ABD seçimleri ve öfkeli halkı
Bu yıl Amerika’da başkanlık seçimleri geçmiş yıllara kıyasla bu ülkede iktidarın el değiştirme sürecinden çok sert bir imaj sergiliyor. Örneğin bir süre önce Kuzey Carolina eyaletinde Cumhuriyetçi partinin bürosuna saldırı düzenlendi.
Yine Los Angeles kentinde cumhuriyetçilerin adayı Donald Trump’ın ünlüler bulvarındaki adı protestocular tarafından tahrip edildi. Öte yandan Amerika genelinde bazı seçim mitinglerinde iki büyük partinin taraftarları arasında kanlı çatışmalar yaşandı. Hatta parti içi toplantılarda da iki adayın taraftarları birbirine girdi. Bu çatışmalarda adayların taraftarları birbirine hakaret etmek ve çirkin sözler sarf etmek ve tekme tokat birbirine girmekten asla çekinmedi.
Tüm bu gelişmeler Amerikan toplumu ve özellikle politikacıları ve siyaset ve sosyal alanlarda faaliyet yürüten insanların oldukça öfkeli insanlar olduğunu ve öfkelerini de ağza alınmayacak sözler veya yıkıcı eylemlerle ifade etmekten çekinmediğini gösteriyor. Aslında bu öfke belki de son bir kaç onyılda Amerika’nın siyasi ve sosyal alanlarında yaşanan gelişmelerden doğan ve biriken ve şimde başkanlık seçimlerinde dışa vuran öfke olabilir.
Amerika’da sosyologların araştırmaları bu ülkede yaşayan insanları geçen yüzyılın sonlarına kadar ülkelerinin durumundan bir nevi nisbi memnuniyet içinde yaşadığını gösteriyor. O dönemde Amerikan rüyası yaftası hala ayaktaydı ve vatandaşlar bazı ufak tefek sıkıntılara ve sorunlara rağmen geleceğe umutla bakabiliyordu. O dönemde Amerikan ekonomisi iyi sayılırdı ve ekonomik büyüme bakımından kabul edilebilir bir süreci yaşıyordu. Amerikan halkı daha az vergi ödüyor ve daha fazla iş fırsatı buluyordu. Öte yandan Amerikan toplumu da ırkçılık ve ayrımcılık bağlamında acı günleri geride bırakmış ve bir nevi kültürel ve toplumsal barışa kavuşmuş gibi gözüküyordu.
Öte yandan o dönemde soğuk savaş dönemi Amerika açısından siyasi bir zafer telakki ediliyor ve Amerikan halkı kendilerini başka milletlere nazaran daha üstün zannediyordu. Bir başka ifade ile yeni yüzyıla girmeden önce Amerikan halkı kendilerini iktisadi refah ve sosyal istikrarda biliyor ve bununla gurur duyuyordu. O dönemde bazı parti eksenindeki bağnaz taraftarların dışında Amerikan halkının kahir çoğunluğu için beyaz saraya ve kongreye demokratlar veya cumhuriyetçilerin hakimiyeti pek fazla önem arz etmiyordu. Hatta 2000 yılında başkanlık seçimleri sırf hukuki sürtüşmeye dönüşmüştü ve Amerikan halkı siyasi gerginlikle karşılaşmamıştı.
Ancak Amerikan halkı için o güzel saydıkları dönem 21. Yüzyılın ilk yılında sona erdi. 11 Eylül 2001’de Amerika’ya saldırı gerçekleşti. Newyork kentinde bulunan dünya ticaret merkezinin ikiz kulelerinin çökmesi ile birlikte Amerikan halkının güvenlik ve kırılmazlık duyguları da adeta çöküverdi ve sarhoşluğun yerini panik, korku ve dehşet aldı. O sırada Amerikan halkı devlet adamlarının yüz milyarlarca dolar askeri ve savunma harcamalarına rağmen Newyork ve Washington gibi kentlerde bile onların güvenliğini temin edemediğini fark etti. Hükümet ise kamuoyunun terör saldırılarının tekrarlanmasından duyduğu korkuya verdiği tepkide güvenlik yöntemlerini izlemeye başladı.
Bundan böyle Amerika’nın iç arenasında insanlar güvenlik ve istihbarat birimlerinin merceği altına alındı, telefonlar dinlendi ve her türlü şaibeli hareket, teröristlerle işbirliği şeklinde algılandı.
Dış arenada da Amerikan halkına Afganistan ve Irak savaşları gibi bedeli ağır olan iki savaş dayatıldı. Bundan sonra sağlık, eğitim ve altyapı projelerine harcanabilecek Amerikalı vergi mükelleflerinin ödediği vergiler Afganistan ve Irak savaşında heba oldu. Bu iki savaş ise asla Amerikan halkına güvenlik getiremedi.
11 Eylül 2001 tarihinde yaşanan güvenlik krizine paralel olarak Amerikan ekonomisi de konut sektöründe yaşanan krizin ardından 2007 yılından itibaren çökme sürecine girdi. Amerikalı bankalar bir bir iflas bayrağını çekmeye başladı. Amerikalı bankaların ve mali kurumların iflas etmesi ile birlikte bir yandan Amerikan halkının milyarlarca dolarlık tasarrufları heba olurken, öbür yandan da milyonlarca Amerikalı vatandaş konut kredilerinin taksitlerini ödeyemedikleri için evsiz barksız kaldı. Bu gelişmenin ardından mali kriz Amerika’da üretim sektörünü vurdu. Bu kez fabrikalar işçilerini ihraç etmeye başladı ve Amerika’da işsizlik oranı %10’un üzerine çıktı. Hükümet krizi kontrol altına almak için ekonomiye yüz milyarlarca dolar nakit para aşıladı, fakat bu da hükümetin borçlarını ikiye katladı.
Öte yandan devlet hazinesinin boşalmasından sonra hükümet kemerleri sıkma politikası uygulamaya başladı ve ilk adımda refahla ilgili tüm bütçeler kesildi. Oysa refahla ilgili programlar Amerika’da milyonlarca yoksul vatandaşı kapsıyordu. Refahla ilgili programların durdurulması yüzünden Amerika’da milyonlarca insan yoksulluk sınırının altına düştü ve artık Amerikan rüyası çökmeye başladı. Amerikan tarihinde ilk kez ebeveynler, evlatları onlara göre daha iyi şartlarda yaşayamayacağını hissetmeye başladı.
Bu arada Amerika’ya hakim olan siyasi, güvenlik ve iktisadi ilişkilerin bozulmasıyla beraber bu ülkede yatan ırkçılık devi yeniden hortladı. İktisadi ve sosyal refah döneminde Amerikalı beyazlar ülkelerinde başka kavimlere ve ırklara katlanma kapasitesine sahipti. O dönemde renkli derililerin varlığı iktisadi faaliyetlerin canlılığı bakımından gerekli görünüyordu. Ancak güvensizlik ve mali kriz kapıya dayanmaya başlayınca bu kez bazı beyazlar bu durumdan azınlıkları ve illegal göçmenleri sorumlu tutmaya başladı. Bu kez illegal göçmenler beyazların iş fırsatlarını çalmak ve müslümanlar gibi bazı dini gruplar da teröristlerle işbirlii yapmakla suçlandı.
Amerika’da bir kaç onyıldır devam eden başka ırklara karşı hoşgörü anlayışı bu kez, medeni haklar hareketlerinin bu ülkede faaliyet yürüttüğü ve oldukça gergin ve şiddet içerikli geçen döneme geri dönüş yaptı. Şimdi ise Amerikan polis ve yargı kurumlarında ırkçılık büyük skandallara dönüştü. Amerika’da beyaz polislerin siyahilere ve renkli derililere karşı ırkçı uygulamaları bir çok kentte protesto eylemleri ve kanlı çatışmalara sebebiyet verdi. Beyaz ırkçılar öfkeli siyahilere karşı demir yumruk politikası izlenmesini talep etmeye başlarken, siyahiler de silahli direnişe geçti. Öte yandan Amerika’da illegal göçmenlerin sınırdışı edilmeleri dillendirilmeye başladı, fakat bu da bir çok Amerikalı göçmen ailenin itirazları ile karşılaştı.
Hali hazırda ise Amerikan toplumu üç itiraz hareketi ile karşı karşıya bulunuyor. Amerikan halkında bir grup bu ülkenin Başkanı Obama yönetimini ülkelerinde sosyalist sisteme benzer bir ekonomik ve sosyal düzeni kurmaya çalışmakla suçluyor. Bu kesime göre serbest piyasa değerleri Obamacare adıyla anılan ucuz sağlık sigortası gibi yasalarla çökertilmekte olduğunu belirtiyor. Bu kesim muhafazakar ülkülerini korumak ve savunmak için Tea Party hareketini kurdu.
Bu harekete paralel olarak Amerika’da iktisadi eşitsizliğe ve süper zenginlerin tamahlarına karşı mücadele vermek üzere başka bir hareket şekillendi. Wall Street Journal hareketi olarak anılan bu hareket Amerika’ya hakim olan oligarşi düzeni sorguluyor ve bu ülkede beceriksiz politikacıların ve tamah eden işadamlarının bu düzenden silinmesini istiyor.
Bu iki hareketin yanında bir de Siyahilerin canı değerlidir adlı siyasi iktisadi mahiyeti olan sosyal bir hareket daha şekillendi. Bu hareket Amerika’ya hakim olan ırkçı atmosferi yok etmek istiyor. Bu hareket aynı zamanda Amerikan güvenlik ve yargı sistemini tüm ırkların ve mezheplerin eşit haklardan yararlanacağı yönde değiştirmek istiyor.
Şimdi ise Amerikan toplumunda hoşnutsuzluklar çeşitli şekillerde tırmandığı bir sırada başkanlık seçimlerine yaklaşılıyor. Demokrat aday Berney Sunders ve cumhuriyetçi aday seçim kampanyaları sırasında halkın hoşnutsuzluğu ve öfkesinden yararlanarak zafere ulaşmaya çalıştı. Sanders demokrat parti liderlerinin sert tepkisi ile karşılaşarak parti için rekabeti kaybetti. Ancak Trump Amerika’ya yeniden ihtişamını kazandıralım gibi sloganlarla Amerikan toplumunda mevcut durumdah hoşnut olmayan bir çok cumhuriyetçi parti taraftarının ilgisini çekmeye başladı. Bu kesim Trump’ın Superman gibi Amerika’nın sorunlarını çözmesini ve bu ülkeyi yeniden geçmişte yaşanan sarhoşluk dönemine geri getirmesini umuyor. Trump Kasım 2016 seçimleri Amerika’yı kurtarmak için son fırsat olduğunu ileri sürüyor. Bu yüzden Amerika’da iktisadi ve sosyal krizlerden zarar görenlerin kendileri ve ülkeleri için şiddete bile baş vurdukları gözleniyor.
Demokrat partinin adayı Hillary Clinton ise bu seçimleri Amerika’da demokrasiyi kurtarmak için son şans niteliyor. Clinton’un taraftarları da Amerika’da demokrasiyi kurtarmak için rakiplerine karşı şiddete baş vurmaktan çekinmiyor.
Bu yüzden gözlemciler Amerikan halkının öfkesi dışa vurmaya başladığını ve bu seçimleri bu ülkenin seçim tarihinde sözlü ve fiziki şiddet bakımından şimdiye kadar görülmemiş bir seçime dönüştürdüğünü belirtiyor.015