Dağılan Amerika
Değerli dinleyiciler bilindiği üzere her 4 yılda bir, Amerika'da başkanlık seçimleri gerçekleşiyor.
Amerika'nın yaklaşık 230 yıl önce kurulmasından beri, başkan seçimi için en az 50 seçim gerçekleşmiştir. Fakat 150 yıldan beri sürekli ve defalarca, cumhuriytçi ve Demokrat parti adayları bu koltuk için rekabet etmiştir. 8 Kasım tarihince düzenlenecek olan önümüzdeki seçimlerde de durum aynıdır. Fakat bu yılki seçimler, iki taraftaki siyasi ve sosyal güçler nedeni ile eşsiz sayılıyor. Bu rekabetler adeta Amerika'yı parçalayarak adeta bölmüştür.
Amerika'da ilk siyasi parçalanma, ideolojik ve fikri çatışmalar çevresinde şeklendi. Hali hazırda muhafazakar ve liberal olmak üzere iki fikri akım bir biri ile adeta bilek güreşi yapmakta. Muhafazakarlar daha küçük bir devlet, daha güçlü eyalet hükümetleri, az vergi, dini, ailevi ve ahlaki değerlerin korunması ve de silah taşıma özgürlüğüne vurgu yapmakta. Buna karşılık, sosyal adaletin güçlendirilmesi, devlet organlarınca ekonomi faaliyetlerin daha sıkı denetlenmesi , zenginlerden vergi geliri sağlanması ayrıca dini ve etnik azınlıklar ile cinsiyet haklarının korunması ise liberaller için öncelik taşıyan konulardır. Bu iki akım hali hazırda Federal Yüksek Mahkemesindeki boş koltuk için sıkı bir rekabet içindeler. Tabi ki bu yarışın kaderi, gelecek başkanlık seçimi ile düğümlenmiştir. Eğer Cumhuriyetçiler bu yılki seçimleri kazanırlarsa, bu önemli hukuk ve yargı kuruma on yıllarca sürekli sulta kurma şansına sahip olacaklardır. Aksi halde liberaller, Amerikalı muhafazakarların en önemli kalelerinden birini fethetmiş olacaklar. Bu yıl Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasındaki amansız seçim kampanyalarındaki söz düelloların bir sebebi de bu iki ideoloji arasında mevcut olan uçurumdan kaynaklanıyor.
Amerika'da alışılagelmiş ideolojik savaşlara ilaveten, bu yıl başkanlık seçimleri de iki parti arasındaki sözlü çatışmaları yoğunlaştırmıştır. Halen iktidarda olan Demokrat parti Amerika'nın 70 yıllık siyasi geleneğine son vererek ilk kez, Beyaz Saray'a ardı ardına 3. kez iktidar olmayı planlıyor. Buna ilaveten 8 Kasım seçimleri, başkan Obama'nın karnesi ile ilgili bir referandum sayılacaktır. Bu arada Cumhuriyetçiler de kongre'deki üstünlüklerini koruyarak Beyaz Saray'ı da rakip partiden geri alamaya çalışıyorlar, böylece programlarını gerçekleştirmek için daha şanslı olacaklar.Son 6 yılda Beyaz Saray'a hakim olan Demokratlar ve kongre'de üstün olan Cumhuriyetçiler arasındaki görü ayrılığı, ülkede yürütme ve yasama faaliyet sürecini engellemiştir, federal hükümetin 16 gün tatil olması ise bu çekişmelerin doruğuydu. Son 10 yıllarda ülkede ortamın bu denli siyasi ve iki kutuplu olması ise hiç yaşanmamıştı.
Ekonomi alanında da ülkenin iki kutuplu olması açıkça göze çarpıyor. Sosyal refah ve adalet temelinde politikaların durdurulması ve sosyal devlet temelli politikalardan uzak duran daralma hükümeti destekleyen Cumhuriyetçiler ile sosyal hizmetler, refah ve sosyal güvenlikten yana olan refah hükümetli Demokratlar arasında alışılagelmiş görüş ayrılıklara ilaveten, bu yılki başkanlık seçimleri bir başka ihtilaf konusu etrafında şekillenmekte. Bu seçimler Amerika'nın küreselleşme sürecine devam mı edeceği, yoksa ulusal ekonomi kabuğuna çekileceğini belirleyecektir.
Ekonomi alanında da ülkedeki iki kutubun var olması açıkça görülmektedir. Refah hükümeti ve daralma hükümeti yanlıları arasındaki sıradan ihtilaflara ilaveten, bu yıl Amerika’daki başkanlık seçimler bir başka ihtilaf konusu ekseninde de gelişiyor. Bu seçimler Amerika’nın yine küreselleşme sürecine devam mı yoksa ulusal kabuğuna çekilecek mi sorusuna cevap vermeli. Hali hazırda Demokrat parti adayı Hillary Clinton ve Cumhuriyetçi parti adayı Donald Trump arasındaki en temel kavga nedenlerinden biri de bu konudur. Clinton Amerika ekonomisinin dünya ekonomisi ile birleşmesini istiyor, bunun göstergeleri de serbest ticaret anlaşmaların onaylanması ve dünya çapında sermayelerin serbest taşınmasının resmiyete tanınmasıdır. Fakat Trump, fabrikalar ve iş fırsatların Amerika sınırlarına taşınmasına kolaylıkla olanak sağlayan serbest ticaret anlaşmalarına şiddetle karşıdır. Sansayonel aday “ Amerika’yı tekrar güçlendirelim” sloganı altında, küreselleşme politikasından ağır darbe alan siyasi-fikri akımları temsil ediyor. Söz konusu grup ulusal ekonominin güçlendirilmesi ve sınırların kısıtlanmasına destek vermekte ki bu da küreselleşme politikası ile şiddetle çelişmekte.
Tabi ki Amerika’da küreselleşme ve ulusalcılığa destek verenler arasındaki çellişki ve ihtilaflar sadece ekonomi ile sınırlı değildir. Dış siyaset ve güvenlik alanlarında da Clinton’a destek verenler dış siyasette daha aktif rol almayı planlarken bazı güvenlik konularında demir yumruk politikanın altını önemle çiziyorlar. Örneğin bu kesim Amerika’nın kendi hegemonyasını korumak için yeterli güce sahip olması nedeni ile dünyanın dört bir yanına askeri müdahaleye devam etmesini istiyor. Fakat sınırların içine geri dönmeyi destekleyenler Amerika’nın iç zaaflarına vurgu yaparak, Amerika’nın daha fazla dış ve uluslararası konulara meşgul olması halinde zayıf düşerek bölüneceği konusunda uyarıda bulunuyorlar. Trump bu konuya parmak basarak mali ve ekonomi krizlerden acı çeken amerikalı vatandaşlar arasında sıkı destekçiler bulmuştur. Trump seçimleri kazanması halinde Beyaz Saray’ın uluslararası maceralarını bir nebze de olsa azaltacağını, ayrıca güvenliğin temin sorumluluğunu, Washington’un Avrupa ve Asya ile Ortadoğu’daki müttefiklerinin omuzlarına yükleyeceği, veya güvenliğin sağlanma masraflarını Amerika’ya ödemeleri gerektiği vaddinde bulundu.
siyasi uçurumlara ilaveten Amerika toplumu sosyal açıdan da ikiye bölünmüş durumda. Bu bağlamda toplumda halk kesimleri ve elit tabaka arasındaki derin uçuruma değinebiliriz. Amerika’nın siyasi yapısı, elitlerin hakimiyeti üzerine kurulmuştur. Gerçi ülkede kadetin belirlenmesi halk kesimleri tarafından ve seçin aracılığı ile resmiyete tanınıyor fakat dev mali kuruluşlar ve eski pollitikacılar ülkenin yönetimini elinde bulunduruyorlar.2008 yılında ekonomik krizin yaşanması ve elitlerin bu krizi çözmedeki acizliği ve beceriksizliği ardından ülkede bir çeşit başkaldırı ve itiraz sesleri yükselmeye başladı. Bu ayaklanmanın zirvesi ise “Wall Street'i İşgal Et” hareketi ile başgösterdi; kendilerine “biz %99’uz” diyen eylemciler “%1” kesimi mali yolsuzluk ve tamahkarlıkla suçladı. Bu akım Amerika’ya egemen oligarşi düzenin son bulması ve cumhuriyetin kaybolan haklarının halka iade edilmesini istedi. Trump seçimleri kazanması halinde, bu genel isteğin altını çizerek kendini elitlerin sultasından öfkeli kesimlerin destekçisi gösteriyor. Fakat Clinton daha çok mali ve siyasi elitlerin savunucusu olarak görünüyor.
Tabi ki halk kesimlerin elitlere karşı başkaldırısına ilaveten, Amerika’da hali hazırda teşkilat ve teşkilata karşı kesimler arasında açıkça bir çekişme yaşanıyor. Teşkilat terimi siyasi açıdan Washington’cu politikacılar ve ekonomi açısından da Wall Street’çilere deniliyor. Amerika halkının ekseriyeti bu iki gruptan nefret ediyor ve yaşadıklar sorunlardan onları sorumlu görüyor.Amerika başkanlık seçimleri rekabetlerinde, her iki muhafazakar ve liberal kanatlarda, teşkilat ile muhalefet başladı. Liberaller arasında teşkilat karşıtı kesim senatör Bernie Sanders etrafında toplandılar. Sanders seçim sloganlarında teşkilata karşı siyasi devrimden söz etti, fakat Demokrat parti liderleri veya başka bir ifade ile teşkilatçıların hileleri ile parti içindeki rekabetleri kaybetti. Fakat Cumhuriyetçi partide bu sureç, Donald Trump’ın, teşkilatın deteklediği Jeb Bush, Ted Cruz veya hatta Marco Rubio’ya zaferi ile devam etti. Trump teşkilat ile mücadele edeceğini iddia ediyor ve seçim kampanyasına yönelik saldırılar da teşkilat tarafından koordine ediliyor.
Her hal karada 2016 Amerika başkanlık seçimleri, Amerika içindeki parçalanmışlıkları daha da gün yüzüne çıkarttı. Halk kesimleri ve elitler arasındaki ayırım veya teşkilat ile teşkilat karşıtı bölünme gibi söz konusu çatlak ve ayırımların kolaylıkla giderilmeyeceği nedeni ile bu seçimler daha da önem kazanıyor. Trumpi, Kasım ayı yapılacak seçimlerin Amerika’nın kurtuluşu için son fırsat olduğunu ifade ederken, Clinton da seçimlerin amerikancı demokrasinin savunulacağı süreç olarak belirtiyor.Hangi söylemin gerçeklere daha yakın olduğu bir yana, Amerika’yı zor bir sürecin beklediği söylenebilir.015