Uluslararası göçmenler günü
Uluslararası kamuoyunun dünya çapında göçmen haklarını tanıdığı gün olarak da bilinen 18 Aralık Uluslararası Göçmenler Günü olarak kutlanıyor.
Göç mazisi insanoğlunun yaratıldığı ta ilk günlere dayanan bir fenomendir. Tarihin ilk günlerinde insanlar yiyecek ve kalacak uygun bir yer bulmak için göç etmek zorunda kalıyordu. Öte yandan beşeri toplumların ve medeniyetlerin oluşması ve devletlerin kurulmasının ardından göç meselesi de çeşitli kategorilere ayrılmaya başladı. Kimileri daha fazla bilim öğrenmek ve daha iyi bir yaşama kavuşmak için göç ederken, bazıları da istemedikleri çeşitli nedenlerden ötürü bireysel olarak veya toplu halde göç etmek zorunda kaldı. Günümüzde göç meselesi daha çok zorunlu olarak gerçekleşen bir durumdur. Savaş, güvensizlik, epidemik hastalıklar, kıtlık, güvenli yer arayışı ve daha iyi bir yerde yaşama istediği, günümüzde göçün belli başlı nedenleri sayılır.
İkinci dünya savaşın sırasında ve bu savaştan sonra göç meselesi ülkelerin kendi içinde ve ülkelerin arasında ve hatta kıtalararası boyutlarda gündeme geldi. Fakat en çok ülkelerarası ve kıtalararası göçün üzerinde duruldu. O yıllarda göçmenlerin sayısı milyonlara ulaştı ve doğal olarak göçmenlerin anavatanı ve hedef ülkeleri üzerinde olumlu olumsuz bir çok etkisi oldu ve bu etki halen de devam ediyor.
Göç meselesinde en çok tartışılan ve uluslararası platformlarda yankı bulunan ve çıkış noktası ile hedef noktasında yer alan ülkeleri olumsuz etkileyen konu, göçmenlerin temel haklarının sürekli ihlal edilmesidir. Gerçekte bu göçmenler istemeyerek ve zorunlu olarak göç eden ve gittikleri ülkelere sığınmak isteyen insanlardır. Öte yandan zorunlu göç en çok yoksul ve gelişmekte olan ülkelerden daha zengin ve gelişmiş ülkelere doğru yaşanıyor.
İkinci dünya savaşından sonra BM’nin kurulması ile birlikte en çok gözetilen konulardan biri, sığınmacıların haklarını savunmak amacıyla bir konvansiyonun hazırlanmasıydı. Bu bağlamda ilk çabalar 1951 yılında sığınmacı hakları konvansiyonu ile sonuçlandı.
1951 yılında hazırlanan göçmen konvansiyonu zaman ve mekan bakımından bazı kısıtlamalarına rağmen evrensel ve uluslararası boyut kazandı ve bazı bölümleri ikinci dünya savaşı sonrası şartlardan etkilenmiş olmasına rağmen günümüze dek sığınmacılarla ilgili en muteber belge olarak yerini korudu ve 12 ülke konvansiyona katıldı.
Konvansiyonun ilk bölümü evrensel insan hakları bildirgesine işaretle daha önceki uluslararası anlaşmaların gözden geçirilmesine ve pekiştirilmesine ve göçmenlere verilen desteğin genişletilmesine işaret ediyor. Konvansiyon hedef ülkenin sığınma hakkı tanıma yükümlülüğünü üstlenmek zorunda olduğunu belirterek bu alanda uluslararası işbirliğinin gerekli olduğunu vurguluyor.
1951 kovansiyonu tüm üye ülkelerden sığınma meselesine sosyal ve insani bir mesele olarak yaklaşmalarını ve bu konuyu aralarındaki ihtilaf ve gerginliklere malzeme yapmamalarını istiyor.
Konvansiyonun giriş bölümü sonunda BM sığınmacılar yüksek komiserliği sığınmacıları koruma yönünde uluslararası konvansiyonların uygulanmalarını gözetlemekle yükümlü olduğunu ve bu yönde etkili uygulamaların üye ülkelerin arasında koordinasyona bağlı olduğunu vurguluyor.
1951 konvansiyonu bir çok maddeyi içeriyor. Bu maddelerin en önemlileri ise, din özgürlüğü alanında ayrımcılık yapılmaması, birlik ve teşekkül kurma hakkı, yargıya ulaşma özgürlüğü ve seyahet serbestliği gibi maddelerdir. Sığınmacı hakları ile ilgili maddelerden birinde ise bu insanların her türlü korumadan yoksun olan insanlar olarak devletlerin karşılıklı uygulamalarından korunmalarına ve hatta sığınmacının ilk uyruğunu koruma üzerinde ısrar ettiği zaman bu korumadan yararlanmasına vurgu yapılıyor. Konvansiyon sığınma talebinde bulunun kişinin kişisel durumu ikamet ettiği ülkenin yasalarına bağlı olduğunu ve sığınmacı statüsüne tanınan haklardan yararlanması gerektiği yönünde tavsiyede bulunuyor.
1951 konvansiyonunu hazırlayanlar sığınmacılara yönelik bazı sosyal ve iktisadi haklardan oluşan bir dizi hakları belirlemiş bulunuyor. bu haklar yabancılara karşı kabul edilen tutumdan kendi vatandaşlarına yönelik asgari tutuma kadar geniş bir alanı kapsıyor.
BM sığınmacı işleri yüksek komiserliği son onyıllarda dünya genelinde sığınmacıların ve göçmenlerin durumu hakkında bir alarm gibi hareket etmiştir. Söz konusu komiserlik sığınmacıların ve göçmenlerin ait olduğu ülkeleri ve yine gittikleri ülkeleri 1951 konvansiyonuna uymaya davet etmiştir. Bu çerçevede 4 Aralık 2000 tarihinde BM genel kurulu dünyada her geçen gün sayıları artan göçmenleri gözeterek 18 Aralık gününü uluslararası göçmenler günü olarak adlandırdı.
BM genel kurulu ayrıca göçmen işçilerin ve ailelerinin haklarını korumayı öngören uluslararası bir anlaşmayı da onayladı ve üye ülkelerden ve uluslararası kamu ve özel kurum ve kuruluşlardan da 18 Aralık gününü kutlamalarını ve bu günde insan hakları ve göçmenlerin temel özgürlükleri yönünde toplumu bilgilendirmelerini ve göçmenlerin haklarını koruma yönünde adım atmalarını istedi.
BM sığınmacı işleri yüksek komiserliği en son raporunda dünya genelinde göçmen ve sığınmacı sayısını 65 milyon olarak açıkladı. Raporda dünyada savaş ve çatışmaların yüzünden göç etmek zorunda kalan insanların sayısı şimdiye kadar görüşmemiş seviyelere ulaştığı belirtildi ve bu sayının yarısından fazlası Suriye, Afganistan ve Somali’ye ait olduğu belirtildi.
BM raporuna göre geçen yılın sonuna kadar 65 milyon 300 bin insan savaş yüzünden mülteci durumuna düştü veya ülkesini terk etmek zorunda kaldı ve bu veri geçen yıldan beri 5 milyon daha arttı.
Bu arada mültecilerin %65’i Afrika ve Asya kıtalarında yer alan on ülkede barındığı belirtildi. İran, Türkiye, Ürdün, Çad, Etyopya ve Uganda, dünyada en çok sığınmacı barındıran ülkelerin arasında yer alıyor. Oysa mültecilerin sadece %9 kadarı Avrupa ülkelerine doğru gidiyor, fakat Avrupa’nın zengin ülkeleri so niki yılda sürekli mülteci akınına tepki gösteriyor ve mümkün mertebe mültecileri geldikleri savaşzede ülkelerine geri göndermeye çalışıyor.
Gerçekte dünyada en çok insan hakları iddiasında bulunan Batılı ülkeler sığınmacı haklarını ihlal eden ülkelerin başında yer alıyor. Avrupa ülkeleri için sığınmacılara karşı tutumlarında önem arz etmeyen tek şey bu insanlara ve Irak ve Suriye’de savaştan kaçan insanlara insani açıdan bakmaktır. Oysa bu insanlar Avrupa’nın beslediği teröristlerin elinden kaçmak istiyor. Fakat Avrupa devletleri sığınmacılara güvenlik açısından ve ırkçılıkla yaklaşıyor. Avrupa ülkeleri 1951 konvansiyonuna bakmaksızın sığınmacıların yolunu nasıl keseceğine bakıyor ve Avrupa kıtasına ulaşan sığınmacıları geri gönderiyor.
Öte yandan Avrupa’nın radikal sağcı ve ırkçı partileri de Avrupa’ya akın eden sığınmacı meselesinden kendi propagandaları yönünde yaralanmaya çalışıyor. Bu zümre sığınmacıları Avrupa kültürüne ve milli güvenliğine tehdit olarak algılıyor. Bazı Avrupa ülkeleri Slovakya gibi hiç bir müslüman sığınmacıyı kabul etmeyeceklerini ilan ediyor. Avrupa’nın ılımlı sağ ve ılımlı sol partileri de halk arasındaki desteklerini kaybetmemek için radikal sağcı ve göçmen karşıtı partilerle aynı tutumu sergiliyor, öyle ki bugün göçmen karşıtlığı Avrupa ülkelerinde seçim kampanyalarında başta yer alıyor.