Savaş ve silahlı çatışmalarda çevrenin kötüye kullanılması Önlenmesi Uluslararası Günü
Savaş, insanların canına ve ruhuna büyük kayıplar verirken, insan ihtiyaçlarının büyük bir bölümünü temin eden güzel doğayı da önemli oranda tahrip etmekte.
Bugün 6 kasım, Savaş ve silahlı çatışmalarda çevrenin kötüye kullanılması Önlenmesi Uluslararası Günü'dür. Bu münasebetle özel bir program hazırladık; birlikte dinliyoruz.
"Hayat" ve "Barış", sayesinde gelişme ortamının hazırlandığı, insanlık toplumunun ilerlemesi ve refahının sağlandığı iki değerli ve kıymetli cevherdir; bu yüzden insanlar her zaman barış ve dostluğu olumlu karşılamıştır. Fakat ne yazık ki tarihin hiçbir döneminde savaşın şom gölgesinden korunamamıştır. Savaş, insanların canına ve ruhuna büyük kayıplar verirken, insan ihtiyaçlarının büyük bir bölümünü temin eden güzel doğayı da önemli oranda tahrip etmekte. Bu yüzden 1992 yılı Haziran ayında Brezilya'nın başkenti Rio'da imzalanan bildirinin 24 ve 25. maddelerinde, savaşın çevredeki yıkıcı etkileri ve barışın sürdürülebilir kalkınmadaki olumlu rolüne değinilmiştir. Bildirinin 24. maddesinde şöyle deniliyor: Savaş öz itibarı ile sürdürülebilir gelişmeyi yok ediyor. Bu yüzden devletler silahlı çatışmalarda çevrenin korunması ile ilgili uluslar arası yasaları saygılı olmalı, savaşın sona ermesi ile birlikte, gelişme için gerekirse ortak çalıma yürütülmelidirler.Buna ilaveten 25.maddede ise şöyle belirtiliyor: Barış, gelişme ve çevreyi koruma, birbirine bağlı ve ayrılmaz olgulardır.
Bir çok ülke Rio bildirisini imzalamasına rağmen yapılan incelemeler savaşın halen en çok hasarı, çevreye verdiğini gösteriyor. Bu yüzden BM 2001 yılından itibaren 6 kasım gününü " Savaş ve silahlı çatışmalarda çevrenin kötüye kullanılması Önlenmesi Uluslararası Günü" olarak adlandırarak, savaşın çevre ve doğal kaynaklar üzerindeki yıkıcı etkileri, ayrıca savaş zamanında bu kaynakların gereksiz ve yanlış kullanılmasını engellemekte halkı bilinçlendirmeye çalışıyor. Bu münasebetle bizler de özel bir program hazırlayarak sizleri sohbetimi dinlemeye davet ediyoruz.
BM tarafından yayınlanan raporlara göre sadece 20. y.y.ın son yıllarında dünyada 118 silahlı çatışma yaşanmıştır; savaşlar sonucu 6 milyon insan mülteci duruma düşerken, halk ve çevre, karşılanması zor ve hatta imkansız hasarlara uğramıştır. Bunlara göç, bulaşıcı hastalıkların artarak yayılması, su kaynakların yanlış kullanılması sonucu kuraklığın yaşanması örnek gösterebilir; bu olumsuz olaylar savaş tarafı ve komşu ülkeleri halen de etkilemeye devam ediyor. Fars Körfezi bölgesi, İran, Irak, Kuveyt ve Afganistan, savaştan hasar gören ve doğalarının hala savaşın çirkin izlerini taşıyan ülkelerdendirler.
Irak'ın İran'a dayattığı savaşın 1988 yılında bitmesi ve eski Irak cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin'in 2006'da idam edilmesine rağmen günümüzde ve 2016 yılında hala bir çok İranlı vatandaş, Saddam'ın dayattığı savaşın vebalini ödemekte. İranlı güçlerin Irak topraklarına girmesinin engellenmesi amacı ile, İran'ın güneyinde büyük alana sahip Hur-ul Azim Sulak'ı Saddam'ın emri ile kurutulduğu söyleniyor. Uzmanlara göre Hur-ul Azim sulak'ının kurutulması ise günümüzde Ortadoğu'da toz bulutların üretilmesindeki başlıca etkenlerindendir.
Veya yıllardan beri savaşlara sahne olan Afganistan toprakları, binlerce mayın ile tehlikeli analara dönüşmesine ilaveten, Nengerhar, Konar ve Nurestan vilayetlerindeki ormanların yaklaşık yarısını kaybetmiştir. Birleşmiş Milletler Çevre Programının geçen yıl yayınladığı raporu uyarınca Afganistan'da fıstık ağaçlarının %50'si kesilmiştir, hal bu ki Afganistan halkından %80'lik bir kesimin geçimi direkt olarak doğa ve toprakla ilgilidir.
Amerika'nın 2003 yılında Irak'a askeri saldırıyı dayatması ile Irak'ın ekosistemi şimdiye kadar onarılmayan hasarlara uğradı. Irak'ın biyolojik çeşitliliğin büyük bir bölümü savaş yıllarında daimi olarak yok oldu, bir çok orman bölgeleri yerle bir oldu ve çölleşme süreci hızlandı. BM sorumlu kurumları uzun zamandan beri, yer altı su kaynakların kirlenmesi ve zehirli ve toksik atıkların yanlış ve hijyensiz yöntemlerle yok edilmesi sonucu Irak'ta yaşanacak olan uzun vadeli tehlikeler hakkında uyarıda bulundular.Nükleer savaşa karşı uluslar arası cemiyetten Angelica klausn, yaşanan tüm facialara ilaveten sakat doğan bebek oranının arttığını belirtiyor. Klausn radyoaktif maddelere bulaşmış olan yıkılmış evler, binalar ve tesislerin zehirli olduğuna ilaveten, radyoaktif maddelerin yer altı su kaynakları ve toprağa da nüfuz ettiğini, bu yüzden savaş bölgelerinde yaşayanların savaşın sona ermesinden uzun süre sonra savaşın korkunç sonuçlarından kurtulamayacağını belirtiyor.
Dünyanın diğer bir bölgesindeki çevre sağlığını tehlikeye atan bir diğer sorun, iç savaşlardır. BM çevre programı-UNEP'in (The United Nations Environment Programme) bildirdiğine göre son 60 yılda yaşanan savaş ve iç çatışmaların %40'ının doğal kaynaklara sulta kurmak hedefi ile gerçekleşmiştir. Liberya, Angola ve Demokratik Kongo gibi bir çok Afrika ülkesinde yaşanan iç savaşlar direkt olarak değerli doğal kaynakları ele geçirme hedefi ile yaşandı.
Darfur ve Ortadoğu bölgesinde de bir çok çatışma, su kaynakları ve verimli topraklara sahip olma amacı ile yaşandı ve yaşanmakta. İç savaşları çatışan taraflara, koruma boşluklarını suiistimal ederek, onarlı bilinçsizce kullanma ve doğal kaynakların önemli oranda tahrip etmelerine fırsat sağlıyor. 90'lı yıllarda kanlı iç çatışmalara sahne olan Somali'de kömürün yasadışı ticaretinin silahlı çetelere yılda en az 384 milyon dolar gelir sağladığı tahmin ediliyor.
Nadir hayvanların illegal avlanması da, çevre suçları arasında sayılarak, dünya çapında büyük bir sorun haline gelmiştir. Tahminlere göre teröristler ve silahlı gruplar, yasadışı fil veya gergedan avından yılda 15-20 milyon dolar gelir sağlıyorlar. Ayrıca 11 ila 26 milyon ton balık ve deniz ürünleri de kaçak olarak avlanılıyor. Afrika'nın bir çok sahilinde bu illegal ve yasak avlar, birbiri veya merkezi hükümetle çatışan silahlı teröristlerin desteği ile gerçekleşiyor. BM araştırmalarını da belirttiğine göre kriz yaşanan bir çok bölgede doğal kaynakların yağmalanmasında, silahlı gruplar ve suç çeteleri bulunuyor.
Hali hazırda böyle bir süreç Irak ve Suriye'de yaşanıyor. Irak'ı bölgede savaşları için us haline getiren IŞİD teröristleri, ülkenin doğal kaynaklarını tahrip ederek büyük oranda zarar veriyorlar. Teröristler bir yandan Fırat nehrini kapatarak ülkeye su akışını engellemekle kalmıyor, bir de savaş silahları ile ülkenin su ve topraklarını kirletiyor. IŞİD doğal kaynakları yağmalayıp, bu kaynakları anormal kullanmakla, bölgenin çevre sağlığını daha da bozuyor.
2011 yılın ilk aylarından itibaren savaş ve sonuçları ile pençeleşen Suriye, ekonomik felaket ve insani acılara ilaveten büyük ve karşılanmaz bir çevre faciası yaşamakta. Suriye'de çevre durumu ile ilgili detaylı araştırmalar yapan Hollanda'nın Çevre kurumu Peks, bölgede yaşanan çevre felaketi ile ilgili bir rapor yayınladı.
Peks enstitüsünün üst düzey araştırmacı uzmanı Veym Zoviin Burg bu konuda şöyle diyor: Suriye'de çevrenin geniş bir alanı yok olmuş, savaş mühimmatında kullanılan zehirli maddeler, tahrip edilen binalar, ayrıca çöp yığınları toprağın derinliklerine nüfuz ederek toprak ve yer altı su kaynaklarını şiddetle kirletmiştir. Savaşın dolaylı ve dolaysız sonuçları halen de göze çarpmakta. Suriye çevresinin kendini bir nebze sağlığına kavuşması için en az 25 yıl zaman gerekiyor, o zamana kadar bu ülkenin toprak ve suyu kullanılamaz. Bu zehirli atıklar, insanın sağlığını önemli oranda ve şiddetle tehdit ediyor.
Hali hazırda Suriye'nin doğusundaki petrol havzalarının bazı bölümleri terör örgütlerinin kontrolünde bulunuyor. Teröristler petrol kuyularını ateşe vererek veya illegal kullanarak, bölgede facialara sebep oluyor. Yine Peks enstitüsünün üst düzey araştırmacı uzmanı Veym Zoviin Burg şöyle diyor: Bu bölgede halk geleneksel olarak tarımla meşgul; fakat petrolün standart olmayan yollardan istihraç edilmesi nedeni ile çıkan zehirli dumanlar, bölge topraklarını şiddetle kirletmiş, öyle ki her türlü tarım ürününün yetişme imkanını yok etmiştir.
Savaş bölgelerinde uluslar arası kurumlar tarafından çevre faciaları ile ilgili son on yıllarda yapılan tüm çalışmalara rağmen, küresel güçlerin çıkarları söz konusu olunca maalesef bu çalışmaların sonuçsuz kaldığı gözleniyor. Fakat ne yazık ki uluslararası kurum ve insan haklarını savunduklarını iddia edenlerin bu olaylara göz yumması, sadece çevrenin yok olması ile sonuçlanmıyor, bu savaşlarda kurban olan savunmasız insanların hakları da göz ardı ediliyor./015