Küba devriminin lideri; Fidel Castro 3
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i51295-küba_devriminin_lideri_fidel_castro_3
Dünya'da kendilerinden geriye miras bırakan çok az siyasetçi bulunur.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Aralık 07, 2016 15:07 Europe/Istanbul

Dünya'da kendilerinden geriye miras bırakan çok az siyasetçi bulunur.

 Bir çok siyasetçi sadece gücü elinde bulundurduğu zaman isimleri halkın dilinden duyulur ve onların yaşamı üzerindeki etkileri hissedilir. Bu tür hükümdarlar gücü bıraktıkları veya ölmeleri ardından isimleri unutulur, ancak kimileri de iş başında bulunduğu veya ondan sonra kendi halkının yaşamlarını etkisi altına alıp ölümleri ardından da değerli bir miras bırakırlar.

İşte son günlerde yaşamını yitiren bu siyasetçilerden biri olan Fisel Castro Küba devriminin lideri ve bu ülkenin  yakalşık yarım asır boyunca yönettiği bir devlet adamıdır. O, 2008 yılına kadar Küba'yı yönetip aynı yılda yakalandığı hastalık nedeniyle devleti küçük kardeşi Raul'a devretmek zorunda kaldı. 10 yıl boyunca hiç resmi makama sahip olmayan Castro ülke gelişmelerinin seyrini izlemeye yöneldi. 25 kasım 2016 tarihinde Küba'nın devlete bağlı yayın kuruluşları Fidel castro'nun yaşamını yitirdiği haberini duyurdu. Bu haberden sonra ABD komşuluğunda olan ve Batı ile karşı karşı ya gelerek dünyanın en büyük ekonomik yaptırımı karşısında direnen bir kişinin mirasını incelemek ilgi odağına oturdu.

Fidel Castro'nun kendisinden geriye bıraktığı önemli miraslardan biri ABD'nin şanı ve siyasi haysiyetini kırmaktı. Küba devrimi Castro liderliğinde öyle bir ortamda gerçekleşti ki o dönemde ABD sultacılık ve hükümranlıkta zirvede bulunuyordu. Küba o yıllarda Amerika'nın gayri resmi kolonisi olup Beyaz Saray Küba'nın tüm siyasi, ekonomik ve kültürel kurumlarını kendi denetimi altında bulunduruyordu. ABD'nin o yıllardaki sultası sadece Küba'yı içermiyordu, Meksika, Arjantin ve Şili ABD'lilerin her daim kontrolü altında bulunuyordu.

 Küba Amerika'ya yakın olması nedeniyle Amerika için büyük önem taşıyordu. Sira Mastera dağlarından Havana'ya doğru yönelen Castro ve Küba devrimcilerinin hareketi sonucunda, Amerikalıların Küba'dan dışlanacağı meselesi her kes için uzak bir ihtimal haline gelmiştir. Fidel Castro güce vardıktan  sonra durmadan hemen Küba'yı batı yarım küresinde ilk Amerikan karşıtı bir ülkeye çevirdi. Castro yarım asır boyunca ABD karşıtı tutumlarını sürdürdü ve Küba gibi küçük bir ülkeyi dünya süper gücü ile karşı karşıya getirdiği başarısını dünyaya isbatladı.

Castro yönetiminde bulunan Küba, ABD ile düşmanlığında karşılıksız bırakılmadı, çünkü Küba devriminin başarıyla gerçekleştiği ilk yıllardan itibaren Amerikan bu ülkeyi kendi yaptırımlarına hedef alıp, ABD vatandaşları ile Küba vatandaşları arasında her türlü ticaret ve yolculuğu yasaklandı.  Bu nedenle ABD ekonomisine dayalı olan Küba'nın iktisadı, dayanılmaz baskılar altına alındı. Firari Küba devrimi karşıtlarından bazıları Castro hükümetinin ömrünün kaç aydan fazla sürmeyeceğini düşünüp daha çok halk direnişinin Küba'da kırılmasına ve ciddi eksiklikler nedeniyle genel memnuniyetsizliğin oluşmasına bel bağlamışlardır.

Böylece kaç ay ömrünün süreceği sanılan bir devletin hükümeti yarım yüzyıl bir geçmişle hala işine devam ediyor. Bu arada sovyetler birliği döneminde onların Küba'ya yaptığı ekonomik yardımları bu ülkeyi ekonomik çöküşünden kurtardı ve Sovyetler birliğinin dağılması ardından  Küba kendi ayaklarının üzerinde durarak direnmeye devam etti.Küba'nın bu deneyimi dünya genelinde kendilerini süper güçlere bağlılıktan kurtarmayı düşünen ve bağımsızlığa kavuşmak isteyen milletler için büyük bir miras olduğu anlamına geliyor. Amerika devletinin son sıralarda Küba'da komünist nizamının değişmesini istemesi gibi kendi hedeflerine varmada yenlgiye upradığı, Küba'ya karşı 50 yıllık yaptırımların sonlanmasını kabul etmesi ve sonunda isteklerinden geri çekilmek zorunda kalması bu mirasın getirilerinden bir örnektir.

Castro'nun bıraktığı miras sadece Amerika ile mücadelede veya Batı'nın siyasi-ekonomik baskıları karşısında direnmekte anlam bulmuyor. Çünkü Castro aynı zamanda zor şartlara rağmen Küba devriminin adalet talep ve özgürlükçü ülkülerini koruyup onları Latin Amertika'nın diğer ülkelerine de yansıtmayı başardı. Fidel Castro ve Ernesto Che Guvara'nın gerçekleştirdiği devrim, 20.yüzyılın ikinci yarısında çeşitli mücadeleci hareketler için bir ilham kaynağı olmuştur. Hatta Asya ve Afrika'da komünist olmayan bazı devrimci harektler tarafından, Castro'nun sergilediği bu direnişi Amerikan emperyalizmine karşı bir tutmu olduğu nedeniyle övülürdü

Daha sonra Şili veya Nikaragua'da baş gösteren bazı gelişmeler büyük oranda Küba'da Castro'nun başarıları etkisinde kalmıştır ancak Amerikalılar Küba devriminden sonra 1959 yılında artık halk kıyamlarının siyasi düzenin mahiyetini değiştirmesine izin vermediler. Bu nedenle 1973 yılında Şili'de Salvador Alende'yi devirip ve Nikaragua'yı da Sandinist devriminin zaferi ardından iç savaş bataklığına sürüklediler, ancak Amerika hiçbir zaman Latin Amerika'nın halk isyanlarını bastırmada başarılı olmadı. Castro'nun ölümünden sonra da Latin Amerika bir süre Küba devrimi ve onun Lideri Fedel Castro'nun etkisinde kalacaktır. Bu etki o kadar derin olmuştur ki ABD cumhurbaşkanı Barak Obama'yı Fidel Castro'nun tarihi rolünü kutlamasına bile mecbur bırakmıştır.

Küba halkı için Fidel castro'nun ekonomik mirası hakkında farklı görüşler bulunuyor.Castro'nun karşıtlarına göre günümüzdeki Küba yoksul, iflas etmiş ve komünist ekonomisinin verimsiz nizamının bataklığına sürüklenmiş bir ülke haline gelmiştir. Onların dediğine göre Fidel ve Raul Castro Küba'yı sanayi öncesi çağında tutmuş ve hızlı küresel gelişmelerle hareket etmesine izin vermemişlerdir. Ama bu iddiaların yanısıra Küba'da milli gururun ihyası, sınıfsal ayrımın ortadan kalkması ve eğitim ile sağlık alanında göz alıcı gelişmelerin yaşanması gibi inkar edilmeyen gerçeklere de tanıklık ediyoruz.

Yıllarca Küba; Latin Amerika ve Afrika'da bulunan gelişmemiş ve ciddi yoksunluk içinde bulunan ülkelere tedavi ve eğitim yardımları göndermiştir.Kübalı doktorlar hiçbir beklentisi olmadan sınır ötesindeki yoksunlara tedavi hizmetleri sunup küba bilginleri tedavisi olmayan hastalıkların aşısı ve ilacını bulmuşlardır. Bu eylemler süper güç vasıtası ile kurulan bir düzeni bozmanın en güçlü düşmanların inkar edemediği getirilerin bir örneği olduğunu göstermiştir.  Fidel Castro ve Küba liderlerinin mahrum bölgelerde ektiği tohum Küba halkı için gurur ve saygınlık meyvesini ardından getirmiştir. Bu konu özellikle Küba devriminden önce 1959 yılında bu ülke Amerikalıların fesat yuvası ve eğlence mekanına dönüştüğü için önem taşıyor ve Castro'nun ölümü ardından bu itibarın kalıcılığı düşünülüyor.

Fidel Castro'nun devlet başından çekilmesi de onun bir diğer mirası olarak biliniyor.Bir çok siyasetçilerin ölüme kadar hükümranlık etmek istediği bir dünyada Fidel Castro gönüllü bir şekilde istifa etti. O bu istifayı kendisi Küba komünist partisi lideri ve bu ülkenin cumhurbaşkanlığını sürdürdüğü bir sırada imzaladı. Oysa ki Castro tüm bu görevleri bu yılın Ekim ayına kadar elinde bulundurabilirdi. 2008 yılında hastalıktan başka hiçbir mesele onun iktidarını tehdit etmiyordu, bu yüzden Castro kendi hastalığının farkına vardığı zaman Küba'da barışçıl bir şekilde gücün devretme zeminini hazırladı. Castro'nun geriye bıraktığı miras takdire şayan bir miras olup kuşkusuz uzun yıllarca Fidel Castro'nun Küba devrimindeki rolü ve etkisi milyonlarca Küba halkının yaşamını etkileyecektir.