İsrail, Bölgesel ve küresel sorunların kuşatması altında - 1
Son zamanlarda korsan İsrail’in iç durumundan dünyaya servis edilen görüntülerin aksine bu rejim ciddi bir kimlik krizi, siyasi, askeri, güvenlik, iktisadi, sosyal sıkıntılar ve iç arenada Filistin intifadası ve dış arenada da uluslararası yaptırım ve inzivaya itilme politikası gibi durumlarla karşı karşıyadır.
Bu çerçevede İranlı uzman Alirıza Arab bu konuyu masaya yatırmış ve siyonist rejimin girdiği çıkmazın boyutlarını irdelemiştir.
İranlı uzman Alirıza Arab’a göre korsan İsrail’in girdiği çıkmazlardan biri askeri ve güvenlik çıkmazıdır.
Her ordu doğal olarak bağlı bulunduğu toplumu dış düşmana karşı savunması ve o toplumun sınırlarını koruması gerekir ve ordunun yanında polis ve güvenlik teşkilatı da iç arenada koruma görevini yürütür. Fakat Filistin milletinin başlattığı Kudüs intifadası ve bu intifadanın şiddetlenmesi korsan İsrail’i iç ve dış güvenlik alanlarında ciddi çıkmaza sürüklemiş ve şiddetle perişan ve çaresiz hale getirdiği anlaşılmaktadır, çünkü Tel aviv Kudüs intifadasını kontrol altına alabilmek için siyonist ordudan yardım almak zorunda kalmıştır.
Bugün siyonist rejim ordusu bu rejimin polis gücünün yanında kentlere inmiş ve böylece silah zoru ile Kudüs intifadasının önüne geçmeye çalışmaktadır. Gerçekte siyonist ordunun sokaklara inmesi ve her geçen gün daha fazla sayıda askeri birliğin çeşitli kentlerde boy göstermesi ve başta Kudüs ve Batı şeria olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarında mazlum Filistin milletine karşı türlü cinayetlere imza atması, eli kanlı rejimin güvenlik ve sosyal ve askeri açılardan çıkmaza girdiği ve çaresizliğinin işaretidir.
İsraillilerin haklarını savunma derneği “ 2015’te İsrail’de insan hakları durumu” başlığı altında yayımladığı raporunda korsan İsrail askerlerinin başta Kudüs ve Batı şeria olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarında mazlum Filistin milletine karşı türlü cinayetlere imza attığını belirtiyor. Raporda, İsrail askerleri ve güvenlik güçleri Kudüs’te Filistinlilerin kıyamını bastırmak için sürekli şiddete baş vurduğu belirtiliyor.
Raporun bir başka bölümünde ise Kudüs intifadası başladığı günden beri işgal altındaki kentte şartların patlama noktasına geldiği, çünkü İsrail askerleri ve polis gücü sebepsiz yere Filistin halkına karşı şiddet uyguladığını ve Filistinli protestocuları dağıtmak için plastik mermi ve zehirli gaz bombaları gibi şeyleri kullandığı ve yolları kapatmak ve engeller oluşturmak sureti ile ambulansların Filistinli yaralılara ulaşmasına mani oldukları kaydediliyor.
Gerçekte İsrail askerleri bu tür uygulamaları ile Filistinli vatandaşların yaşamını aksatıyor. Nitekim bu tür uygulamalar aynı zamanda eli kanlı rejimin çaresizliğinin doruk noktasıdır ve bu rejimin Kudüs intifadası karşısında güvenlik ve sosyal ve askeri çıkmaza girdiğini yansıtmaktadır.
Öte yandan Filistin milletinin başlattığı son intifada ve Filistinli mücahitlerin şehadet eylemleri başta yerleşkeciler olmak üzere İsrail toplumunun tüm kesimleri arasında korku ve panik hissini ve güvenliğin yokluğu duygusunu hakim kılmıştır. Bu duygular bugün hatta Tel aviv’in göbeğine de hakim olmuş ve siyonistlerin güncel yaşamını etkilemiştir.
Gerçekte huzur ve güvenlik duyguları bir toplumun şekillenmesi ve gelişmesi için en gerekli şeylerdir, ancak şimdi bu duygunun siyonist toplumda yok olduğu gözleniyor.
Siyonistler işgal altındaki Filistin’de ister 1948’de işgal edilen bölgeler olsun, ister Batı şeria veya Kudüs olsun, hiç bir yerde ve hatta dört bir yanı korunan siyonist yerleşkelerde bile kendilerini güvende hissetmiyor ve her an ölüm duygusunu yaşıyor. Çünkü her siyonist, her an zulme uğrayan bir Filistinlinin şehadet eylemi ile eli kanlı siyonistleri cehenneme yollayacağından endişe ediyor. Nitekim bir Filistinlinin 1 Ocak 2016’da Tel aviv’de düzenlediği şehadet eylemi ile korsan İsrail’in güvenlik temellerini derinden sarstı ve bu operasyonun kısa vadeli getirisi, bir milyonu aşkın siyonistin evden çıkamaz olması ve uzun vadede de siyonistlerin başkenti Tel aviv’in güvenliğini yok etmesi ve kırılgan güvenlik şartlarını hakim kılmasıydı. Olaydan sonra Tel aviv adeta hayalet kentine dönüştü, öyle ki kentte yaşayan siyonistler hatta evlerinin kapılarını ve camlarını kapatmıştı ve hiç kimse sokağa çıkmıyordu ve halkın yerine Tel aviv genelinde binlerce asker ve polis devriye gezmeye başladı.
Bugün siyonistlerin yaşamı korku, panik, dehşet ve güvensizlik duygusu ile bütünleşmiştir ve Tel aviv Kudüs intifadasına karşı çaresiz, etkisiz ve perişan konumdadır. Bugün artık Filistinlilerin şehadet eylemleri sadece Batı şerianın ana caddeleri ile sınırlı değildir ve hatta siyonist yerleşkelerin içine kadar yayılmıştır.
Korsan İsrail eğitim Bakanı Neftali Benet, Tel aviv’de düzenlenen iç güvenlik zirvesinde yaptığı konuşmada, yeraltında tünel kazarak bir siyonist yerleşkeyi hedef alan beş Hamas komandosu karşısında F 35 gibi pahalı savaş uçakları hiç bir işe yaramadığını belirtti.
Korsan İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi Hufi Amos’un kaleme aldığı raporunda Kudüs intifadasından sonra siyonist yerleşkelere hakim olan korku ve dehşet atmosferini gündeme getirerek şu ifadelere yer verdi: Taku yerleşkesine panik ve dehşet atmosferi hakimdir ve bu bölgede güvensizlik duygusu doruk noktasına ulaşmıştır.
Maariv raporunda, yerleşkecileri kaygılandıran ve kaygılarını arttıran konu ise Filistinlilerin operasyonlarında baş vurdukları yeni yöntemler olduğunu vurguladı. Yerleşkecilerin korku ve panik içinde dışarı çıktığını belirten gazete, bu şartlar yerleşkecilere yönelik büyük bir tehdit sayıldığını, çünkü yerleşkelerde Tel aviv’in aksine Filistinlilerin operasyon yapacakları konusunda hiç bir uyarı yapılmadığını kaydetti.
Öte yandan Guş Atsiyon yerleşkesi konseyi Başkanı David Birel de Kudüs intifadasının hızla yayıldığını belirterek, artık Filistinlilerin yerleşkecilere karşı şehadet eylemleri sadece Batı şerianın ana caddeleriyle sınırlı kalmadığını ve hatta yerleşenlerin içine kadar yayıldığını belirtti. Birel, artık İsrail’in Filistinlilerin bu tür operasyonlarına karşı koyma zamanı geldiğini vurguladı. Birel bir süre önce de yerleşkelerde operasyon düzenleyen Filistinlilere karşı tepkide, korsan İsrail ordusundan Batı şeria genelinde ikinci savunma kalkanı operasyonunu başlatmasını istedi.
Şomron yerleşkeleri konseyi Başkanı basın danışmanı Şelumi Hilfi de yerleşkelere hakim olan korku ve panik duygusuna işaret ederek, Netanyahu kabinesini İsraillilerin güvenliğini temin etmeye yönelik yükümlülüğünü yerine getirmemekle suçladı ve Netanyahu’nun bu yükümlülüğünü yerine getirmesini istedi. Siyonist yetkili artık Netanyahu’nun izlediği politikalara karşı çıkma zamanı da geldiğini, bundan böyle Filistinlilerin operasyonları ile operasyonlar gerçekleştikten sonra mücadele etme politikasını kabul etmediklerini, İsrail’in Filistinli düşmanı olduğunu ve bu düşmana galip gelmeleri gerektiğini vurguladı. Hilfi tüm İsraillilerin nerede olursa olsun ve özellikle otobüs duraklarında kendilerini güvende hissetmeleri gerektiğini de ifade etti.
Korsan İsrail’de gerçekleşen bir anketin sonuçları, siyonistlerin üçte ikisi Netanyahu’nun sağcı kabinesinin Filistin direnişine karşı izlediği politikaları ve uygulamalarını benimsemediğini ve Netanyahu’yu Filistin milletine karşısında başarısız bildiklerini ortaya koydu.
İsrail’de yayımlayan Yediot Aharonot gazetesinin yaptığı ankete göre İsraillilerin üçte ikisi Netanyahu’yu Filistin direnişine karşı hezimete uğramış bir Başbakan olarak gördüklerini gösterdi. Ankete göre İsraillilerin %68’i Netanyahu’nun politikalarını başarısız bulurken, %28 bu politikaları benimsediklerini, %4 de çekimser olduklarını belirtiyor.
Öte yandan ankete göre, siyonistlerin %30’u Filistin direnişinin operasyonları ve Kudüs intifadası ile mücadele etmek için en iyi seçeneğin korsan İsrail’in dışişleri eski Bakanı Avigdor Liberman olduğuna inanırken, %15 ise genel kurmay eski Başkanı General Gabi Eşkinazi ve %13 eğitim Bakanı Neftali Beneti’i uygun seçenek görüyor ve sadece %11’lik bir kesim Netanyahu’nun Filistinlilerle mücadele için uygun seçenek olduğunu savunuyor. Ankete göre %5’lik bir kez iç krizleri çözümlemek ve iç güvenliği temin etmek için iktidarı muhalifet liderlerinden İshak Herzug’a emanet etmek gerektiğini belirtiyor.
Her halükarda siyonist toplum derinden güvensizlik hissediyor ve korku ve panik ve umutsuzluk duyguları ve ölüm düşüncesi her yerde ve her zaman ve hatta evlerde bile hakim olmaya başladığı gözleniyor.
Korsan İsrail’de akademik bir araştırmanın sonuçları siyonist toplumda Kudüs intifadası yüzünden depresyon, korku ve panik duyguları hızla yayıldığını ortaya koydu. Araştırma İsraillilerin arasında Kudüs intifadası yüzünden stres, ızdırap ve depresyon gibi psikolojik hastalıkların intifadadan önceki döneme oranla büyük oranda artış kaydettiğini gösterdi.
Aslında siyonistlerin özel yaşamında da Filistinlilere karşı işgalcilik, tecavüz, şiddet uygulamak, katliam ve kıyım girişimleri yüzünden cezalandırılma korkusu da hakim olduğu belirtiliyor. İslamî toprakları işgal etmek ve Müslümanların arazilerini gasp ederek onları mülteci durumuna düşürmeni sınırsız korku ve paniğe yol açtığı ve siyonistlerin bu cinayetlerinin cezasız kalmayacağını düşünmeye başladığı kaydediliyor.
Şimdi ise Kudüs intifadasının başlamasından sonra işgal altındaki topraklarda yaşaman geniş çapta aksadığı ve ölüm düşüncesi umutsuzluk, korku ve panik duyguları ile beraber siyonist topluma hakim olduğu, bu da eli kanlı rejimin güvenlik, askeri, siyasi ve sosyal açılardan çıkmaza girdiği şeklinde yorumlanıyor. 015