Pruitt, dünya çevresine yönelik ciddi tehdit
Amerika senatosu 17 Şubat Cuma günü yeni Başkan Donald Trump’ın en çok tartışılan ve ses getiren atamalarından birini onaylayarak Scott Pruitt’in çevre kurumu Başkanı olmasına evet dedi.
İklim değişikliliği ile mücadelede gündeme gelen projelerin baş muhaliflerinden ve fosil yakıt tüketilmesinin sıkı savunucularından biri olan Pruitt’in çevre kurumu Başkanı olarak atanması çevre aktivistlerini isyan ettirdi. Çünkü çevre aktivistlerine göre Pruitt kesinlikle çevreyi korumak gibi bir kaygısı bulunmuyor ve şimdi çevre kurumu başkanlığına atanması dünya genelinde hava kirliliğinin şiddetini arttırmasından endişe ediliyor.
Son yıllarda dünyanın bir çok bilimsel çevresinde kaygıları arttıran en önemli çevre sorunlarından biri yerkürenin ısınması ve bunun sonucu olarak iklim değişikliği ve beraberinde getirdiği olumsuz sonuçlarıdır.
Araştırmalara göre son bir asırda yerkürenin ortalama sıcaklığı 0.18 ila 0.74 derece santigrad artmıştır ve bu durum aynı şekilde devam ettiği takdirde 2100 yılına kadar yerkürenin ortalama sıcaklığı 1.1 ila 4.6 derece artacağı ifade ediliyor.
Dünya ekonomi forumu Ocak 2016’da yayımladığı raporda, iklim değişikliği tesirlerini hafifletme yönündeki çabaların başarısızlığa uğraması kitle imha silahları ve su krizinden daha büyük bir tehlike olacağı uyarısında bulundu. Raporda bu konu kolay kolay gözardı edilemeyeceği, zira tahminlere göre iklim değişikliği aynı tempo ile devam ettiği takdirde 2080 yılına kadar yeryüzünde bulunan bitki türlerinin yarısı ve canlı türlerinin üçte biri tamamen yok olacaktır, ki bu da beşeriyetin geleceğine yönelik en büyük tehdit sayılır.
Aslında bu tehlike oldukça ciddidir, öyle ki bilim adamlarına göre eğer bugünden itibaren fosil yakıtların ürettiği gazların önüne geçsek bile önümüzdeki yirmi yılda yerküre bir derece daha ısınacaktır. Gerçi bu rakam pek fazla büyük gözükmeyebilir, fakat uzun vadede yeryüzünde ciddi iklim değişikliklerine yol açtığı gibi yağış oranında artışa ve sonuçta yıkıcı sellere vesile olabilir. Bu sıcaklık artışı kutuplarda ciddi değişikliklere yol açacak ve kutuplarda biriken buz kütlelerini eriterek okyanuslarda su seviyesini yükseltecek ve sonuçta sahil şeritleri ve sahile yakın tarım arazileri sular altında kalacaktır. Bu durumda özellikle Hindistan, Bangladeş ve Avrupa ülkelerinde sahillerde yer alan bir çok kent sular altında kalma riski bulunuyor. Euronews haber kanalı bir raporunda sera gazları tesiri ile yerkürenin sıcaklığının artmasından kaynaklanan zararlara işaret ederek, şimdiki süreç aynı şekilde devam ettiği takdirde 2080 yılına kadar dünyada iki milyar insan içme suyu sıkıntısı ile karşılaşacağını ve deniz seviyesi de 60 santimetre yükseleceği uyarısında bulundu.
Yerkürenin ısınması ve iklim değişikliğine maruz kalmasının en önemli etkenlerinden biri, fosil yakıtların tüketilmesi sonucu atmosfere karışan sera gazlarının artışıdır. Araştırmalara göre fosil yakıt tüketimi sonucu her yıl atmosfere 25 milyar ton karbon dioksit gazı ekleniyor, ki bu da günde 70 milyon tona veya saniyede 800 tona tekabül ediyor.
2007 yılında BM iklim uzmanlarından oluşan bir heyetin değerlendirmelerine göre Amerika dünyada fosil yakıt tüketimi yüzünden en çok sera gazı üreten ülkelerin başında yer aldı. Ancak geçenlerde yayımlanan bir rapor şimdi ise Çin’in hızlı ekonomik büyümesi yüzünden dünyada zararlı sera gazlarının dörtte birini tek başına ürettiğini ve Amerika’nın yerine birinci sıraya yerleştiğini ortaya koydu.
Ancak bu sıralamada yaşanan değişiklikte önemli bir nokta dikkat çekiyor, şöyle ki BM uzman heyetinin raporlarına göre Çin’de yüksek oranda çelik üretiliyor, fakat bu çelik sonuçta tüketilmek üzere Amerika’ya ihraç ediliyor. Bu durum ise Çin’in atmosferi kirleten kirleticilerde payının bu denli büyük olmasına yol açıyor, oysa atmosferi kirletme pahasına ürettiği ürün sonuçta Amerika’nın talebi üzerine üretiliyor.
Her halükarda bu ürünün nerede üretildiği yerine nerede tüketildiği temelinde sera gazlarının yayılması hakkında yapılan ölçümlerde de yine Çin listenin başında yer alıyor, fakat Amerika ile arasındaki mesafe çok azalıyor. Buna göre Çin dünyada zararlı gazların %21.9’unu ve Amerika %18.1’ini üretiyor.
Çevre uzmanlarının yaptığı uyarıların ardından Aralık 1997 tarihinde Kiyoto konvansiyonu hazırlandı ve dünyanın 160 ülkesi bu konvansiyonu imzalayarak yerkürenin ısınması sürecini durdurmak için kendilerini yükümlü hale getirdi. Konvansiyona göre dünyanın 36 sanayileşmiş ülkesi 2012 yılına kadar ürettikleri sera gazlarının oranını 1990 yılına göre %5 kadar azatmakla yükümlendi, fakat bu hedefe hiç bir zaman ulaşılamadı, çünkü Amerika uzun yıllar Kiyoto konvansiyonunu kabul etmeyen dünyanın tek sanayileşmiş ülkesiydi. Amerikalı devlet adamları Kiyoto konvansiyonu çerçevesinde sera gazlarının üretimini azaltmaları bu ülkenin ekonomik büyümesini olumsuz yönde etkileyeceğini ve sonuçta rakip ülkelerle rekabet edemeyeceğini ileri sürüyordu. Örneğin Amerika’nın eski başkanlarından oğul Bush bu konvansiyona katılmamak için Kiyoto konvansiyonu Amerikan ekonomisine 400 milyar dolar zarar vereceğini ve beş milyon kişinin işsiz kalacağını iddia ediyordu.
Gerçi en son uluslararası kamuoyunun baskıları sonucunda Amerika’nın bir önceki Başkanı Obama yönetimi ülkesinin sera gazlarını üretmeyi azaltmasını ve Kiyoto ve diğer ilgili konvansiyonları kabul ettiğini açıkladı. Ancak devlet erkanında güçlü nüfuzu bulunan petrol kartelleri ve otomotiv sektörünün dev firmaları Donald Trump’ı destekleyerek Amerika’nın çevre konusunda kabul ettiği tüm eski anlaşmaları çöpe atmayı başardı. Gerçekte Trump’ın Başkan seçilmesi çevre aktivistleri için korkunç bir kabus gibiydi, çünkü Trump seçim kampanyaları sırasında defalarca yerkürenin ısındığını inkar etti ve bu durumdan beşeriyetin sorumlu olmadığını ileri sürdü ve hatta taş kömür sektörünü yeniden ihya etmekten söz etmeye başladı. Trump hatta halefi Obama’nın Paris’te gerçekleşen tarihi anlaşmaya ve Paris konferansında iklim değişikliği ile ilgili alınan kararlara uymayacağını açıkladı.
Şimdi ise Scott Pruitt’in Amerika çevre kurumu başkanlığına atanması da aslında Trump’ın çevre hakkındaki düşüncelerinin hayata geçirilmesi yönünde atılan bir adım sayılır.
48 yaşındaki Pruitt, eski Başkan Obama’nın iklim değişikliği ile mücadele yönünde aldığı kararların baş muhaliflerinden biriydi. Trump’ın çevre adamı Pruitt fosil yakıt taraftarlarından biridir. çevreciler ise onu petrol firmalarının adamı olarak biliyor ve Pruitt’in bu firmaların çıkarları uğruna çevre kurumunda çevrenin korunması için çıkarılan yasaları feshetmesinden endişe ediyor. Bu bağlamda Amerika çevre kurumunun yüzlerce çalışanı da yazdıkları açık mektupta Pruitt’in bu kurumun başkanlığına atanmasına karşı olduklarını belirtti. Bazıları ise hatta Pruitt’in radikal ve salahiyetsiz biri olduğunu ifade etti.
Evet, günümüzde dünyamız üretilen daha fazla karbon dioksitle her geçen gün daha da kirlendiği ve politikacılar ve bilim adamları el ele vererek Paris anlaşmasını en iyi şekilde uygulamaya ve atmosferin kirlenmesi ile daha etkili mücadele etmeye çalıştığı bir sırada Donald Trump’ın Scott Pruitt’i çevre Başkanı yaparak dünyayı daha da kirletmek istediği anlaşılıyor. Fakat gerçek şu ki Trump bilime inanmayabilir, fakat bilimi değiştiremeyeceği de kesindir ve bu yüzden dünya, Trump’ın gözlerini gerçeklere açmasını ummaktan başka yapabileceği bir şey yoktur.