Obama ve Trump; demokratların kaybolan arzuları - 2
Amerika’nın Rusya’da görev yapan ve görev yaptığı sürede iki ülke arasındaki ilişkiler 1991 yılından bu yana en düşük seviyeye inen deneyimli diplomatı John Teft, Amerika’nın yeni Başkanı Donald Trump’ın kara listesinde yer aldı.
Bu konuyu Rusya’nın RBA TV kanalı açıkladı ve yeni Başkanı Trump’ın yurt dışındaki büyükelçilerin gönüllü olarak istifa etmelerini istediği büyükelçilerin arasında John Teft’in adı da yer aldığını belirtti. Söz konusu Rus TV kanalı, Trump’ın Amerika’nın yurt dışındaki büyükelçilikleri Obama’nın elçilerinden temizleme operasyonu çerçevesinde 2014 yılında Rusya büyükelçiliğine atanan Teft’i de kapsadığını kaydetti.
Gerçekte Teft’in Rusya büyükelçiliği dönemi iki ülke ilişkilerinde en berbat dönem sayılıyor. Örneğin 2016 yılında Moskova yönetimi Rusya’da kadife devrim yapmaya çalışan iki Amerikalı STK’nın bürolarını kapattı, beyaz saray ise bu kararı demokrasiye darbe niteledi.
John Teft 1996 – 1999 yıllarında Amerika’nın Moskova büyükelçisi yardımcısı olarak görev yaptı ve daha sonra 2000 yılında Litvanya’da büyükelçi olarak görev başladı. Uzmanlar Teft’in Litvanya’yı Moskova’dan uzaklaştırmak ve Batı ve NATO’nun Rusya karşıtı bir müttefiki yapmakta önemli rol ifa ettiğini belirtiyor. Teft’in 2004 yılında Ukrayna’yı ziyaret etmesi ve ABD Dışişleri Bakanlığı temsilcisi sıfatıyla bu ülkenin seçim sonuçlarından kaygı duyduklarını dile getirmesi de bir başka önemli hareketiydi. Teft ayrıca 2005 – 2009 yılları arasında Amerika’nın Gürcistan büyükelçisi oldu ve bu cumhuriyetin Rusya’dan uzaklaşma stratejisine destek verdiği için Tiflis’te takdirde karşılandı. Fakat Teft’in siyasi hayatında belki de en önemli icraatı 2013 yılının sonları ve 2014 yılının başlarında Amerika’nın Ukrayna’da büyükelçisi olarak görev yaptığı sıradaki icraatıydı.
O yıllarda Ukrayna’nın dönem yönetimi Viktor Yanokoviç başkanlığında ve Avrupa kurumlarının onayladığı bir seçimin ardından işbaşına gelmişti, fakat Yanokoviç yönetimi AB ve ABD’nin desteklediği sokak eylemleri karşısında direnemedi ve düştü. Yanokoviç’in Rusya’ya kaçması ve ardından Ukrayna’da Rusya karşıtı 2014 yılının başlarında iktidarın başına geçmesi, Rusya ile AB ve ABD ilişkilerini hemen hemen sıfır noktasına geriletti. Kırım yarımadasında yapılan referandumun Rusya’ya ilhakla sonuçlanması, ayrıca Ukrayna doğusunda yaşanan çalışmalar ve Moskova’nın ayrılıkçı güçleri desteklemekle suçlaması bu ilişkileri daha da gerdi ve iki taraf karşılıklı tehditleri savurmaya ve yaptırımlar uygulamaya başladı.
Şimdi yaklaşık üç yıldır AB ve ABD Rusya’ya karşı geniş mali ve iktisadi yaptırım uyguluyor. Rusya da bu yaptırımlara kendi bünyesine göre karşı yaptırımlarla karşılık veriyor. Bu durum ve ayrıca Amerika ve NATO’nun beyaz sarayın baskıları ile Rusya’nın eski sovyetler birliğinin beş Cumhuriyeti olan Letonya, Estonya, Litvanya, Gürcistan ve Moldova sınırlarına yaklaşması ve yine Amerika’nın Romanya ve Polonya’ya füze savunma sistemleri yerleştirmesi başta Washington olmak üzere Batı ile Rusya arasındaki ilişkileri daha da kararttı.
Rusya Başbakanı Dimitri Medvedev bu konuda şu açıklamayı yaptı: Rusya ve Amerika ilişkileri en düşük seviyeye geriledi ve bu durumdan Amerika sorumludur. Maalesef Ukrayna gelişmeleri ve Obama yönetiminin uygulamaları yüzünden ikili ilişkilerde bu duruma şahit oluyoruz.
Rusya Başbakanı bir başka açıklamasında da Obama Başkan olduğu günlerde kendisiye temasa geçtiklerinde ilişkilerin şimdiye kadar görülmemiş şu seviyeye düşeceğini hayat bile edemezdik, dedi.
Rusya’nın BM daimi temsilcisi Vitali Çurkin ise şöyle bir açıklamada bulundu: Moskova ve Washington ilişkileri soğuk savaştan sonra en düşük seviyeye geriledi ve genel tablo, hatta 1973 yılından daha beter ve en beter tablodur.
Öte yandan Amerika’nın yurt dışındaki büyükelçilerinin yeni başkanın 20 Ocak tarihinde göreve başlaması ile birlikte istifa etmeleri gündeme geldikten sonra, Henry Kisinger’in danışmanı Dana Rorabacher ve Thomas Germ Amerika’nın Rusya’daki şimdiki büyükelçisinin alternatif adayları olarak açıklandı. Rus medyası ise Amerika’nın yeni Başkanı donald Trump’ın Amerika’nın Rusya büyükelçiliğini iki ülke ilişkilerinde anahtar unsur olarak bildiğini ve Rusya’ya yeni büyükelçi atamanın tüm takımın değişeceği anlamına geldiğini yazdı.
Trump’ın Rusya büyükelçiliği için düşündüğü adaylardan Thomas Germ Rusya’yı iyi bilen ve iki ülke arasındaki ilişkilere gerçekçi ve maslahatçı bir açıdan yaklaşan biri olarak biliniyor ve ilişkilerin ideolojilerden soyutlandırılması gerektiğini savunuyor. Kuşkusuz Ruslar bu yaklaşımı olumlu karşılıyor. Bundan önce Amerika medyası Trump’ın Putin ile iyi ilişkileri olan Henry Kisinger’den Washington ve Moskova ilişkilerini düzeltmesini isteyeceğini ve bu işle görevlendireceğini yazmıştı. Nitekim şimdi de Trump’ın her iki adayı aynı çerçevede değerlendiriliyor. Trump şimdiye kadar bir çok kez beyaz saray ile kremlin sarayı arasındaki ilişkileri çeşitli sorunları birlikte çözümlemek için düzeltmek istediğini açıkladı. Hatta Trump’ın danışmanı Carter Pitch de geçen ay Moskova’da Obama’nın Ukrayna yüzünden uyguladığı Rusya karşıtı politikaların ve Kırım yarımadasının Rusya’ya ilhak meselesinin yeniden gözden geçirilebileceğini açıkladı.
İranlı Amerika meseleleri uzman Seyyid Hamed Musevi ise Amerika’nın yeni Başkanı Trump döneminde Amerika ile siyonist rejim İsrail ilişkilerini değerlendirdi. Korsan İsrail Amerika’nın Ortadoğu bölgesinde en temel müttefiklerinden biri sayılıyor. Amerika İsrail güvenliği benim güvenliğimdir, diyor ve bu rejime tam destek veriyor ve örneğin BM ve güvenlik konseyinde İsrail karşıtı hiç bir ciddi kararnamenin çıkmasına izin vermiyor. Ancak geçenlerde Amerika siyonist rejimin yerleşke inşaatını kınayan kararnameye çekimser oy kullanması, Obama yönetiminin son günlerinde bazı soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Amerika meseleleri uzman Seyyid Hamed Musevi’den acaba Amerika’nın Ortadoğu politikalarında İsrail bağlamında herhangi bir değişiklik mi yaşanıyor, sorusunu soruyoruz. Musevi şöyle diyor:
Eğer bu konuyu değerlendirecek olursak, BM güvenlik konseyinin kararnamesine işaret etmemiz gerekecek, çünkü önemli bir konuydu ve onaylandı da, üstelik Amerika da kararname için çekimser oy kullandı. Fakat bir kaç sebepten ötürü Amerika’nın politikalarında bir çark yaşandığından söz edemeyiz. Unutmamak gerekir ki BM güvenlik konseyinin kararnamesi zorunluluk getirmiyor. BM güvenlik konseyinin zorunluluk getirmeyen kararnameleri şöyle ki eğer kararnameye aykırı suç işlenirse, ceza uygulanmıyor. Eğer güvenlik konseyi yerleşke inşaatını kınadıysa, bunun anlamı, yerleşke inşaatı devam ettirildiği takdirde İsrail’e yaptırım uygulanacak değildir. Buna karşı BM güvenlik konseyinin zorunluluk getiren kararnamelerine İran’ın nükleer programı ile ilgili zorunluluk getiren kararnamesiydi ve güvenlik konseyi İran’a yaptırım uygulayabiliyordu. Bu yüzden söz konusu İsrail kararnamesi daha çok göstermelik bir hareketti, diyebiliriz. Bazı kararnameler elzem getirirken, bazıları getirmez ve elzem getirenlerde kararnameye uymayan muhatabına ceza uygulamayı öngören kanun vardır.
Amerika meseleleri uzman Seyyid Hamed Musevi’den acaba kararname İsrail üzerinde bir baskı olabilir mi, çünkü İsrail kararnameye olumlu oy veren tüm ülkelerde varsa büyükelçilerini gerçi çağırarak tepki gösterdiğini soruyoruz. Musevi şöyle diyor:
Bu konu Amerika ile İsrail ilişkilerinde bir değişiklik olmak veya İsrail’e baskı uygulamaktan ziyade sembolik bir harekettir. Gerçi kararnamenin tesiri olmadığı anlamına da gelmez. Bu hareket kendine göre etkisi vardır, ama Amerika’nın İsrail politikalarından çark ettiği şeklinde yorumlanmaması gerekir. Öte yandan Amerika’da yakında yeni yönetim işbaşına geliyor ve bu yüzden Obama yönetiminin şimdi yaptığı uygulamaları gerçek tesirden uzaktır. Obama’nın başkanlığının son günlerinde uygulamaları ilk günlerde olduğu gibi etkili değildir ve bu yüzden bu sembolik hareket bir sürece dönüşemez ki sonuçta İsrail üzerinde bazı yaptırımlarla baskı uygulayabilsin. Bu yüzden bu kararnameye gerçekçi bir şekilde bakmak ve fazla abartmamak gerekir.
Amerika meseleleri uzman Seyyid Hamed Musevi’den kararnameye şimdiki zaman diliminde ne kadar önem vermek gerektiğini soruyoruz. Musevi şöyle karşılık veriyor:
Bu konunun önemi sadece İsrail’in yerleşke inşaat çalışmasının kınanması ve Amerika’nın da bu kararnameye çekirser oy vermesi düzeyindedir. Bu konu korsan İsrail’in iflası ve boykot edilmesi hareketine büyük katkısı olacaktır. Bu hareket İsrail’in inşa ettiği yerleşkelere ve bu yerleşkelerde faaliyet yürüten firmalara Güney Afrika’nın Apartaid modeline göre yaptırım uygulanmasına vurgu yapıyor. Bu hareket Batı’da ve özellikle Amerika ve Kanada’da akademik çevrelerde çok aktif ve çok güçlüdür ve kararname onların elini geçlendirebilir. Kararname bu hareketin artık istinat edebileceği sembolik ve ideolojik bir belgedir. Bugün Avrupa’da İsrail’in yerleşkelerinde üretilen ürünlerin üzerine bir etiket yapıştırılması ve bu ürünlere yaptırım uygulanması gündemdedir. Bu kararname İsrail’in çeşitli ülkeler ve firmalarca çok yönlü boykot edilmesinin başlangıcı olabilir. Bu yüzden şimdi bekleyip bu sürecin gelecekte hangi yöne doğru ilerleyeceğini görmek gerekir.
Amerika meseleleri uzman Seyyid Hamed Musevi’den Obama yönetiminde Filistin barış müzakereleri nasıl olduğunu ve önümüzdeki dönemde hangi yöne doğru yöneleceğini soruyoruz. Musevi şu değerlendirmede buluyor:
Gerçi Obama Netanyahu’ya iki devlet iki millet projesini hayata geçirmesi için çok baskı uyguladı, fakat Netanyahu’nun direnişi ile proje başarısız oldu ki bu da Obama ve John Kerry’nin siyasi hezimetlerinden biri sayılıyor. Bu yüzden BM güvenlik konseyinde İsrail’in yerleşke inşaatına karşı çıkıldı. Fakat bu muhalefet pratikte etki etmekten ziyade sembolik tesiri vardı. Şimdi ise Trump işbaşına geldikten sonra ikili ilişkilerinde yeni şartların oluşacağı düşünülebilir. Trump’ın görüşü İsrail’e daha fazla destek verme yönündedir. Trump BM güvenlik konseyinden böyle bir kararname çıkmaması gerektiğini düşünüyor ve bu yüzden iktidarın başına geçtiğinde İsrail hakkında bu tür tutumların gündeme gelmemesi için bazı değişiklikler yapacağını kaydediyor.
Amerika meseleleri uzman Seyyid Hamed Musevi şöyle devam ediyor:
Trump İsrail hakkında yaptığı açıklamada, Feridman adında bir zatı İsrail büyükelçisi yapacağını açıkladı. Feridman resmen bir yahudidir ve yıllarca İsrail’de yerleşke inşaatı için mali yardım toplamıştır. Feridman aynı zamanda bir hukukçudur ve Trump’la geçmişte işbirliği yapan biridir. feridman işgal altındaki Filistin’de yerleşke inşaatı taraftarıdır ve açıkça iki millet iki devlet projesini desteklemediğini belirtmiştir. Gerçekte iki devlet iki millet projesi hezimete uğramış bir projedir. Bu yüzden Oslo barış anlaşması imzalandığı zaman sayıları 110 ila 120 bin kişi olan yerleşkeci sayısı şimdi 500 bine ulaşmıştır. Bu yerleşkeler Filistin devletinin kurulacağı alanlarda inşa edilmiş olması her şeyi açıkça ifade ediyor. Yani şimdi Obama ve Kerry ve Trump konusu bir yana, bölgede süreç, pratikte Filistin devletinin kurulmasını imkansız hale getirecek yönde ilerlediği anlaşılıyor. Eğer yerleşkelerin dağılım haritasına bakacak olursak, bu yerleşkelerin Batı şeriayı dört bir yandan sardığını görürüz, yani yerleşkeler bir tek noktada odaklanmıyor. Bu yüzden bu durum iki devlet iki millet projesini pratikte rafa kaltırıyor. Geçen sene hatta Mahmut Abbas BM konuşmasında Filistinli taraf olarak Oslo anlaşmasına bağlı kalmayacaklarını açıkladı. Çünkü Filistin İsrail barış müzakereleri Oslo anlaşması temelinde şekillenmişti.