Uluslararası ekonomi sisteminde neo liberalizm ile korumacılık kavgası
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i63382-uluslararası_ekonomi_sisteminde_neo_liberalizm_ile_korumacılık_kavgası
İngilizlerin, Brexit'e evet oyu vermeleri ve Amerikalıların Donald Trump'ı başkan olarak seçmeleri, neo liberalizmin uluslararası ekonomi sistemi üzerindeki sultasını tartışmaya açmıştır.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Mart 03, 2017 16:59 Europe/Istanbul

İngilizlerin, Brexit'e evet oyu vermeleri ve Amerikalıların Donald Trump'ı başkan olarak seçmeleri, neo liberalizmin uluslararası ekonomi sistemi üzerindeki sultasını tartışmaya açmıştır.

Uzun senelerdir ki Neo liberalizmin çözüm yolları üzerinde dünyanın ekonomik güçleri mutabık kaldığı düşünülüyordu. Ancak gelinen noktada dünya ekonomisi büyük bir sınav ile karşı karşıya kalmıştır ve o da şu ki, hala Neo liberalizmin teorik ve pratik çerçeveleri koruma gücüne sahip mi yoksa sonunda, korumacı ekonominin güçlü atağı karşısında teslim mi olacak!

Neo liberalizm paradigması, uzun yıllar boyunca, birçok ülkenin milli ekonomisi ve de uluslararası ekonomi sistemine yön vermiştir. Doğu bloğun çökmesi ve Rus türü sosyalizmin başarısız olmasının kanıtlanmasının ardından, neo liberalizm düşüncesini savunanlar ve taraftarları için hareket alanı daha genişledi, onlar daha kolay şekilde kendi düşüncelerini dünyaya yaymayı başardılar. Bu paradigma, ekonominin bireyci hatlarla örgütlenmesini ve ekonomik kararların bireyler tarafından alınmasını ifade eder. Kavram, farklı ekonomi politikalarından oluşmakla birlikte her zaman piyasa ekonomisine ve üretim araçlarında özel mülkiyete destek içerir. Genellikle refah kapitalizmi, devlet kapitalizmi veya karma ekonomiler gibi kapitalizmin alternatif formları lehine konumda bulunan sosyal liberalizm ve sosyal demokrasi gibi ideolojilerle bağdaşmaz. Serbest ticaret ve açık pazarlara sunduğu destek sebebiyle korumacılık ile de çelişen ekonomik liberalizm, tarihte merkantilizm ve feodalizme karşı bir tepki şeklinde doğmuştur.

Tarihsel süreçte kavram, laissez faire görüşünü de kapsayan klasik liberalizmin ekonomik bileşenini ifade etmede kullanılmıştır. Devlet müdahalesini, baskın işletmelerin çıkarlarına hizmet edeceği, onların lehine piyasayı bozacağı ve dolayısıyla verimsiz sonuçlar doğuracağı gerekçesiyle reddeder. Korumacılar herkesin devlet tarafından yönlendirmesi, yönetilmesi yerine kendi ekonomik kararlarını almasının sonucunda giderek artan refahla uyumlu daha eşit bir toplum oluşacağına inanır. 

Bu arada, küreselleşmenin neo liberalizmin içinden ortaya çıktığı bir durum olduğunu ve bu ekonomik paradigmayı uluslararası arenada güçlendirdiğini söylemek mümkündür. 

Zaman aşımıyla, neo liberalizm, büyük engeller ve engebelerle karşılaştı ve başarısız ve etkisizliğini büyük ölçüde göstermiş oldu. Bu paradigma ve en bariz örneği olan küreselleşme sorunları önce gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıktı ve içinde bulunduğumuz çağın ikinci on yılından itibaren bazı gelişmiş ülkeleri de sardı. Örneğin, serbest rekabet ilkesine vurgusu, sonunda, ekonomide tekelleşmenin patlak vermesiyle sonuçlandı ve gelişmiş, gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında gelir mesafesi arttı. Neo liberalistler, ekonominin canlanması ve verimliliğini arttırmak amacıyla, serbest ticaretin önündeki çeşitli engelleri kaldırmayı düşünüyorlardı. Bu çerçevede, dünyada serbest ticareti esas alan ekonomik birlikler, bölgesel ve uluslararası ittifaklar kuruldu ve faaliyetleri canlandı. Serbest Ticaret Örgütü, Avrupa Birliği ve Nefta gibi onlarca benzeri ittifaklar ve örgütlerin çatısı altında, maddi ve insani sermayeler hiç görülmemiş kadar hareket ve manevra alanı kazanmış oldular, öyle ki, yüzlerce milyar dolar yatırım ve yüzlerce milyon insan kolaylıkla dünyanın bir noktasından diğer bir noktasına taşınabildi. Bu kabiliyet bir süreliğine gelişmiş ülkelerin ulusal çıkarlarını karşıladı, ancak yavaş yavaş sorunları kendini göstermeye başladı. 2008'deki ekonomik krizde, oldukça küreselleşen ekonomi, korkunç sarsıntı ve şoka maruz kaldı ve ardından finans pazarları sallanmaya ve yatırımlar firar etmeye başladı ve sonununda işsizlik, yasa dışı göç ve güvenlik tehlikeleri gibi olgular, küreselleşti.

Neo liberalist düşüncelerindeki ifrata tepki olarak, korumacı tefrit ortaya çıkmıştır.

Bu paradigmada, kapitalist düşünceler çerçevesinde ülkelerin ulusal gücünün korunması esas alınmıştır. Başka bir deyişle, dünyada birçok ülkeyi kendine çeken korumacı politikalar, teorik olarak kapitalizm ve hatta neo liberalizm ile içerik olarak farklı değil. Buna rağmen, korumacı politikaları savunanların önceliği, neo liberalistlerin önceliklerinden farklıdır. Örneğin, destek verenler, ulusal pazarların yabancı rakiplerin hücumu karşısında korunmasına vurgu yaparak, bu hedefe varmak için ticari tarifeler uygulamak, ithalat için kontenjan belirlemek, sübvansiyonunun paylaşımı ve döviz piyasasına müdahale etmek gibi araçları kullanıyorlar. Bu paradigma, bu yollar, milli üretim başta olmak üzere ekonominin büyümesine katkı verebileceğini ve artan işsisizlik ve dünya genelinde mali ve insani sermayelerin  hareketliliğiyle mücadele edebileceğini temenni ediyor.

korumacılık ve serbest ticaret arasındaki kavga, kökü çok eskilere dayana bir kavgadır. Mesele sadece pratik sorunlarla ve kısa vadeli bireysel çıkarlarla değil, kısmen de insanoğlunun dış dünyaya, insan-insan ve insan-doğa ilişkilerine bakış açısıyla, yani zihniyetle ilgili olduğu için bu tartışmanın kolay kolay bitmesini beklememek gerekir.Şimdi önce korumacılık lehindeki argümanlar sıralanacak, daha sonra bunlar eleştirilecektir.

Korumacılık lehine en yaygın kullanılan argümanlardan biri ulusal güvenliktir. Buna göre serbest ticaret ithalatı yaygınlaştırmak suretiyle yabancı mallara, dolayısıyla dışarıya bağımlılık yaratır. İhtiyaç duyduğu ürünleri kendisi üretmek yerine dışarıdan satın almayı tercih eden bir ülke büyük risk almaktadır; çünkü olağanüstü durumlarda, özellikle de savaş halinde ticaret ortağınızın size mal göndermeyi reddetme olasılığı vardır. Böyle bir durumda ülke çok sıkıntıya düşecektir. Bundan dolayı mümkünse tüm mallarda, ama özellikle “stratejik” önemdeki endüstrilerde korumacılık ve kendine yeterlik esas olmalıdır.

Korumacılık yanlılarının ileri sürdükleri argümanlardan biri de koşulların eşitliği argümanıdır. Buna göre esas olan serbest ticaret değil, “adil” veya “hakça” ticarettir. Yerli ve yabancı firmaların yüz yüze oldukları üretim ve maliyet koşulları eşit değildir. Doğal nedenler, hükümetlerce sağlanan destekler, teknolojik koşullar, iş gücü ve çevre koşulları farklı olduğu için çoğu durumda yabancı firmalar yerli firmalara karşı daha avantajlı bir konumdadırlar. Bu avantajları ortadan kaldıracak düzenlemeler yapılmadan, meşhur deyimiyle oyun sahası “düz” hale getirilmeden serbest ticarete girişmek yerli firmaları haksız rekabete maruz bırakmak demektir. O halde tarifeler, kotalar, sübvansiyonlar veya başka koruma araçlarıyla üretim ve maliyet koşulları eşitlenmeli, rekabet sahası düzleştirilmelidir. 

Bu teorik tartışmalardan pratik yaklaşımlar ortaya çıkarak, günümüz dünyasında birçok ülkeyi sarmış bulunuyor.

İngilizler, AB'nin ödev ve görevleri çerçevesinde ekonominin küreselleşmesi şartları ve gereksinimleri karşısında yerli pazarların korunması ümidiyle, ülkelerinin AB'den çıkmasına evet oyu verdiler. Bir süre sonra, İngiltere'de Brexit'in kazanmasıyla sonuçlanan aynı düşünceler, Atlantik Okyanusu'nun ötesinde ABD seçimlerinde Donald Trump'ın kazanmasına neden oldu. 

Önümüzdeki yıllarda Fransa veya hatta Almanya başta olmak üzere gelişmiş dünyanın diğer bir noktasında korumacı düşüncelerin ortaya çıkması tahmin ediliyor.

Donald Trump, Theresa May veya Marian Lupen gibi şahısların temsil ettiği korumacılar, serbest ticaret ittifaklarına karşılar ve para ve insan gücünün serbest transferine yönelik kısıtlama uygulanmasına vurgu yapıyorlar.

Bunlar, milli üretim ve kendi işçileri için iş fırsatı oluşturulmasına öncelik veriyorlar ve serbest pazar ayarlarına müdahale etmekten çekinmiyorlar. Dünyadaki bazı ekonomik güçler tarafından bu yaklaşımın sürdürülmesi, benzeri tutumla kendilerini korumacı politikaların hücumu karşısında güvenli hale getirmek ve milli gücünü arttırmak isteyen diğerleri için bir model olabilecek. Bu süreç sonunda neo liberalizmi kenara itebilir.

İşte bu yüzden geçtiğimiz yıllarda defalarca, neo liberalizm yaklaşımını savunanlar, korumacı politikaların muhtelif siyasi, ekonomik ve sosyal alanlardaki acı sonuçları hakkında uyarıda bulunmuşlardır.

Bu duruma daha kötümser bakanlar ise hatta, dünyada neo faşizmin ayak seslerinin duyulmasından ve büyük güçler arasında 1. ve 2. Dünya savaşları gibi büyük savaşların yaşanabileceğinden söz ediyorlar.

Dünyadaki güvenlik ve siyaset alanında faaliyet yürüten yapılar ve de, liberal demokrasi mekanizmaları, faşizmin ve küresel savaşların yeniden ortaya çıkması ve patlak vermesine izin vermese bile, ancak dünyada siyaset, ekonomi ve kültür üzerinde korumacı politikaların baskın olması, oldukça küçülen dünyanın idaresi için işbirliği oranının azalmasına neden olacak.