Trump’ın popülist politikası ve Müslümanlara vize yasağı getirmesi – 2
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i61312-trump’ın_popülist_politikası_ve_müslümanlara_vize_yasağı_getirmesi_2
Aslında Amerika’ya giriş yasağı getiren Trump’ın kanunu daha uzun süre kalacağa ve hatta başka Batılı ülkelere de sıçrayacağa benziyor.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Şubat 12, 2017 14:57 Europe/Istanbul

Aslında Amerika’ya giriş yasağı getiren Trump’ın kanunu daha uzun süre kalacağa ve hatta başka Batılı ülkelere de sıçrayacağa benziyor.

İranlı uzman Rıza Nasri şöyle diyor: yeni duruma alışmak ve ona göre plan yapmak gerekir. Trump yönetiminin göç konusuna yönelik aldığı tedbir gayet akılcı bir şekilde tasarlanmış ve düzenlenmiştir, öyle ki Amerika’nın demokratik kurumları ve medeni toplumu kolay kolay bu kararı etkisiz hale getiremez. Bu yüzden bazı gözlemcileri iyimser yaklaşımının aksine bu tedbirin ne kısa vadeli olacağını ve ne de Amerika ile sınırlı kalacağını ve ne de önemli oranda dengeli hale getirileceğini düşünüyorum. Bir başka ifade ile gerçi Trump’ın bu tür kararlarına karşı medeni ve organize direnişi gerekli buluyorum ve takdir de ediyorum, fakat bu yeni tedbirlerin etkisi altında kalan tüm İranlı vatandaşların aşırı iyimserlik ve şartların düzeleceğine dair iyimser beklentilerin yerine uzun vadeli planlar yaparak kendilerini yeni şartlarla uyumlu hale getirmeleri gerektiğine derinden inanıyorum.

Image Caption

İranlı uzman Nasri şöyle devam ediyor:

Öte yandan bu tür uygulamaların yan etkilerini de göz önünde bulundurmak ve Amerika’da ayrımcılığın sistematik ve artan bir şekilde meşrulaştırma sürecini de gözetleyerek İran devleti İranlı vatandaşların çıkarlarını koruma ve yurt dışındaki İranlı vatandaşların geri gelmesini sağlama yönünde ciddi tetbirler alması gerektiğini düşünüyorum

İranlı uzman Nasri Amerika’da yeni yasanın sıkı ve kalıcı ve değişmez bir yasa olduğunu anlamak için bir kaç noktaya dikkat çekiyor.

İlkin, bu yasa akılcı bir şekilde geçici olma görünüşünü koruyarak uygulamada sürekliliğini koruyacaktır. Bu yüzden yasanın yargıda ele alınması ve iptali yönünde karar çıkması veya yüksek mahkemenin müdahalesi asgari seviyeye indirilmiş olur. Üstelik geniş kapsamlı güç doktrinine göre göç meselesi yürütme ve yasama erklerinin özel yetki alanında tanımlanmıştır ve bu yüzden mahkemelerin bu tür işlere pek fazla karışma yetkisi yoktur. Bu yüzden Amerikan yüksek mahkemesine gönül bağlamak ve bu mahkemenin ilk fırsatta yasanın uygulanmasını ve süreklililiğini engelleyeceğini düşünmek saflık olur.

İkincisi, Trump’ın yasası Amerikan sınırlarının yeniden açılma sorumluluğunu pratikte hedef ülkelerin boynuna koyacak şekilde düzenlenmiştir. Bir başka tabir ile bu yeni yasa, adı geçen ülkeler için bir dizi işbirliği şartı tanımlamış, öyle ki bu şartları yerine getirmedikleri takdirde vatandaşları Amerika topraklarına girişten men edilecektir. Doğal olarak bu ülkelerin çoğu kolay kolay dayatılan bu şartlara boyun eğmeyecektir ve bu yüzden kendi vatandaşlarına Amerika seyahati için getirilen kısıtlamanın sorumluluğu onların üzerine yıkılmış olur. Trump yönetimi de onlara seçim hakkı verdiği gerekçesiyle pratikte kendini bu bağlamda her türlü ahlaki suçlama ve hukuki sorumluluktan aklayacaktır. Sonuçta Trump yönetiminin kamuoyu ve siyaset çevrelerinin baskıları sonucunda şimdiki konumundan geri adım atacağına umut bağlamak gerçekçi olmaz. Çünkü Trump yönetimi yasayı öyle hazırlamış ki kendisine yöneltilen tüm baskıları hedef ülkelere doğru yönlendirecektir.

Image Caption

Üçüncü noktaya gelince, yeni yasa göç meselesinde istihbarat örgütlerinin etki ve rolünü arttırarak pratikte göç meselesini ve sınır muhafaza konusunu tamamen güvenlik meselesi haline getirmiştir. Oysa bir konu güvenlik meselesine dönüşünce ve istihbarat gibi şeffaf olmayan kapalı kurumların eline verilince, medeni toplum ve vatandaşlık kurumları ve hatta yargı ve siyasi kurumların etkinliği o konu üzerinde asgari seviyeye gerilemiş olur. Bir başka ifade ile güvenlik kurumlarının davranışlarını ve kararlarını düzeltmek bu kurumların bilgilerine ulaşma imkanı bulunmadığından, oldukça karmaşık ve zor hale gelir.

Dördüncü nokta, Amerika’da müslüman göçmenlere karşı geliştirilen bu politika büyük bir ihtimalle Amerika ile sınırlı kalmaz ve başka ülkelere de yayılır. Yani Trump yönetimi büyük ihtimalle bir sonraki adımında başta komşusu Kanada olmak üzere Avrupa ülkeleri ile müzakere masasına oturup onların da göçmen ve sınır politikalarını etkilemeye çalışacaktır. Örneğin Trump yaklaşık on bin km ortak sınırı bulunan Kanada yönetimini müslüman ülkelerin vatandaşlarının Kanada’ya giriş çıkışını daha sıkı bir şekilde korumaya zorlayacaktır. Doğal olarak bir çok Batılı ülke Trump’ın yeni şartlarına ve baskılarına boyun eğmekten başka seçeneği yoktur. sonuçta eğer bu tedbirler yayılır ve başka alanları da kapsayacak olursa, bu durum bu politikaların başarısız hale getirilmesini daha da zorlaştırır ve uzun vadeli bir politika haline gelmesine katkı sağlar.

İranlı uzman Nasri şöyle devam ediyor:

Kısacası, Trump’ın yeni yasası daimi hale gelmek üzere uygulanmaktadır ve yasa radikalleşme sürecine giren diğer Batılı ülkelerde de farklı şiddetlerde uygulanmaya başlayacaktır. O zaman yeni yasayı gerçekçi bir şekilde kabul etmek ve hem bireysel ve hem genel düzeyde bu yasaya uygun biçimde plan yapmaktan başka çare yoktur.

Peki ama Trump döneminde Amerika’nın izleyeceği politikalara yönelik kötümserlik nereden kaynaklanıyor? Oysa Trump’ın yemin töreni sırasında yaptığı konuşmada Amerika’nın politikalarının değişeceği yönünde herhangi bir işaret yoktu, hatta bazı müttefikleri bile bu durumdan şikayetçi olmuştu?

Image Caption

Aslında Trump’ın yemin töreninde yaptığı konuşmada yer alan konular, örneğin terörle mücadelede daha büyük bir ciddiyet sarf etme sözü gibi konular yer almadı ve bu da Trump’a yönelik bu yönde sergilenen iyimserliği karamsarlığa dönüştürdü.

Aslında Amerika’nın yeni Başkanı Trump döneminde bu ülkenin siyasetlerinde ciddi değişiklik yapılmayacağına yönelik kötümserliğin sebepleri, büyük ölçüde Trump’ın kendisi ve takımı ve ayrıca Amerika’da karar mekanizmalarının mahiyeti ile ilgilidir. Buna göre de bu sebeplerden bazılarını şöyle sıralamak mümkün:

İlkin, Trump’ın ve başta Pentagon olmak üzere bazı önemli kurumların başına getirdiği kişilerin açıklamaları bu zümrenin birbiriyle büyük çelişki içinde olduklarını ve aynı zamanda hepsinin radikal görüşlü olduklarını gösteriyor. Örneğin savunma Bakanı James Matis Rusya’yı Amerika’ya yönelik büyük bir tehdit nitelediği halde Başkan Trump Rusya ile işbirliğine vurgu yapıyor.

İkincisi, gerçi Amerika Başkanı bu ülkede karar mekanizmasında önemli rol ifa ediyor, fakat Amerika’da kararlar Pentagon’dan CIA’ye ve kongreden siyonist lobilerin nüfuzu altında bulunan büyük silah kartellerine kadar çeşitli kurumlarda alınıyor.

Üçüncüsü, Trump ve takımı Amerika ile siyonist rejim İsrail arasındaki ittikaf konusunda çok radikal açıklamalar yaptılar ve örneğin ilk adımda ve Tel aviv ile ilişkileri güçlendirme doğrultusunda Amerika’nın Tel aviv büyükelçiliğini Kudüs’e taşımaktan söz ettiler.

Dördüncü sebep, Trump son konuşmasında hükümetinin Suriye krizine karşı nasıl bir tavır sergileyeceğinden söz etmedi ve sadece Suriye’de bazı güvenli bölgelerin kurulmasına işaret etti ve bunun bedelini de Fars körfezinde yer alan Arap emirliklerine ödeteceğini söyledi.

Beşincisi, Trump terörün ve en başında IŞİD’in kökünü  nasıl kurutacağına değinmedi, oysa deneyimler de Suriye ve Irak devletinin işbirliği olmaksızın terörle mücadelede hiç bir ciddi karar alınamayacağı veya uygulanamayacağı kesin olduğunu gösteriyor. Bu yüzden acaba Trump yönetimi terörle mücadeleye hazır mı, sorusunu sormak gerekir.

Bu şartlarda diplomatik kaynaklar Amerika’nın yeni yönetiminin terörle mücadele ciddiyetine ve hatta Rusya ile işbirliği yapmasına sıcak bakmamak gerektiğini dile getiriyor. Zira Amerika ile dünyanın bir çok ülkesi arasında var olan sürtüşmelerin veya Amerika’nın sultasından zarar gören milletlerin sayısı oldukça fazladır, öyle ki hatta beyaz saray bazı facia boyutundaki yanlış politikalarını itiraf etmiştir. Bunun en somut örneği Obama yönetiminin itirafı ve IŞİD ve diğer tekfirci terör örgütlerinin Amerika’nın ürünü olduğunu beyan etmesidir.

Image Caption

Şimdi Amerika’nın yeni Başkanı Trump’ın beyaz saraya girdiği günün üzerinden bir kaç gün geçtiği ve göçmenlerin hakkında aldığı çifte standart kararının uygulanmasına başlandığı şu sıralarda Trump bazı özel yetkilerini kullanarak seçim kampanyaları sırasında bu bağlamda verdiği sözleri uygulamaya çalışıyor. Ancak ne var ki Trump’ın İran başta olmak üzere yedi ülkenin vatandaşlarına Amerika’ya giriş yasağı getirdiği kararı, Amerika’da en büyük terör saldırılarını gerçekleştiren ülkelerin vatandaşları elini kolunu sallaya sallaya Amerika topraklarına girdiği bir sırada gündeme geliyor.

Aslında Trump’ın seçim kampanyaları sırasındaki davranışları ile başkanlık günlerinde sergileyeceği tavrın değişik olacağı konusundaki tahminler şimdiye kadar hep yanlış çıktı. Çünkü geçen haftaya kadar ve Trump bezay saraya gitmeden önce insanlar ve uzmanlar yeni başkanın seçim kampanyaları sırasındaki sansasyonel sloganlarından uzaklaşacağını tahmin ediyordu, fakat şimdi herkes Trump’ın başkanlığının ilk haftasında seçim kampanyaları sırasında göçmenleri engellemeye yönelik sloganını hayata geçirmeye başladığına şahit oluyor. Trump bu kararını en başta Amerika’nın Güney komşusu Meksika ve hemen ardından Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde yer alan bazı ülkelere karşı uygulamaya başladı.

Amerika Başkanı Donald Trump yemin töreninden sonra ilk kez ABC news tv kanalı karşısına çıktı ve Amerika için büyük sorunlar yaratan ülkeler vize kısıtlaması ile karşılaşacaklarını söyledi. Aslında bu sözler ve ayrıca Trump’ın bir gün önce twitter hesabından paylaştığı mesaj, Trump’ın hangi ülkeleri ve hangi grupları kastettiğini belli ediyordu. Vize yasası ve müslümanların yolunu tıkamak ve Amerika’ya göç etmelerini engellemek ve illegal göçmenleri sınırdışı etmek, Trump’ın seçim kampanyalarındaki en önemli sloganlarıydı. Trump başkanlığının ilk 100 gününde programları arasında iki milyon illegal göçmeni sınır dışı etmek ve ayrıca sınırdışı edildikten sonra yeniden Amerika’ya girenleri hapse atmak gibi konulardan söz etti, fakat Trump’ın Amerika’da yaşayan müslüman azınlığa karşı da daha ayrımcı ve daha sert bir tutum izleyeceği belliydi.