Uluslararası Engelliler Günü
1992 yılında Birleşmiş Milletlerin aldığı bir kararla, 3 Aralık “Uluslararası Engelliler Günü” olarak ilan edilmiştir.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu da, 5 Mart 1993 tarihli bildirisi ile üye ülkelerce 3 Aralık gününün “Engellilerin topluma kazandırılması ve insan haklarının tam ve eşit ölçüde sağlanması” amacıyla tanınmasını istemiştir.
İslâm'ın engellilere tanıdığı haklardan biri hayatlarını kolaylaştırmak adına bütün maddi imkânları seferber etmesidir. İslâm engellilere insanlık onuruna yakışır bir hayat temin etmek için birçok kolaylıklar sağlamıştır. Örneğin Zekatın engellilerin ihtiyaçlarının karşılanması için harcanmasına hükmetmiştir.
Bir kişinin doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal bazı yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük hayatın tabii ihtiyaçlarını temin etmede kısmen yada tamamen güçlüklerle karşılaşması korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine İhtiyaç duyması halidir. Böyle olan kişilere de engelli denir. Günümüzde savaşlar da yüz binlerce kadın ve çocukla sivil insanlar ve hatta askerlerin bile çatışmalarda bombardımanlarda malul ve engelli duruma düşmektedirler. Özürlüler ve engelliler dünya nüfusunun onda birini oluşturmaktadır. Bu insanların çoğu yoksulluk içinde yaşamakta, toplumsal hayattan itilmekte ve işsizlik sorunu yaşamaktadırlar. Ülkelerin iç hukuku ve uluslararası hukuk ve anlaşmalar engelli ve malul insanlarında bütün eşit hak ve özgürlüklere sahip olduklarını garanti etmiştir. Engelli insanların yaklaşık üçte ikisi gelişmekte olan ülkelerde yaşamaktadırlar.
1992 yılında Birleşmiş Milletlerin aldığı bir kararla, 3 Aralık “Uluslararası Engelliler Günü” olarak ilan edilmiştir. Bundan amaç, kamuoyu'nun malul ve engellilerin siyasi, ekonomik, toplumsal, kültürel temel haklarının varlığı hakkında bilinçlendirilmesidir.
BM 1983 ila 1992 yılları süresince engelli ve malul insanlarını koruma ve kollamak için engellilerin on yılı olarak ilan etti. Bundan amaç, engelli insanların eğitimini, iş imkanlarını sağlamak ve toplumsal hayata kazandırmaktır.
BM ekonomik ve toplumsal şurası, 1993-2002 yılları sürecini de Asya pasifik maluller on yılı olarak ilan etti. Özürlü v engelli insanların toplumsal hayat şartlarını düzenlemek ve iyileştirmek için 20 Aralık 1993 de yeni standartlar belirlendi.
2001-2007 yılları arasında malul ve engellilerin haklarını belirleyip garanti edecek 7 konferans düzenlendi. 13 Aralık 2006 yılında malul ve özürlü insanları koruma ve desteklemek için maluller hakları konvansiyonu tasarısı hazırlandı. 30 Mart 2007 tarihinde New York’ta imzalanan “Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme” 80 ülke tarafından imzalayıp onayladılar.
Bu sözleşme uyarınca Taraf Devletler; Birleşmiş Milletler Şartı’nda ilan edilmiş olan ve insanlık ailesinin tüm mensuplarının doğuştan sahip oldukları onuru, değeri, eşit ve devredilmez hakları dünyada özgürlüğün, adalet ve barışın temeli olarak kabul eden ilkeleri göz önünde bulundurmalıdır.
Birleşmiş Milletler’in, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve İnsan Haklarına İlişkin Uluslararası Sözleşmeler ile herkesin herhangi bir ayrımcılığa uğramaksızın, bu belgelerde tanınan hak ve özgürlüklere sahip olduğunu kabul ve ilan ettiğini göz önünde bulundurarak; Tüm insan haklarının ve temel özgürlüklerin evrenselliğini, bölünmezliğini, bütüncüllüğünü ve bağlılığı ve engellilerin bu haklardan ayrımcılığa uğramaksızın yararlanmalarının güvence altına alınması gerekir.
Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’yi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’yi, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme’yi, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme’yi, İşkence ve Diğer Zalimane Gayri insani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme’yi, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’yi ve Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi anımsayarak; Engelliliğin verilen bir kavram olduğunu ve engelliliğin sakat kişilerin, onların diğer bireyler ile birlikte eşit bir temelde topluma tam ve etkili katılmalarına olanak tanımayan tutumlar ve çevre koşullarla etkileşiminden kaynaklandığını tanıyarak; Engelliler için Dünya Eylem Programı ve Sakatlar için Fırsat Eşitliği Konusunda Standart Kurallar’da yer alan ilke ve politika önerilerinin engellilere fırsat eşitliği sağlanmasına yönelik ulusal, bölgesel ve uluslararası seviyede politikaların, planların, programların ve eylemlerin geliştirilmesi, tasarlanması ve değerlendirilmesine katkısını göz önünde bulundurmalıdır.
Engelliliğe ilişkin konuların sürdürülebilir kalkınmayla ilgili stratejilerin ayrılmaz bir parçası olarak ele alınmasının önemini vurgulayarak; Engelli olduğu için bir kişinin ayrımcılığa uğramasının kişinin doğuştan sahip olduğu onuru ve değeri ihlal ettiğini de göz önünde bulundurarak; Daha yoğun bir desteğe ihtiyacı olan engelliler dahil olmak üzere, tüm engellilerin insan haklarının güçlendirilmesi ve korunması gerekir.
Bu ilkeleri ihlal eden devletlere karşı da ek protokol gereği dava açılabilmelidir.
İslam sakat kalmış veya sakat bırakılmış insanların kişiliği ve haklarını koruma altına almıştır. Nitekim Allah Bakara Suresinin 155 ayetinde şöyle buyuruyor;
Andolsun, biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.
Malul ve engelli insanların bazı eksiklikleri olduğu gibi çok üstün yetenekleri ve kabiliyetleri de vardır. Allah bu nimetlerine şükretmelerini istiyor. Diğer insanlarda engellilerin diğer yeteneklerini geliştirmeleri bir insani ve ilahi mesuliyettir.
İslam fiziki engelliler, örneğin sağırlar ve felç ile âma insanlara büyük sevgi ve saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Peygamber efendimiz Hz. Muhammed Saa ve masum imamlarda engelli insanları sevgi ve saygı gösterip, onların diğer yeteneklerini geliştirmelerini sağlıyorlardı. İmam muhammed Bakır AS'nin bilge yarenlerinden ve talebelerinden biri Eba Besir'di. Eba Besir görme engelli bir bilgin ve çok zeki ve bellek gücü üstün biriydi. Kuran'ı keri ve hadisleri ezberleyip naklederdi. İslam engellilerin de toplumsal hayata faal bir şekilde katılmalarını istemektedir.
Hz. Peygamber, engelli insanları ziyaret etmeye ayrı bir önem vermiş ve bunu hayatında yaşayarak göstermiştir. Hz. Muhammed Saa, sağlıklı insanların engellilere karşı nasıl davranmaları gerektiğini düzenleyen ahlakî tavsiyelerde bulunmuştur. Özellikle görme engelli insanlara karşı yardımda bulunmanın gerekliliğini şöyle ifade etmiştir: “Gözleri görmeyen birine yol göstermek sadakadır.” Yine aracına binmeye çalışan bir engelliye yardımcı olmak da Allah Resulü tarafından sadaka olarak değerlendirilmiştir.
Bu amaçla Hz. Peygamber Saa ; “Sadakanın kapılarını, âmâlara yardım etmek, sağır ve dilsizleri anlayana kadar dinlenmek, bir insana ihtiyaç duyduğu nesnenin yerini göstermek, yardım isteyen birine gücümüz yettiği kadar yardım etmek ve güçsüzlere kol kanat germekle açabiliriz.” Buyurmuştur. Allah Resulü Saa, on dört asır öncesinden engellilerle ilgili günümüzde söylenilen hususları dile getirmekle kalmamış, söz konusu hususları hayatında göstermiştir. Engellilere değer vermiş, yardım etmiş, iş imkânı sağlamış, onların eğitimleri ve tedavileriyle ilgilenmiş; böylece herkesin yanında huzur bulduğu Efendimizin yanında engelliler de önemli olduklarını hissetmişler ve mutlu olmuşlardır.
Peygamber efendimiz buyuruyor ki; kim ki âmâ bir insanla birlikte kırk adım yürür ve ona yardım ederse, dünya kadar altından daha değerli bir iş yapmış olur. Eğer görme engelli bir insanının çüküre düşmesini engellerse, kıyamet gününde bütün günahları aff olur ve cennete girer.
İmam Ali As Mısır'a Vali tayin ettiği Malik Eşter'e yazdığı Ahitname ve emrinde buyuruyor ki; Fakirler, yoksullar, muhtaçlar, çaresizler, felaketzedeler, engelliler hakkında Allah’tan çok kork. Bunların içinde öyleleri vardır ki hallerini, sıkıntılarını söylemezler. Allah onların dertlerini bulup gidermekle seni görevlendirdi. Bunların hakkını korumak için hem Beytülmâl hem de sana bağlı diğer vilayetlerin hazinelerinden pay ayır. Hepsinin hakkını korumak senin vazifendir. Makamının ihtişamına kapılıp da muhtaçlarla ilgilenmekten vazgeçme. İşlerin dikkat çekenlerini halledip göze batmayanlarını ihmal edersen sığınacak mazeret bulamazsın. Muhtaçları her zaman gözet ve onlara hiçbir zaman yüzünü asma. İçlerinden aşağı görüldüğü ve önemsenmediği için dertleri sana ulaşmayanların sıkıntılarını araştırıp bul. Bu iş için Allah’tan korkan, mütevazi, güvenilir birini görevlendir ki sana bilmediğin sıkıntıları haber versin, öyle uğraş ki ilâhî huzura çıktığın zaman, “Elimden geleni yaptım” demeye yüzün olsun. Halkın bu kesimi diğer kesimlerden daha fazla ihtiyaç sahibidir. Muhtaçların her birinin teker teker hakkını vermeye özen göster.
Yetimlerin ve kimsesiz kalmış yaşlıların geçimini üstlen. Böyle işler valilere ağır gelse de halkın senin üzerindeki hakları da zaten çok ağırdır. Yine de içinde bulunduğu andan ziyade işlerin sonunu düşünen, nefsini uysallaştıran, Allah’ın vaatlerinden şüphesi olmayan kişiye Allah kolaylık verir.
İmam Ali As ayrıca buyuruyor ki; İhtiyaç sahipleriyle görüşmek için kendine özel zamanlar belirle. Bu zamanlarda Allah rızasına uygun güzel bir tevazu ile onları dinle. Yanında askerlerini, yardımcılarını, muhafızlarını, memurlarını bulundurma ki dertlerini çekinmeden söyleyebilsinler. Hz. Peygamberin Saa şöyle dediğini birkaç kez işittim: “Zayıfın hakkı kuvvetliden kolayca alınamayan bir toplum hiçbir zaman düzelmez ve rahata ermez.” Bir de ihtiyaç sahiplerinin dertlerini anlatırken işledikleri kusurları, haddi aşan ifadeleri hoş gör. Onlara hırçın davranma, kibirlenme. Bu sayede Allah sana rahmet kanatlarını açar, itaatinin sevabını verir. Verdiğin zaman güler yüzle, güzel sözle ver. Veremediğin zaman özür dile, gönül al.