Veto’nun acı tadı
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i43819-veto’nun_acı_tadı
Amerika Başkanı Obama sonunda ve Arabistan’ın 11 Eylül 2001 terör saldırılarına karıştığı etrafında yürütülen tartışmaların ardından Amerikan kongresinin olayda hayatını kaybedenlerin ailelerine Arabistan aleyhinde dava açma hakkını tanıyan yasasını veto etti.
(last modified 2023-09-08T06:51:29+00:00 )
Ekim 22, 2016 13:01 Europe/Istanbul

Amerika Başkanı Obama sonunda ve Arabistan’ın 11 Eylül 2001 terör saldırılarına karıştığı etrafında yürütülen tartışmaların ardından Amerikan kongresinin olayda hayatını kaybedenlerin ailelerine Arabistan aleyhinde dava açma hakkını tanıyan yasasını veto etti.

Ancak bu veto, Amerika’da siyasetin çifte standart durumunu ortaya koydu. Gerçekte Suud rejimine kaşı çıkarılan kanunun veto edilmesi, kongrede hem cumhuriyetçilerin ve hem demokratların desteklediği bu kanunla beraber Amerikan politikasının çifte standart halini onayladı. Bu durum hiç kuşkusuz Başkan Obama ve Amerika’nın dünya gelişmelerine karşı iki yüzlü tutumuna yönelik eleştirileri beraberinde getirdi.

Aslında Amerikalı devlet adamları bundan önce de bir çok kez başta sulta altında tuttukları ülkelerin yöneticileri olmak üzere dünyanın önemli meseleleri hakkında sürekli iki yüzlü bir tutum sergiledi. Bu konuda en son Amerikalı yargıç George Danials’in 2016’nın başlarında İran yönetimini 11 Eylül kurban ailelerine 7.5 milyar dolar ve sigorta firmalarına da üç milyar dolar tazminat ödemeye mahkum etmesini örnek vermek mümkün. Amerikalı yargıcın kararına göre her aile 8.8 milyon dolar alacak, ki bunun iki milyon doları manevi tazminat karşılığı ve 6.8 milyon doları da can kaybı ile ilgili olacak. Amerikalı yargıç ayrıca İran yönetimini 11 Eylül olaylarında hasar gören binalara sigorta tazminatı ödeyen sigorta firmalarına üç milyar dolar ödemeye mahkum etti. Bu dosyada ilginç olan nokta ise Newyork mahkemesi bu kararı verirken İran yönetiminin 11 Eylül 2001 terör olaylarının faillerine mali yardım yaptığına dair hiç bir belge veya kanıt bulamamış olmasıdır.

Newyork mahkemesinin İran hakkındaki bu haksız kararı, Amerikalı mahkemelerin 11 Eylül 2001 terör saldırılarına 15 Arabistan vatandaşı karışmasına karşın sus pus olmaları ve bu ülke hakkında hiç bir karar vermemiş olmalarına rağmen gündeme gelmiştir. Üstelik Amerikalı devlet adamları koordineli bir şekilde ve Suud prenslerinin Amerikan bankalarındaki dolarları ve Amerika’daki yatırımlarından nemalanmak için kongrenin Suud rejiminin 11 Eylül terör olaylarına karıştığını ispat eden araştırma raporunu tam 14 yıl boyunca gizli tutmuş ve yayımlanmasını engellemiştir.

Amerika’da 11 Eylül mağdurlarının Arabistan’dan tazminat talep etmeleri meselesi geçen Mayıs ayında Amerikan senatosunda onaylandı ve daha sonra da 11 Eylül olaylarının on beşinci yıldönümünden iki gün önce de Amerika temsilciler meclisi oy birliği ile bu tasarıyı onayladı. Fakat Obama daha önce bu yasayı veto edeceğini söylemişti ve sonunda veto da etti. Fakat kongre üyeleri de anayasa çerçevesinde başkanın vetosunu kaldırdı.

Obama ise veto hakkını kullanma konusunda timsah gözyaşı dökercesine 11 Eylül kurban ailelerinin acılarını paylaştığını, fakat bu ailelerin adalet talep etmesi Amerika’nın çıkarlarına zarar vereceğini ve bu kez benzer davaların Amerika’nın işlediği cinayetlerin hakkında açılacağını söyledi.

Aslında bu tür bir diplomasi Amerika’da ve BM gibi Amerika’nın nüfuzu altında bulunan uluslararası kurum ve kuruluşlarda derin mazisi olan bir yaklaşımdır. Nitekim BM de geçenlerde Arabistan ve başını çektiği Arap ittifakının Yemen’de savaş suçu işlemelerini ve bu ülkede ölen çocukların %60 kadarının kanından sorumlu olduğunu ilan ederek bu cinayetleri kınadı, fakat BM genel sekreteri Ban Ki Moon daha sonra Suud rejiminin mali tehditlerinin ardından bu cinayetleri örtbas etmeye başladı ve büyük bir utanç örneği sergileyerek sözünü geri aldı.

11 Eylül 2001 olaylarında hayatını kaybeden insanların aileleri bu olayların faillerinden 15’i Arabistan vatandaşı olduğundan ve ayrıca Suud hanedanından bazı prensleri söz konusu teröristlere manevi ve mali destek verdiği ortaya çıktığından dolayı Suud rejiminden tazminat almak istiyor. Bu konu ise herhangi bir ülkede veya herhangi bir inançta mantık ve akıl dışı değil, üstelik Suud rejiminin bu cinayetten ötürü özür dilemesi de gerekirdi ki bunu bile yapmadı.

Gerçi 11 Eylül 2001 olaylarının azmettiricisi ve beyni Suud hanedanına yakın biri olan Usame bin Ladin’di ve yine bu olayların 19 failinden 15’i Arabistan vatandaşıydı, fakat Riyad yönetimi olayın yaşandığı ve üç bin insanın öldüğü günden bu yana sürekli düzenlenen bu terör saldırılarına asla karışmadığını iddia etmeyi sürdürdü. Nitekim beyaz saray yetkilileri de Amerika’nın çıkarlarını gözetleme bahanesi ile 14 yıl boyunca kongrenin yayımladığı araştırma raporunun 28 sayfasını gizli ilan ederek Suud rejiminin bu cinayete karıştığını örtbas etmeye çalıştı. Ancak bir süre önce gizli rapor Arabistan’ı suçlayan bölümleri kaldırılarak yayımlandı.

11 Eylül 2001 saldırılarından sonra 28 sayfalık gizli belgeler olarak ün yapan ve Arabistan’ın bu saldırılara karıştığını ortaya koyan belgeler Amerika’nın yönetimleri ve kongre üyeleri arasında yıllar süren sürtüşmelerin ardından sonunda temsilciler meclisi istihbarat komisyonu tarafından yayımlandı. Bu bölgeler 11 Eylül 2001 olayları sırasında uçakları kaçıran korsanların Suud yetkilileri ile potansiyel bağları bulunduğunu ortaya koyuyor. 28 sayfalık raporda şu ifadeler yer alıyor:

 FBI’da bulunan bazı belgelere ve CIA’de bulunan bazı raporlar göre uçak korsanları Amerika’da bulundukları günlerde muhtemelen Suud rejiminin adamları olan bazıları ile irtibat halindeydi.

Gözlemciler bu müdahalenin doğruluğu kesin olarak ispat edildiği takdirde, Arabistan’ın 11 Eylül 2001 olayları yüzünden Amerikalılara ağır tazminat ödemesi gerektiğini vurguluyor.

Bazı gözlemciler Arabistan’ın Amerikalı ailelere ödemesi gereken tazminat tutarını 3.3 trilyon dolar tahmin ediyor. Bir başka ifade ile Arabistan rejimi kurban ailelerine ödeyeceği tazminattan başka Amerikan yönetimine de maddi manevi tazminat ödemesi gerekecek. Örneğin sadece Newyork belediyesi bu kentin uğradığı hasarı 95 milyar dolar olarak açıkladı. Yine uçak firmalarının uğradığı hasarlar ve Amerika’nın Irak ve Afganistan savaşları yüzünden üstlendiği bedel ve genelde 11 Eylül 2001 saldırıları ile ilgili her türlü hasarın hesabını da ayrıca bu hesaba katmak gerekir.

Gerçekte Arabistan’ın 11 Eylül 2001 olaylarına karıştığını bu rejimin bölgede Yemen savaşı gibi alevlendirdiği savaşları ve ayrıca Irak ve Suriye’ye terörist göndermesi ve onları mali ve askeri açıdan beslemesi gibi durumlara ekleyecek olursak, Riyad’da işbaşına gelen yeni prenslerin işini daha da zorlaştıracağı anlaşılıyor, nitekim bu zümrenin uğrayacağı en hafif zarar, haremeyni şerifeynin hademeliği maskesi altında İslam dünyasında işledikleri cinayetlerin gün ışığına çıkması ve kirli maskelerinin düşmesi olacaktır.

Aslında Suud rejiminin dünya genelinde teröristleri desteklemesi ve özellikle Vahabi şeyhlerin tekfirci teröristlere destek bağlamında fetva yayımlaması ve yine son yıllarda Hac sırasında yaşanan facialar ve özellikle geçen sene Mina’da yedi bin hacının ölümü ile sonuçlanan facia Suud rejiminin İslam dünyasındaki imajını iyice çökertti, öyle ki hatta ehli sünnet alimler Çeçenistan’da düzenledikleri son zirvelerinde tekfirci vahabileri ehli sünnet mezheplerinin dışında ilan etti.

Son dönemde hem şii ve hem sünni mezhepler Suud hanedanı ve sapkın Vahabi tarikatından beraat ettiklerini ilah ettikleri bir sırada ise Suud hanedanının baş müftüsü Abdulaziz Al-i Şeyh büyük bir saçmalık örneği sergileyerek şii müslümanları kafir ve gayri müslim ilan etti.Ancak Suud rejiminin hakikatlerden kaçma gayri onları içine düştükleri sorun bataklığından kurtaramayacağı kesindir. Gerçekte Suud hanedanının Irak ve Suriye’de aleni bir şekilde terör örgütlerini desteklemesi ve Yemen milletine korkunç bir savaşı dayatması ve Mekke ve Medine’de kutsal mekanları yönetmekte acizliği ve İslam dünyasını bu konularda kaygılandırması, Suud rejimi için derin bir bataklık niteliğindedir ve gözlemcilere göre de er geç bu rejimin çökmesine yol açacaktır.

BM teşkilatı kurulduğu günden beri şimdiye kadar güvenlik konseyinin veto hakkına sahip olan beş daimi üyesi 79 kez veto hakkını kullandı, ki bunlardan 41’i korsan rejim İsrail’in Arap dünyasına karşı işlediği cinayetlerin kınanmasını önlemeye yönelikti ve yine bunlardan 30 kadarı Filistin davasında Filistin milletinin lehine hazırlanan kararnamelere karşı kullanıldı. Gerçekte Amerika yönetimi veto hakkından en çok siyonist rejimin çıkarlarını korumak ve başta Filistin ve Araplar olmak üzere dünyanın mazlum milletlerine karşı hareket etmek için yararlanıyor. Buna göre Arap ve İslam dünyası dünyada Amerika’nın veto hakkının en büyük kurbanı sayılır.

Amerika anayasası ise başkanlarına veto hakkı tanıyor. Fakat Amerika’da şimdiye kadar başkanların bu hakkı ancak iç arenaya yönelik yasalara karşı kullanmıştı ve şimdi ilk kez Amerika’nın bir Başkanı veto hakkını Arabistan gibi malum bir rejimi korumak için bu hakkından yararlandı, fakat kongre de hemen tepki verdi ve başkanın vetosunu veto etti.015