İhtiyar tilkinin Fars körfezine geri dönme çabası - 1
Bir süre önce İngiltere Başbakanı Theresa May Maname’de düzenlenen FKİK liderler zirvesine katılarak bu ülkenin Fars körfezindeki askeri varlığında yeni bir dönemin başladığından söz etti. Ancak geçmiş çağın ihtiyar tilkisinin bölgede yeni varlığını ilanı, İran karşıtı sözlerle beraber oldu.
Britanya yaklaşık iki yüzyıl boyunca Fars körfezinde sömürücü varlığını sürdürdü ve tefrikacı politikaları ile bölge milletlerine savaş, güvensizlik, sınır anlaşmazlıkları ve ayrışmaları dayattı.
Temeli 16 ve 17. Yüzyıllarda atılan ve 20. Yüzyıla kadar devam eden Britanya kraliyet düzeni yaşadığı altın çağında tarihin en büyük imparatorluğuna dönüştü. O dönemde ve özellikle 1922 yılında Britanya’nın sömürgelerinin yüzölçümü 33 milyon kilometrekareye ulaştı ve imparatorluğun nüfusu ise 450 milyon gibi büyük bir rakamla ifade edildi. Böylece İngiltere imparatorluğu yeryüzündeki kara parçaları ve dünya nüfusunun dörtte birine hükmetti, öyle ki bu imparatorluğu anlatmak isteyenler üzerinde güneşin asla batmadığı bir imparatorluk olarak anlatmaya başladı.
Tefrika yarat ve hükümet et ise İngiliz yöneticilerin dünyanın çeşitli bölgelerinde yer alan milletleri sömürmek için baş vurdukları temel politikaydı. İngiliz sömürücüler ilkin ticaret ve hristiyan misyonerlerin kılığında çeşitli ülkelere giriyor ve bu ülkeleri yöneten hükümdarların saraylarına nüfuz ediyor ve ardından iktidardaki kesimin arasında tefrika çıkarıyor ve daha sonra kendilerine bağımlı hale getirdikleri politikacıları desteklemeye başlıyor ve sonuçta hedef ülkeyi sömürge haline getiriyor ve zenginliklerini yağmalıyordu.
İngiliz sömürüsü bu yöntemle başta Batı Asya bölgesi olmak üzere bir çok bölgede bulunan ülkeyi kendi sultası ve nüfuzu altına aldı. Gerçi İngiltere İran’da ülkenin tamamına asla musallat olamadı, fakat son iki asırda İran’ın çıkarlarına, milli güvenliğine ve toprak bütünlüğüne darbe indirmek için elinden geleni ardına koymadı. Bir aşatırmacının belirttiğine göre İngilizler son 150 yılda İran hakkında beş bin cilt kitap yazdı ve hepsinde İngiliz devlet adamlarına İran’ın çıkarlarına ve toprak bütünlüğüne nasıl darbe indirebilecekleri yönünde tavsiyeler yer aldı.
Şimdi de dünya 21. Yüzyılın ikinci onyılının sonlarına yaklaştığı bir sırada yaşlı tilki aynı hedefleri yeni düşüncelerin kalıbında izlemeye çalışıyor, gerçi ingilizlerin tefrika yarat ve hükümet et politikasında herhangi bir değişiklik olmadığı gözleniyor. Bu yüzden İngiliz Başbakan May Arap şeyhlerine yaptığı yalakalıkta İran’ın bölgeye müdahale etmekle suçlayarak şom hedeflerine ulaşmaya çalışıyor.
Ray Elyom gazetesi bu konuda yazdığı bir yorumda şöyle diyor: Theresa May’in FKİK ülkelerine yaklaşma gayreti ve İran karşıtı açık ve net sözleri, Britanya’nın Fars körfezinde eski konumuna geri dönmek istediğini gösteriyor. Aslında İngiliz başbakanın bu sözlerini ve Fars körfezinde yeniden boy göstermek istediklerini ilan etmesini ilk bakışta Batılı devletlerin Fars körfezi kıyılarında yer alan Arap emirliklerine silah satışıyla ilgili eski rekabetlerinin hesabına yazmak gerekir, fakat aradaki fark şu ki bu kez İngiltere FKİK’i stratejik ortak olarak niteliyor ve böylece bu konseyli tüm siyasi, iktisadi, askeri ve güvenlik alanlarında ilişkilerini güçlendirmeyi amaçlıyor.
İngiltere Başbakanı May FKİK ile yeni ilişkilerinden sunduğu tanımında bu ilişkilerin bölgesel meselelere karşı toplu eğilimin şekillenmesine vesile olacağını belirtti. Fakat bu stratejik ortaklığın tüm amaçları İngiltere’nin bölgedeki Arap emirlikleri ile ikili askeri ilişkilerinin gelişmesine ve yaşlı tilkinin yeniden Fars körfezine ayak basmasına vesile olmaktan başka bir işe yaramayacağı kesindir.
İngiltere Bahreyn’de yeni bir üs kuruyor ve böylece bölgeye ve bölgeye yönelik eski politikalarına geri dönüş yapmak ve askeri varlığını takviye etmek istediğini ortaya koyuyor. Ancak gerçek şu ki Britanya bölgeye hala eski sömürü penceresinden bakıyor ve FKİK üyesi ülkelerin ve özellikle Arabistan rejiminin yüklü silah alımları üzerinde özel hesap açtığı anlaşılıyor.
Aslında FKİK üyeleri otuz yılı aşkın bir süredir Batılı büyük silah kartellerinin en büyük müşterileri arasında yer alıyor, nitekim silah kartelleri de bu yıllarda Fars körfezinde yer alan Arap emirliklerinin petrol kaynaklarından elde ettikleri milyarlarca dolarlık kazanca alıştığı ve bu ülkelerin onların karşısında geniş bir sofra serdiği anlaşılıyor.
Amerika yönetimi de son kırk yılda sözde önleyici eylem doktrini bahanesi ile başta Fars körfezi olmak üzere Batı Asya bölgesine nüfuz etmek için tüm siyasi, iktisadi ve askeri imkanlarını seferber etmiş bulunuyor.
Amerika dönem Dışişleri Bakanı William Rojers 26 Mart 1971 tarihli raporunda Fars körfezi bölgesinin önemi hakkında şöyle diyor: Arabistan, Irak ve İran dünyada bilinen petrol kaynaklarının üçte ikisine sahiptir. Bu petrolden uygun siyasi ve iktisadi şartlarda yararlanmak NATO paktında Amerika’nın müttefiki olan ülkeler ve diğer Batı Avrupa ülkeleri ve Japonya için büyük önem arz ediyor.
Buna göre iki müdahaleci ve sömürücü devlet olan Britanya ve Amerika dünyanın Ortadoğu gibi önemli ve stratejik bölgelerini kendilerinin nüfuz alanı ve stratejik çıkarlarının ağırlık merkezi olarak görüyor ve tarihi bir paylaşım çerçevesinde bu bölgeye yönelik askeri müdahale stratejilerini izliyor.
Şimdi esas soru şu ki acaba Britanya Ortadoğu bölgesinde ABD’nin politikalarının alternatifi mi oluyor, yoksa Britanya da ABD gibi bölgenin silah pazarında kendine bir pay mı arıyor?
Amerika’nın Carter döneminde milli glüvenlik danışmanı Berjinski Güç ve İlkeler adlı kitabında bu konuda şöyle yazıyor: Carter’in Amerikan kongresine sunduğu son yıllık raporu, Amerika’nın Ortadoğu ve Fars körfezine yönelik yeni politikasının temelini aydınlatmıştır ve bu politika halefi Rigan tarafından da kabul edilmiştir.
Bu politikaya göre İngiltere Fars körfezinden çıktıktan sonra Amerika stratejik Fars körfezi bölgesine askeri açıdan girişi ile bu bölge ile düğümlenmiştir. Bir başka ifade ile Amerika milli güvenliği Fars körfezi gibi enerji kaynakları zengin olan ülkelerin güvenliği ile sıkı sıkıya bağlıdır.
Gerçekte bugün Amerika’nın bölgesel güvenlikten sunduğu tablo, Amerika’nın bölgedeki çıkarları çerçevesinde gözetlediği değişimlere bağlıdır. Buna göre Amerika son onyılda taktiksel politikalar izlemiştir ki bu politikaların bir bölümü Obama’nın birinci dönem başkanlığı yıllarında değişim politikası adı altında gündeme geldi. Şimdi ise Obama’nın dönemi sona eriyor ve şimdilik Amerika’nın yeni Başkanı Donald Trump’ın izleyeceği politikalardan net bir görüntü bulunmuyor. Fakat bazı işaretler ve açıklamalar, bu politikacıların değişeceği yönündedir. Bu yüzden bu noktada Amerika ve Britanya’nın stratejileri irdelenirkken bölgesel ve küresel gelişmeleri, yöntemleri, araç ve gereçleri ve iki aktören bölgenin geleceğine bakışta yaklaşımlarını gözetlemek gerekir.
Aslında Amerika ve İngiltere’nin son kırk yıldaki güvenlik doktrinleri gözden geçirildiğinde, bu doktrinlerin tümü bu iki devletin sultacı politikaları temelinde şekillendiği anlaşılıyor. Amerika’nın Truman döneminden Obama dönemine kadar tüm başkanlarının milli güvenlik doktrinlerinde bu politikada sürekliliğin hakim olduğunu görmek mümkün. Bir başka ifade ile bu doktrinleri daha sonraki Amerika devlet adamlarının görece farklı tutumlarına rağman aslında önceden belirlenen aynı hedefi izlediği söylenebilir.
Şimdi de Amerika ve britanya arasında Fars körfezindeki varlıkları ile ilgili politikalarına yönelik görecede iç arenada bazı eleştirilerin yöneltiliyor olmasına karşın hedefleri aynı hedefler ve bileşinleri de aynı bileşenler olduğunu ve Britanya’nın da İran’a yönelik bakışı da aynı şekilde aynı süreci izlediği ifade edilebilir.
Gerçekte Batı’nın FKİK ülkelerine başdöndürücü boyutlarda silah satışı ve Amerika ve Britanya’nın bölgedeki askeri varlığını arttırmasının tek amacı bölgenin istikrar ve güvenliği alanında etkili bir aktör olan İran İslam cumhuriyetinin savunma iktidarını etkilemektir. Çünkü İran her daim bölge güvenliğinin ecnebiler olmaksızın bölgesel dayanışma ile temin edilmesini savunuyor. Bu strateji belki de hali hazırda İran’a karşı doğrudan bir tehdit olarak gündemde olmayabilir, fakat uzun vadede İran’ın çevresindeki güvenlik sahasını kışkırtan bir etken olarak devreye gireceği kesindir. Buna göre de hali hazırda İngiltere ve Amerika’nın bölgeye yönelik politikaları uyum içindedir. Üstelik bölgedeki Arap emirliklerinin silah alım süreci de Amerikan ve İngiliz askeri danışmanların bölgeye yaptıkları ziyaretleri sırasında istişare kalıbında yürütülen organize bir strateji olduğu aşikardır. Nitekim bu konu Maname’de düzenlenen son FKİK liderler zirvesinde Amerikalı ve İngiliz askeri yetkililerce FKİK üyelerine tavsiye edilmiştir. Yine Arabistan’ın Umman’ı Yemen’e karşı kurduğu askeri ittifaka ortak etmeye yönelik çabası da İngiliz yetkililerce yürütülen stratejinin bir parçasıdır ve Suud hanedanına göre FKİK hegemonyasını hayata geçirebilecek bir etkendir.