Dünya Gıda Günü
BM'nin önemli münasebetler takviminde en çok bilinen ve tanınan günlerden biri, 16 Ekim Dünya Gıda Günü'dür.
İnsan ve bütün canlıların en temel ihtiyaçlarından birini gıda teşkil ediyor, gıda ve gıdalanmanın bütün canlıların hayatındaki temel rolünü kimse inkar edemez. insanoğlu, yartılışının ilk gününden beri her daim açlığını gidermeye çalışmıştır ve hatta, insanın sanayi ve tarımdaki baş döndürücü ilerlelemelerinin de aslında bu basit ve temel içgüdüyü karşılasın diye elde edildiği söylenebilir.
Kuran-i Kerim de insanın bu ihtiyacına dikkat çekilmiştir ve bazı ayetlerinde, bazı yiyeceklerin özelliklerine işaret edilmiştir.
Ancak bugün dünyada nüfusun artması dolaysıyla gıdaya ihtiyaç her geçen gün artmaktadır, özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde bir taraftan tüketim modeli değişirken, diğer taraftan da Elino ve Nanico gibi doğal ancak yıkıcı olaylar ve ardından kuraklıklar ve şiddetli soğuklukların yaşanması, gıda üretici ve planlayıcılarını birçok sorunla karşı karşıya bırakmış bulunuyor.
Bu sorun, gelişmekte olan veya fakir toplumlarda daha ciddi şekilde ortaya çıkmıştır, hatta brçok ülkedeki açlık sorunu krize dönüşmüştür.
Açılık sorunu, insanların sağlığını tehdit eden en büyük tehlikelerden biri sayılır.
BM Gıda ve Tarım Örgütü tarafından sunulan istatistik raporlara göre, her yıl, açlıktan ölenlerin sayısı, tüberkülos, AİDS ve sıtma gibi hastalıklardan ölenlerin toplam sayısından fazladır.
Son veriler ise, dünyada 740 milyon açlık sorunu yaşadığını, bundan yüzde 98'inden fazlasının Afrika ülkeleri ve gelişmekte olan ülkelerde yaşadığını gösteriyor.
Son istatistik raporlara göre Afrika'daki açlık sorunu yaşayan insanların sayısı 175 milyondan 239 milyon yükselmiştir ve yaklaşık her dört kişiden biri bu kıtada açlık sorunu yaşıyor.
istatistik raporlar ayrıca, dünya nüfusunun büyük bölümünün uygun biçimde beslenmediğini yansıtıyor.
yetersiz beslenmemenin yıkıcı etkilerinden biri, insan gücünün etkinliğinin azalmasıdır, zira her bir fert, gün boyunca protein, karbo-hidrat, gıdalı maddeler, fiber ve yağ gibi yararlı bütün besin değeri olan maddeleri tüketmesi gerekiyor.
Bu maddeler yeteri kadar vücuda ulaşmaması halinde, kişinin faaliyeti üzerinde olumsuz etkilere yol açan sorunlar, vücutta meydana gelir ve ardından, kişilerin etkinlik gücü azalır ve akebinde de o bölgenin ekonomisinde sorunlar yaşanır.
Uluslararası Gıda Politikası Araştırma Enstitüsü son raporunda, bu önemli olaya dikkat çekerek, yetersiz beslenmenin dünya genelinde yaklaşık 2 milyar insanın sağlığını tehlikeye maruz bıraktığını belirtti.
Yayınlanan istatistik raporlar ayrıca, dünyada her yıl yaklaşık yaşı 5'in altındaki 2 milyon 800 bin çocuğun açlık sorunu yüzünden hayatını kaybettiğini gösteriyor.
Kongo, Somali, Eritre, Çad, Etiyopya, Haiti, Liberya, Afganistan ve Suriye, gıda güvenliği ve yetersiz beslenme açısından dünya ülkeleri arasında durumu en çok kötü olan ülkeler olduğu ifade ediliyor.
Umzanlara göre, fakirlik, dünyadaki yetersiz beslenmenin ana etkenlerinden biridir.
Uzmanlar ayrıca, yoksulluk ve fakirliğin yanısıra, gıda ürünlerinin fiyatındaki artış ve gıda ürünlerinin üretimindeki düşüş gibi etkenlerin de açlık krizine neden olduğunu bildiriyor.
Erişilebilir su miktarındaki büyük azalma, ikilim değişikliği, çevre kirliği, kalkınma projeleri de gıda üretimini etkileyen diğer etkenler arasında yer almaktadır.
Alman Deutsche Bankası'nca yapılan bir araştırma raporunda, 21 yüzyılında gıda güvenliği vizyonunda bu gerçeğe dikkat çekilerek, su kaynakları ve tarım arazileri üzerindeki rekabet, enerji fiyatlarındaki artış ve ikilim değişikliğinin hepsinin dünyanın az kanyakla daha fazla gıda üretmesi gerektiği anlamına geldiğini belirtmiştir.
Yapılan tahminlere göre, dünya nüfusu 2050 yılına kadar yaklaşık 9 milyar kişiye yükselecek ve FAO'nun tahimlerinde bunca insanın ihtiyaç duyduğu gıdayı karşılamak için dünya genelindeki gıda üretiminin yüzde 60 oranında artması gerektiği bildiriliyor.
Oysa, ikilim değişikliğinin ardından dünya halkının tükettiği gıda ürünlerinin en büyük tedarikçisi sayılan mikro düzeyindeki çiftçi ailelerin faaliyetleri, hava sıcaklığının artması, kuraklık ve doğal afetler gibi ektenler yüzünden büyük sorunlarla karşı karşıya kalmıştır.
Araştırmacılar, yaptıkları bir araştırmanın ardından gelecek on yıllarda hava sıcaklığının daha da artacağı, gıda ürünleri için talep artarken, gıda arzında o yıllarda açık meydana gelebileceği, bunun da başka sorunlara kapı aralayabileceği tahminde bulunmuşlardır.
Uzmanlar, iklim değişikliği yüzünden üretim miktarı düşen ürünlerin fiyatının dünya genelinde yüzde 6 oranında artabildiğini bildiriyor. Bu yüzden bu ürünlere olan talep, kaçılımız şekilde artmıştır.
Dünyada tahıl fiyatinin belirlenmesinde, bugün iklim değişikliği en çok etkili ekten sayılırken, müşterilerin rolü ikince derecede yer alıyor.
Gıda ürünlerinin üretimindeki düşüş nedeniyle, gıda ve et üreten firmalar, her yıl yaklaşık 60 milyar dolar zarar görüyorlar.
Stanford üniversitesi hocası olan Dr. Lobel, bu bağlamda araştırmalar yapan bir uzman olarak şöyle diyor: Biz, yağış hakkında sohbet etmek niyetinde değiliz, ancak, iklim değişikliği yüzünden yok olan milyarlarca dolar değerinde olan gıda ürünleri hakkında konuşmak istiyoruz. Biz dünyayı beslemek gayretindeyken gıda ürünlerinin küçücük parçaları bile bizim için önemli ve değerlidir. Kesin olan bir şey varsa o da iklim değişikliğinin gıda ürünlerinin fiyatlarının belirlenmesinde etkin bir unsur olmasıdır. Son yıllarda, birçok gıda ürününün fiyatı, Asya kıtasındaki gıda ürünlerine talebin artması, tarım ürünlerinin bitkisel yakıtlara dönüştürülmesi ve iklim değişikliği gibi etkenlerden dolayı, 2-3 kat artmıştır. Oysa, bir taraftan, dünyanın en fazla nüfusa sahip en fakir ülkeleri, gıda ürünlerinin azalması karşısında en çok tehlike hissederken, diğer taraftan da, dünyadaki tahıl üretim ve dağıtım merkezleri de, ürün üretiminde büyük açıkla karşı karşıya kalmış bulunuyorlar.
Bu konunun önemini dikkate alarak BM Gıda ve Tarım Örgütü FAO, bu yılki Dünya Gıda Günü için "ikilim değişmektedir, gıda ve tarım de değişmelidir" sloganını seçerek, bu yolla, iklim değişikliğine göre, gıda ve tarım üretim modelnin değişmesine vurgu yapılarak, bir anlamda, akılı-iklim ziraat faaliyetlerinin güçlendirilmesi için adım atılmasını sağlamaya çalışıyor.
Bu bağlamda, uzmanlar, çiftçilerin sıcaklığın artması karşısında daha dirençli olan ürünleri seçmelerini öneriyor.
Su tanklarının çiftliklere yerleştirilmesi, yüksek rakımlarda, yağlı tohum ve hububatın pirinç yerine tercih edilmesi, pamuk ürünü için yığın ve gedik sisteminin kullanılması, çok ürünlü karışımın belli bir ürünün yerine kullanılması, arazinin düzeltilmesi, akan suları biriktirme sistemlerinin kullanılması, koruma gediklerinin oluşturulması, hayvan gübrelerinin kullanılması, yağmurlama ve damla gibi etkin sulama sistmelerinin kullanılması gibi önleyici girişimler su krizi yaşandığı sıralarada kullanılabilecek yöntemler FAO tarafindan çiftçilere tavsiye ediliyor.
Bugün dünya, gıda güvenliğinin küresel ölçekte çevresel değişikliğe karşı nasıl mücadele vermesine bağlı olduğunu anlamıştır.
İklim değişikliğinin tarım üzerindeki etkileriyle mücadele, su, toprak ve çevre çeşitliliklerini hassasiyetle yönetilmesini içeriyor.
Bu hedefin gerçekleşmesi için de tarım arazilerinin sınırlığı olması, su azlığı, enerji fiyatının yüksek olması ve tarımsal araştırma alanında yatırımın düşmesi ve gıda atıklarının artması gibi engel ve sorunların kaldırılmasına bağlıdır.
Gıda krizinin geride bırakılarak, doğal kaynaklar ve insan gücünün geliştirilmesinin ancak kalkınmanın itici gücü olarak tarımın önemsenmesiyle mümkün olduğunu kabul etmek zorundayız. Bu hedef için de, tarım sektörünün kabiliyet ve imkanlarını tespit etmek ve kalkınması önündeki engelleri bertaraf etmeye çalışmak gerekiyor.
Tarım sektörü, ülkelerin makro kararlarını belirleyen merkezlerde o ülkelerin toplumsal-ekonomik gelişmesini sağlayan itici güç olarak dikkate alınmasını gerektirecek kadar önemli ve hayatidir.
Pek uzak sayılmayan gelecekte dünyada gıda ve açlık sorununu yaşamaması için ülkelerin tarımın önemi ve yerini, her daim dikkate alması şarttır.015