Trump yönetimi ve nükleer anlaşmanın kaderi 2
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i62438-trump_yönetimi_ve_nükleer_anlaşmanın_kaderi_2
ABD, İran'ın nükleer programı aleyhindeki iddialarında başarısız olması ve nükleer anlaşmanın imzalanmasının ardından, İran halkına karşı düşmanca girişimlerinden vazgeçmek istemediğini gösterdi.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Şubat 22, 2017 15:15 Europe/Istanbul

ABD, İran'ın nükleer programı aleyhindeki iddialarında başarısız olması ve nükleer anlaşmanın imzalanmasının ardından, İran halkına karşı düşmanca girişimlerinden vazgeçmek istemediğini gösterdi.

ABD Hazine Bakanlığı, 2 Şubat tarihinde, İran'ın füze denemesi bahanesiyle bir açıklama yaparak, 25 gerçek ve tüzel şahsiyeti daha İran'a yönelik yaptırım listesine alıdığını duyurdu.

İran'ın balistik füze denemesinin ardından Washington'un İran aleyhinde yeni yaptırımlar uygulaması üzerinden sadece kısa bir süre geçerken ABD Başkan Yardımcısı Mike Pene yaptığı bir açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump'ın kararlılığını test etmeye kalkışması konusunda İran İslam Cumhuriyeti'ni uyardı.

Trump, İran'ın ABD'nin çıkarlarına karşı husumet olarak nitelediği duruma karşı daha sıkı ve koyu tutum sergileyeceği sözünü verirken, ABD Savunma Bakanı da, İran'ın dünyada terörizmin en büyük hamisi olduğunu iddia etti.

ABD'li yetkililerin bu açıklamaları ve lafazanlıklarının ardından, Acaba ABD, uluslararası bir anlaşma sayılan nükleer anlaşma ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirecek mi yada başka hedefleri mi düşünüyor? sorusunu akıllara geldi.

ABD'li yetkililerin bu tür mantıksız açıklama ve sözlerinin ABD'nin tutumunun değişmediğini, sadece yöntemler ve senaryolarda değişiklik yapıldığını gösteriyor.

ABD, bu tutum ve tavrı ile iki hedef peşindedir, birinci hedefi, bölgede İranofobiya politikasını sürdürmek ve ikinci hedefi ise, İran'ın bölgesel ve uluslararası arenadaki rolüne yumuşak muhalefettir.

Tam bu çerçevede, ABD Başkanı Donald Trump, "yabancı uyruklu kişilerin terör saldırılarına karşı halkı koruma" adı altında imzaladığı bir kararnameyle, "ABD çıkarlarına zarar veren" ülkelerin vatandaşlarına vize verilmesini 90 gün boyunca askıya aldı.

Trump'ın imzaladığı bu kararnamede, "terörizmi destekleyen ülkeler" listesine, "acil tehdit" sayılan  ve ABD'nin onlara karşı acil durum ilan ettiği ülkeler ve de İç Güvenlik Bakanlığı'nın "endişe kaynağı ülkeler veya bölgeler" listesindeki ülkeler yer almış bulunuyor.

BM Güvenlik Konseyi, 10 yıl önce, İran İslam Cumhuriyetine karşı yaptırımlarla ilgili ilk kararnamesini onayladı, ardından İran aleyhinde 5 yeni kararname daha çıkarıldı.

Bu yaptırımlar, ABD ve diğer ülkelerin İran'a yönelik yaptırımlarının ağırlaştırılmasına neden oldu ve İran, büyük zarar ve ziyana maruz kaldı.

İran İslam Cumhuriyeti Gemicilik Firması, sigortacılık ve bankacılık ilişkileri ve faaliyetleri, petrol ve doğal gaz sanayii, muhtelif ekonomik, finansal ve ticari alanlarda faaliyet yapan gerçek ve tüzel kişiler ve firmalara yönelik geniş şekilde yaptırım yapılması, karşı tarafların İran'ın bütün nefes yollarını kapatmaya çalıştığı gerçeğini ortaya koydu.

Bu süreç 2009 yılına kadar daha da ağırlaştırıldı ve sonunda İran ile 5+1 grubu defalarca siyasi istişarelerin ardından müzakerelerdeki tıkanıklığı kırmayı başardı ve zorlu ve çetrefilli müzakereler, nihayet, Viyana'da netice verdi.

Cenevre ve Viyana'daki görüşmeler, bütün iniş çıkışlara rağmen, 14 Temmuz'da Viyana'da imzalanan anlaşmayla sonuçlandı.

Bu anlaşmanın sonucu, Kapsamlı Ortak Eylem Planı denenen nükleer anlaşma oldu.

Nükleer anlaşma çerçevesinde, İran'a yönelik silah ambargosu gibi kararnameler kaldırıldı ve bazı kısıtlamalar yerini aldı, böylece İran için savunma malzemeleri ihraç etme veya ithal etme imkanı sağlanmış oldu. Bu kısıtlamalar da 5 yılın ardından tamamen ortadan kalkacak.

Öte yandan, daha önce BM Antlaşması 7. faslı 41. maddesi çerçevesinde İran'ın füze ve savunma programını geliştirmesine yönelik konulan ve bağlayıcı olan yasak, İran'ın hiçbir zaman peşinde olmayan nükleer başlık taşıyabilecek füzeler hariç, bağlayıcı olmayan bir kısıtlama şeklinde belli bir süre içinde hafifleştirilecek.

Düşmanın hedefi, İran'ı küresel alanda ve dünyada yanlızlaştırmaktı, ancak İranofobiya projesi sonuç vermediği gibi, İran'ın uluslararası konumu, muhtelif alanlarda uluslararası camia ile işbirliği ve diyalog yapabilecek şekilde güçlendi.

Batı'nın bütün engelleme ve sabotaj girişimleri ve çabalarına rağmen nükleer müzakerelerin sonucu, İran'ın nükleer geleceği için başka bir kadere imza atıldı. Bu anlaşma sadece İran ve bölge için değil bütün dünya için önemli mesajlar taşıyor.

Viyana'daki İran ile 5+1 grubu arasındaki nükleer müzakerelerin sonucu bu açıdan bir fırsat niteliğindedir, ancak bu fırsat asla İran'ın kendi hakları ve ilkeli tutumundan geri adım atması anlamına gelmemektedir.

Bu kazanımlar aslında, İran halkının siyasi kararlılığı ve gösterdiği direniş ve de İran'ın nükleer müzakereci heyetinin aralıksız çabasının ürünüdür ve kesinlikle, bölgesel ve uluslararası düzeyde büyük etki ve sonuçlara yol açmış bulunuyor. İslam İnkılabı Rehberi'nin defalarca buyurduğu gibi, İran, "kırmızı çizgileri" üzerinde asla pazarlık ve uzlaşma yapmayacak. Buna göre, İran, zenginleştirme konusunda kesin nükleer hakkına vurgu yaparak, bu bağlamda bir adım bile geri adım atmayacağını bildirdi ve nükleer müzakereler, ABD'nin çizdiği rotada ilerlemedi.

Güvenlik Konseyi'nin 2231 sayılı kararnamesi, nükleer anlaşmanın uygulanması ve İran'ın nükleer programıyla ilgili sahte kriz ve haksız yaptırımların kaldırılması için ilk adımdı, ancak yolun devamı pek de kolay değil ve müzakere eden tarafların ahde vefasızlıkları ve bahane arayışlarından gafil olmamak gerekiyor, zira sözkonusu kararnamede, yaptırımların geri dönmesi mekanizması çerçevesinde yer alan bazı maddeler var, ancak bu, nükleer anlaşmanın olumlu etkilerini inkar etmek anlamına gelmemektedir.

ABD'nin eski tavırlarına bakıldığında, ABD'nin eski Başkanı Trump'ın ikinci döneminde nükleer anlaşmayı imzalamasına rağmen, açık şekilde, eski politikalara uyduğunu ve kendi seleflerinin yolunda hareket ettiğini gösterdiği anlaşılıyor ve Trump için de aynı durum geçerlidir zira, Trump da, aynı girişimlerin peşindedir.

Esasında, Trump'ın ABD'nin başkanı olarak seçilmesi, bu ülkenin bölgesel plan ve stratejilerini karıştırdı.

ABD Başkanı olarak Trump'ın ilan ettiği programları ve seçim kampanyası sırasında sözünü verdiği Meksika ile ABD sınırlarına duvar örmek, göçmenleri sınırdışı etmek, İran dahil 7 ülke vatandaşları için seyahat sınırlandırması getiren kararı gibi girişimleri, uluslararası arenada, tepkiler ve eleştirilere neden olmuştur.

Trump'ın bu tür girişimleri, post modern bir barbarlık ve faşizanlık sayılır ki gereken şekilde, sağlam ve hakkıyla cevap verilmesi gerekiyor.

Gelinen noktada ise ABD, İran'a yönelik yeniden yaptırım uygulamak için yeni düzenlemelerin peşindedir ve insan hakları ihlali veya savunma amaçlı füze gücünden endişe duyulması ya da İran'ı terörizme destek vermekle suçlaması gibi iddialarıyla İran'a yönelik baskı politikasını sürdürmek istiyor.

Bir Amerikalı yetkili, nükleer anlaşmanın yürürlüğe girmesinden birkaç ay sonra yaptığı açıklamada, "dünya yatırımcılarının İran'a yatırım yapmaya cüret etmeyeceği şeklide bir şeyler yapacağız" ifadesini kullanmıştı.

ABD Barış Enstitüsü, nükleer anlaşmanın uygulanması üzerinden iki ay geçerken İran sayfasında, bir rapor yayınlayarak, Kongre'nin İran'ın nükleer dışı yaptırım listesine 13 yeni girişimi eklediğini bildirdi.

Bu tür girişimler, ABD'nin hala, nükleer anlaşmanın uygulanış yoluna taş koymaya çalıştığını gösteriyor. ABD'nin girişimleri ve engelleme çabaları, nükleer anlaşma kazanımlarını solgunlaştırmak ve rengizleştirmek içindir. Bir anlaşmanın sürdürülebilir olması için herkesin ondan yaralandığını hissetmesi gerekiyor.

İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in, ABD'nin nükleer anlaşmanın ardından füze denemesi bahanesiyle İran'a yönelik yaptırımlarına gösterdiği tepkide, ABD yönetiminin tavrını, uyuşturucu bağımlısı olan ancak bu bağımlılıktan kurtulmak için bir şey yapamayan bir kişiye benzetmesi belki ABD'nin bu tutumu anlatacak iyi bir değerlendirme olur.

Bu gidişat, ABD'nin İran'a yönelik husumetinin, İran halkının devrimci olması, ABD'nin sultacılık ve zorbalığına karşı çıkıp, bağımsız bir tutum sergilemesinden kaynaklandığını gösteriyor.

Açıktır ki, İran, kendi devrimci tutumları üzerinde durduğu ve direndiği sürece, bu düşmanlık da devam edecektir.