İhtiyar tilkinin Fars körfezine geri dönme çabası - 2
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i57313-İhtiyar_tilkinin_fars_körfezine_geri_dönme_çabası_2
Bir süre önce İngiltere Başbakanı Theresa May Maname’de düzenlenen FKİK liderler zirvesine katılarak bu ülkenin Fars körfezindeki askeri varlığında yeni bir dönemin başladığından söz etti ve açıkça İngiltere yönetimi bölgeye geri dönüp askeri ve güvenlik rolünü takviye etmek istedi.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Ocak 13, 2017 08:17 Europe/Istanbul

Bir süre önce İngiltere Başbakanı Theresa May Maname’de düzenlenen FKİK liderler zirvesine katılarak bu ülkenin Fars körfezindeki askeri varlığında yeni bir dönemin başladığından söz etti ve açıkça İngiltere yönetimi bölgeye geri dönüp askeri ve güvenlik rolünü takviye etmek istedi.

Peki ama, Britanya Fars körfezine geri dönmekle neyin peşinde? Acaba 21. Yüzyılın İngiltere’si 18 ve 19. Yüzyılların Britanya’sı gibi bölgeye yeniden musallat olabilir mi, dersiniz?

İran’ın çevresini saran siyasi coğrafyada yer alan ülkelerin her zaman İran’ın milli güvenliği üzerinde önemli etkileri olmuştur. Bir çok ittifak ve Saadabad paktı, Bağdat paktı, Sento paktı gibi askeri paktlar ve ittifaklar ve Arap birliği ve FKİK gibi teşekküller dünyayı iki kutuplu düzen hakim olduğu bir dönemde ortaya çıktı ve bölge ülkelerinin güvenlik gereksinimlerini yansıtmaktan ziyade karşı kutbun nüfuzuna karşı bir set oluşturma veya bölge genelinde güç kazanmak üzere oluşturulan güvenlik halkaları oldular. Bugün bölgenin şartları da bu yöntemlerden müstesna sayılamaz. Gerçekte bölgenin Arap rejimleri ile bölge dışı güçlerin arasında yeni güvenlik paktlarının oluşması bu güçlerin hedeflerini temin etme doğrultusunda şekillendi. Bir başka ifade ile bugün Fars körfezi yeni bir güvenlik düzeninin şekillenmesine şahit oluyor. Bu düzende bölgenin Arap rejimleri ile bölge dışı encebi güçler yeni düzenin ana gövdesini oluşturuyor. Peki bu paktlar ve ittifaklar neyin peşindeler ve askeri paktlarda Fars körfezindeki Arap emirliklerinin konumu nedir?

Fars körfezinin güvenlik çerçevesinde kurulan askeri paktlar bölgenin Arap rejimleri açısından genellikle bölgede güvenlik oluşturma tanımlaması ile yüklü silah alımını öngören anlaşmaların zemininde klasik modeller biçiminde şekilleniyor. Aslında bu yaklaşım en çok Suud rejimi tarafından besleniyor ve sonuçta bölge ülkelerinin ihtiyaçlarının çok çok ötesinde silah alımına sebebiyet veriyor. Bir başka ifade ile bu süreci yöneten ve yönlendiren akım, Fars körfezindeki Arap rejimler değil, Batı’nın büyük silah kartelleridir, ki bunlar da gerçekte Britanya ve ABD’nin genel politikaları çerçevesinde hereket etmektedir. Örneğin İngiltere son yıllarda Arabistan’a üç milyar dolar silah sattı. Çünkü İngiliz yetkililer için esas öncelik iktisadi çıkar doğrultusunda silah satışıdır ve Arabistan’ın Yemen’de işlediği cinayetler ve insan hakları ihlalleri arka plandadır. Bunun en somut delili, İngiltere’nin Arabistan’a misket bombaları gibi bir çok yasak silah satmasıdır.

İngiliz The Guardian gazetesi bu konuda şöyle yazıyor: İngiltere son onyılda dünyada savunma teçhizatı ihracatında ikinci sırada yer aldı ve yaklaşık 122 milyar dolar askeri teçhizat sattı.

Gazetenin raporuna göre, İngiltere’nin geçen sene askeri teçhizat ihracatının %63 kadarı Ortadoğu ülkelerine gerçekleşti.

Independent gazetesi de bir süre önce şöyle yazdı: Askeri sanayi İngiltere ekonomisinde önemli rol ifa ediyor ve her yıl yaklaşık 7.7 milyar pound gelir sağlıyor.

Amerika savunma bakanlığı savunma ve güvenlik işbirliği ajansının verilerine göre Amerika da 2009 yılından beri Arabistan’a 115 milyar dolar değerinde türlü silahları satta ve Fars körfezinde yer alan ülkelere de toplam 198 milyar dolar silah satışı gerçekleştirdi. Söz konusu silah anlaşmalarının tamamlanması ile yıllar süreceği ifade ediliyor ki bu da Amerikan yapımı silahların Arabistan’a teslimatının 2020 yılına kadar süreceği anlamına geliyor.

Hali hazırda bölgedeki askeri güvenlik paktların yapısını üç katmanda sıralamak mümkün. Birinci katmanda NATO gibi bölge dışı askeri paktlar yer alıyor ve bazı bölge ülkeleri bu pakta üye olduğu gibi bazı ülkeler de gözlemci üye olarak bu paktta yer alıyor. İkinci katmanda ise Arap birliği ve FKİK gibi paktlar bulunuyor. Bu paktlar ecnebi güçlerin doğrudan varlığı olmaksızı bölge ülkeleri arasında kurulan paktlardır. Üçüncü katmanda ise Amerika, İngiltere ve Fransa gibi bölge dışı güçlerin bölgedeki Arap emirlikleri ile kurdukları ikili askeri ittifaklardır ki en çok da bu tür ittifaklar söz konusudur. Bu ittifakların ortak paydası ise İran’ı bölge güvenliğine yönelik tehdit gibi göstermektir.

Hali hazırda Amerika bölgede en önemli ve en büyük ecnebi aktördür ve bölgedeki 14 askeri üssü ile beraber en geniş askeri varlığı sergilemektedir. Bazı uzmanlar Amerika yönetimi Fars körfezinde aktör olma konumundan aktörleri oynatan yönetmen konumuna geçmek üzere olduğunu belirtiyor. Buna göre Amerika bölgenin güvensizlik şartlarında doğrudan rol ifa etmek yerine oyunun kurallarını belirlemeye çalışıyor.

Bu bağlamda bölgenin gerçekleri ve şimdiki şartlarına daha yakın duran bir başka görüşe göre Amerika Fars körfezine yönelik yeni stratejisini uluslararası açıdan gündeme getiriyor ve politikalarını bu temelde hayata geçiriyor. Bu görü Britanya’nın yeni doktrini ve İngiliz Başbakanı Theresa May’ın gündeme getirdiği teorik kavramlarla da örtüşüyor. Bu çerçevede Amerika ve Britanya yönetimi İran’ı bölgenin istikrar ve güvenlik tertibatının dışında tutmak ve bölgenin güvenliğini İranofobia temeline oturtmak ve İran’ın askeri gücünü tehdit gibi göstermek gibi bileşenleri gözeterek ortak bir strateji izliyor.

Aslında FKİK de bu teoriden hareketle ve İran’ın gücünü kontrol altına almak üzere şekillendi. FKİK 1984 yılında Ada Kalkanı adı altında ortak savunma gücü oluşturdu ve sınırsız bir şekilde silah alımına yönelerek pratikte İran’ın milli güvenliğini tehdit etmeye başladı.

Gerçekte İran’ı ortak tehdit gibi göstermek ve Fars körfezinde Arap birliği adı altında kuruntu temelli ortak bir kültürel kimlik oluşturmaya çalışmak, hem de Amerika ve İngiltere bölgedeki üslerini yeniden yapılandırmaya gittiği bir sıra bu sürecin açık işaretleridir. Fars körfezi bölgesi son yıllarda farklı güvenlik tertibatını tecrübe etti. Ancak bu yıllarda tecrübe edilen tüm düzenler ve yapılanmalar iki kutuplu düzenin ürünüydü. Nitekim İran ve Arabistan bu çerçevede İslam inkılabından önce Batı’nın Ortadoğu bölgesinde iki büyük müttefikleriydi ve her iki ülke Amerika Başkanı Nicson’un iki sütunlu doktrini doğrultusunda bölgede Amerika’nın çıkarlarını gözetlemek ve karşılamakla yükümlüydü. Fakat İran’da İslam inkılabının zafere kavuşması bir çok bölgesel ve küresel dengeyi alt üst etti.

Buna göre şimdi Suud rejiminin en önemli önceliği ve amacı, bölgede dengelerin İran lehine değişmesini önlemektir. Arabistan rejimi bunun için en başta bölgede nüfuzunu arttırmaya çalışıyor ve bu yüzden Britanya’nın bu rejime sunabileceği fırsattan yararlanabilmek için Londra’yı bölgedeki askeri varlığını genişletmeye teşvik ediyor. Nitekim Arabistan’ın izlediği politikaların önemli bir bölümü de Britanya’nın bölgeye yönelik uzun vadeli hedef ve çıkarlarının doğrultusundadır.

Aslında mevcut şartlarda Arabistan Amerika’ya güvenmeye kuşku gözüyle bakıyor ve bu yüzden bir yandan mevcut şartları korumaya çalışırken öbür yandan Britanya’nın ifa etmek istediği yeni rolünden ve bu iki müdahaleci gücün Fars körfezinde girdikleri yeni rekabetten azami derecede yararlanmaya çalışıyor. 

Buna karşın Arabistan’ın Obama sonrası dönemde ve iyice yıpranan Suud krallığının içinde bulunduğu sorunlara ve sıkıntılara ve gerginliklere rağmen zaten çıkmaza sürüklenen politikalarını nasıl sürdürebileceği merak ediliyor. Gerçi yeni Başkan Trump’ın dış politika açıları ve güvenlikle ilgili bakışının boyutları henüz pek bilinmiyor, fakat Trump’ın güvenlik dengelerine de ticari açıdan bakma eğilimi ağır bastığından, FKİK’e Amerika’nın silah kartelleri için büyük gelir sağlayan bir piyasa gibi yaklaşması ve aynı zamanda bu konseyden İran ile dengeleri korumak için yararlanması muhtemel gözüküyor. Nitekim bugün silah ticareti dünya ekonomisinin en büyük dallarından birini oluşturuyor. Bugün dünya ticaretinin en az %16’sı silah ticareti ile ilgilidir. Bir başka ifade ile dünyada her gün iki milyar dolar silah için harcanıyor.

Bugün Arabistan silah alımı bakımından dünyada yedinci sıradan dördüncü sıraya yükselmiş bulunuyor. Suud rejime sadece geçen yıl silah alımına 80 milyar dolar ayırdı. Ancak Suud hanedanı bunca yüklü silah alımına rağmen hatta Yemen’de Husi direnişini bile tek başına kıramadı ve Yemen’e darbe vurabilmek için kendince büyük bir ittifak kurdu. Oysa gerçekte Arabistan hegemonyasının önemli bir bölümü bölge dışı güçlere bağımlılıkla sağlanıyor. Bu şartlarda sömürücülerin ihtiyar tilkisi İngiltere’nin içinde bulunduğu iktisadi sıkıntılara da bakıldığında bölgeye geri dönmeyi hayal etmesi ve Fars körfezinde yer alan Arap emirliklerinin oluşturduğu silah piyasasından büyük bir pay almaya çalışmasına şaşmamak gerekir.