalanmış bulunuyor, nitekim bu teşkilat hatta 193 üyesi arasında ortak arzuları oluşturmaktan çok uzak görünüyor.

Bugün BM dünyada yaşanan bir çok terör ve cinayetin kurbanı olan insanlar onun eline bakıyor, fakat bu eller öylesine para, iktidar ve güç oyunlarına karışmıştır ki hatta eğer içinde bir istek olsa bile krizde de dünyada hiç bir düğümü açabilecek gücü olmadığı anlaşılıyor.

BM’nin sekizinci genel sekreteri bu görevde son aylarını geride bırakıyor ve bu anlatılanlara rağmen  on yıllık başkanlığı döneminde bu teşkilatın başta terörle mücadelede olmak üzere dünyanın sessiz ve savunmasız insanlarının sesi olduğunu iddia ediyor. Oysa gerçek şu ki bu durum hatta 72 yaşındaki genel sekreter Ban Ki Moon’un kalbi arzusu olsa bile son yıllarda BM tarafından asla gerçekleşmemiş bir durumdur. Öyle ki son bir kaç yılda terör adeta tüm dünya ile ve en çok da BM’nin acizliği ile alay eder gibi oldu.

BM dünyanın ASEAN gibi diğer uluslararası kurum ve kuruluşların da takdir ettiği üzere terörle mücadelede en seçkin uluslararası kurum telakki ediliyor, çünkü bu teşkilat dünyada barış ve güvenliği sağlamak üzere gereken yöntemi bildirgesinde belirlemiş ve üye ülkelerin arasında temin etmesi ile yükümlenmiştir.

BM bildirgesine göre uluslararası barış ve güvenliği, insanların zati kerametini, ülkelerin kendi kaderini belirleme hakkını, üye ülkelerin birbirinin içişlerine karışmamayı, insan haklarına uyulmasını, üye ülkelerin eşitliğini, dünyası her türlü silahtan arındırmayı ve güvensizlik durumlarını bertaraf etmeyi yerine getirme işi bu teşkilatın yükümlülükleri arasındadır.

Şimdi tüm bu anlatılanlardan sonra temel soru şöyle akla geliyor: acaba ikinci dünya savaşı gibi küresel bir tehdidin ardından şekillenen bu teşkilat, modern çağın kanseri olan terörle mücadelede ne denli etkili olmuş ve olabilecektir?

21 Aralık 1988 tarihinde İskoçya semalarında Amerika’nın Pan American havayollarına ait bir yolcu uçağının infilak etmesi, BM ve güvenlik konseyinde teröre ve bu olgunun küresel tehdidine karşı yeni bir bakış oluşturdu. Bu saldırıdan önce terör ülkelerin iç arenasında bir kavram olarak algılanıyordu. Daha sonra 11 Eylül 2001 tarihinde Amerika’nın ikiz kulelerine kaçırılan yolcu uçakları ile düzenlenen saldırı da BM’nin terör politikasını etkiledi ve BM güvenlik konseyini 1373 sayılı kararnameyi çıkarma konusunda ikna etti. Bu kararnameye göre terörle mücadele komitesi kuruldu ve dünya genelinde teröristlerin ve hamilerinin cezalandırılması için bir takım cezalar belirlendi.

Bundan başka 1373 sayılı kararnameye göre BM üyeleri teröristleri takip etmek ve cezalandırmak ve bu bağlamda çıkarılacak uluslararası konvansiyonları onaylamak gibi durumlarda işbirliği yapmaları kararlaştırıldı. Fakat dünyada El-kaide gibi silahlı terör örgütlerinin ortaya çıkması ve faaliyet alanlarını hemen hemen tüm dünyaya yaymaları kurulan komitenin etkinliğinin sorgulanmasına yol açtı. Gerçi veriler dünyada katliamlar ve soykırımlarla sonuçlanan çatışmaların azaldığını gösteriyor, fakat düzenlenen terör saldırılarının sayısı ve Somali’de Eşşebab, Nijerya’da Boko Haram, Filipinler’de Ebu Siyaf ve Irak ve Suriye’de IŞİD gibi terör örgütlerinin ortaya çıkması, BM’nin terörle mücadelede ve daha doğrusu dünyada küresel barış ve güvenliği sağlamakta izlediği mekanizmaların hiç biri işe yaramadığını ortaya koyuyor.

Gerçekte BM de selefi milletler cemiyeti gibi üye ülkeleri teşkilatın bildirgesine ve özel olarak da 1373 sayılı kararnamesine uymak için yükümlü hale getirmek üzere gerekli imkanlardan yoksun olduğu anlaşılıyor. Bundan başka, terörle mücadele konusu milenyum kalkınma programında yer almaması, bu şom olgunun günümüzde dünyanın en huzurlu noktaları olan Amerika ve Avrupa başkentlerine kadar yayılmasına yol açtığını ve devletlerce gerektiği gibi ciddiye alınmadığını gösteriyor. Gerçekte dünyanın en büyük uluslararası kurumu sadece terörün şekillenmesi ile mücadele etmekte başarısız kalmadı, aynı zamanda üyelerini de bu şom olgu ile mücadelede birlik yapamadı.

Bugün Amerika’nın sözde IŞİD ile mücadele için kurduğu uluslararası ittifakla beraber Suriye topraklarına müdahalesi Şam yönetiminin izni olmaksızın yapılan bir müdahale olmakla beraber, hatta BM’nin görüşü bile alınmadı ve bu teşkilat da pratikte bu müdahaleye hiç bir tepki vermedi.

Öte yandan BM Arabistan’ın Yemen’e saldırmak için kurduğu Arap ittifakına karşı da sadece sözlü kınamakla yetindi ve daha sonra da bu savaşı başlatan Arabistan aleyhine değil de sadece tek yanlı özelliği olan 2216 sayılı kararnameyi çıkardı. Oysa Suud rejimi Yemen saldırılarında sadece bu ülkenin eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’i hedef almakla kalmıyor ve aynı zamanda Yemen El-kaide’sini de destekliyor.

Bu arada Yemen savaşı sırasında bir kez daha servet ve para pulun gücü kendini gösterdi. BM genel sekreteri Ban Ki Moon önce Arabistan’ın adını Yemen’de çocukları katlettiği için çocuk haklarını ihlal eden ülkelerin listesine aldı, fakat bu kararla ilgili haber medyaya yansımadan bir başka haber BM’nin terörle mücadelede bir başka fiyaskosunu ortaya koydu.

Ban Ki Moon gazetecilerin karşısına çıkarak hala raporunda Suud rejiminin en az 510 Yemenli çocuğu katlettiği ve 667 çocuğu yaraladığı ile ilgili verileri savunduğunu, fakat Arabistan’ın BM’ye yaptığı mali yardımların kesilmesinin doğuracağı sorunları gözeterek BM’nin üst düzey sorumlusu olarak Arabistan’ın adını çocuk haklarını ihlal eden rejimlerin listesinden çıkarma kararı almak zorunda kaldığını belirtti.

Ve böylece BM’nin dünyada barış ve güvenliği sağlamak ve insanların zati kerametini korumak ve ülkelerin kendi kaderini belirleme hakkını savunmak için attığı ender adımlardan birinde de geri adım atılmış oldu ve BM için büyük bir fiyaskoya dönüştü

Tüm bu yaşananlardan anlaşıldığı üzere BM’nin terörle mücadelede etkili olmamasının bir sebebi bu teşkilatın bazı üye ülkelere diğer üye ülkelere nazaran daha fazla taviz vermesidir. Böylece ne zaman BM’nin müdahalesi gereken bir durum yaşanacak olursa, bu ülkeler terörden farklı bir tanım ileri sürerek onu kendilerine karşı bir tehdit gibi telakki ediyor ve şartlara müdahale ederek dengeleri bozuyor ve bozulan bu dengeler bugün Suriye’de yaşanan şartlar gibi sonuçları doğuruyor. Nitekim buna göre de BM şimdiye kadar terörle mücadelede etkili olamadığı gözleniyor.

BM güvenlik konseyinde kazandığı 12 olumlu oyla Ban Ki Moon’un halefi olacak adayların arasında birinci seçenek gibi gözüken Portekizli eski politikacı Antonio Gutires bundan önce BM’de sığınmacı işlerinde en az on yıl yüksek komiser olarak görev yaptı ve terörün doğurduğu felaketlere yakından şahit oldu. Yani eğer BM’nin geleceğine ümitle bakacak olursak, belki Futires’in diğer adayların arasında en azından terör meselesinde daha çok deneyimli olduğu ve küresel bazda bu şom olguya karşı ortak bir cephe oluşturma ihtimali daha yüksek olduğu söylenebilir.

Aslında bugün Ban Ki Moon’un yerine geçmek isteyen tüm adayların en önemli önceliklerinden biri kronik ve epidemik hale gelen terör afetinden ortak bir tanım sunmak ve terör faaliyetlerine karşı ve özellikle siber ve nükleer teröre karşı ciddi önlemler almak ve üye ülkeleri terörle mücadeleye teşvik etmek ve daha güçlü bir BM yaratmak için çaba harcamak olmalıdır.

Kendini Irak ve Suriye’de İslamî hilafet ilan eden tekfirci IŞİD terör örgütü yaklaşık üç yıldır Ortadoğu bölgesini kana bulamıştır. Irak ve Suriye devletler bir kaç yıldır bu selefi sapkın örgütle savaş halindedir.

Gerçekte 11 Eylül 2001 tarihinde El-kaide terör örgütü kaçırdığı yolcu uçakları ile newyork’ta ikiz kuleleri ve Washington’da Pentagon binasını hedef aldıktan sonra dünya daha fazla selefi tekfirci terör örgütlerinin tehlikesini hissetmeye başladı.

Bu gelişmenin üzerine Amerika Taliban ve El-kaide’ye karşı savaş ilan etti ve ardından 2001 yılında Afganistan topraklarını işgal etti. El-kaide lideri Usame bin Ladin takibe alında ve 11 Eylül 2001’den on yıl sonra Pakistan’da ABD çevik kuvvetlerinin düzenlediği operasyonda öldürüldü.

Bin Ladin’den sonra El-kaide zayıfladı, ama birden üç yıl önce IŞİD adında yeni bir selefi tekfirci terör örgütü türedi ve hızla Suriye’nin önemli bir bölümünü işgal etti ve ardından Irak’a yıldırım hızıyla saldırdı ve Musul başta olmak üzere Irak’ta da bir çok bölgeyi işgal etti. Daha sonra IŞİD elebaşı Ebu Bekir Bağdadi kendini müslümanların halifesi ilan etti ve Suriye’nin Rakka kentini de hilafetinin başkenti olarak açıkladı.015