Trump yönetiminde istifa furyası - 2
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i66182-trump_yönetiminde_istifa_furyası_2
İran’ın Norveç’te büyükelçilik görevini yürüten eski büyükelçilerinden Abdurrıza Ferecirad ilginç bir tespitte bulunarak şöyle diyor:
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Nisan 01, 2017 13:45 Europe/Istanbul
  • Trump yönetiminde istifa furyası - 2

İran’ın Norveç’te büyükelçilik görevini yürüten eski büyükelçilerinden Abdurrıza Ferecirad ilginç bir tespitte bulunarak şöyle diyor:

Donald Trump lümpen karakterli biridir ve sırf vatanseverlik stratejisinin propagandasını yapan, fakat hiç bir belli stratejisi olmayan bir kişidir. Amerika milli güvenlik danışmanının Trump’ın uygulamaları ve tutumundan habersiz olması bu iddianın delilidir. Trump’ın beyaz saraya girmesi ve dünyanın dört bir yanında yaşanan jeo politik gelişmeler birbiriyle iç içedir ve Amerika’nın siyasi yapısından Trump’a uygulanan baskı kararlarında bir ölçüde dengeli hareket etmesini sağlamaktadır.

Amerika’da konut krizi bu ülkede milyonlarca ev sahibini kiracı olmaya zorladı ve böylecel söz konusu Amerikalı vatandaşların her biri maaşının yarısını konut kirasına ayırmaya başladı. ancak bu krizde depresyona sürüklenen ve psikolojik komplekslere kapılanların çoğu Donald Trump’a yönelmeye başladı. bu durum tekfirci IŞİD terör örgütünün Avrupa ülkelerinde düzenlediği terör saldırıları ve bu kıtada yükselen radikalizmle yan yana gelince ve üstüne de Amerikan halkının iç arenada şiddetli hoşnutsuzluğu eklenince Trump gibi lümpen birinin beyaz saraya girmesine vesile oldu. Trump’ın Başkan seçilmesinde uluslararası siyonizm de temel rolü ifa eden aktörlerinde biriydi.

Image Caption

Amerika’nın önceki Başkanı Obama başkanlığı döneminde Amerika’nın siyonist rejim İsrail’e yönelik düzenli desteğini bir ölçüde bozmuştu. Bu yüzden siyonist rejim kendisine yönelik medya ortamındaki karşıt atmosferi gözeterek hemen Amerika’da halkın konut krizinden hoşnutsuzluğundan yükselen dalgaya bindi ve Hillary Clinton’a yönelik yıkıcı ateşi emaillerini ifşa ederek körükledi.

Evet, Trump lümpen karakterli biridir ve hiç bir stratejisi olmadığı halde sırf vatanseverlik stratejisinin propagandasını yapmaktadır. Trump’ın ilk icraatı o kadar yersiz ve yanlıştır ki federal bir yargıç Trump’ın kararlarının yürütmesini iptal edebilmektedir.

Aslında bu tür gelişmelerin yanından kolay kolay geçmemek gerekir. Bu gelişmeler muazzam jeo politik sonuçları beraberinde getirir. Yaşanan ilk sonuç ve değişim, istikrarsızlık ve güvenmeme duygusunun gelişmesidir ki bu da tarih boyunca ve birinci dünya savaşından beri görülmemiş bir durumdur. Hiç kimse, ne Amerika içinde ve ne dışında ne yapması gerektiğini bilmektedir. Amerikalı cumhuriyetçiler kuşkusuz şimdiden nasıl Trump’ı sessiz sedasız başkanlıktan azledebileceklerini düşünüyordu.  Ancak cumhuriyetçilerin bu kararı karşısında duran en önemli sorun, Trump’ı destekleyen ve ona oy veren muazzam bir cahil, ulusalcı ve ırkçı nüfustur, çünkü Trump’ın görevden alınmasına yönelik en ufak hareket, bu kitleyi karşı harekete yöneltecektir. Öte yandan Trump’ın görevden alınması uluslararası düzende de bazı krizleri tetikleyebilir.

Image Caption

Amerika’da ilk kez bir Başkan önceki seleflerinin aksine Britanya’yı AB’den çıkarmak istiyor ve Britanya’dan  Atlantik’in öteki kıyısı ile teamüllerini takviye etmesini istiyor ve resmen AB’nin dağılacağını ilan ediyor. Trump’ın bu tutumu ise AB üyesi olan bazı ülkeleri Rusya ile ticari anlaşmalar imzalamaya yönelttiği gözleniyor. Örneğin Macaristan bir kaç gün önce yaklaşık 12 milyar dolar değerinde ticari bir anlaşma imzaladı, çünkü Amerika ile Rusya arasında ilişkiler geliştiği takdirde bu ülke de hem Amerika ve hem Rusya ile iyi ilişki kurabileceğini ve böylece AB’nin sıkı disipline tabi olan mali desteğinden bağımsız hale gelebileceğini düşünüyordu. Fransızlar ise sus pus, Almanlar da ikinci dünya savaşından sonra Rusya ile kurdukları dostane bağların etkilenmemesi için susmayı tecih ettiği ve Trump’ı da memnun tutmak için arada bir İran aleyhinde konuştukları gözleniyor.

Amerika Başkanı uzakdoğu bölgesinde de Amerika’nın müttefikleri ile rakipleri arasında ihtilaf çıkarmak istiyor ve bu yüzden Çin karşısında Japonya ve Tayvan’ı destekleyerek müttefiklerini Çin’le karşı karşıya getirmeye çalışıyor. Gerçi Amerika’nın uzakdoğu bölgesindeki müttefikleri Trump’ı büyük bir titizlikle gözetliyor ve oldukça temkinli hareket ediyor. Bu ülkeler Trump’ın dört yıllık başkanlık süresini bitirme ihtimalinin düşük olduğunu biliyor ve Çin ile karşı karşıya geldikleri takdirde gelecekte Amerika’dan gerektiği kadar destek almayabileceklerini düşünüyor. Çin çok kolay bir şekilde Kuzey Kore’nin tutuunu etkileyebiliyor ve bu yüzden bu ülkeden jeopolitik bir silah olarak yararlanıyor.  Öte yandan Arabistan, BAE ve korsan İsrail’in de Trump’ın hayranı olmaya başladıkları ve sürekli onu İran karşısşında daha sert bir tutum sergilemeye teşvik ettikleri gözleniyor.

Image Caption

Aslında bu meselelerin tümünün perde arkasında siyonist rejim İsrail yatıyor. Siyonist rejim direnişten şiddetle korkuyor. Buna göre Trump’ın Arabistan ve İsrail’in etkisi altında sarfettiği İran’ya yönelik sözleri ve baskıları tamamen siyasi amaçlıdır. Trump bölgede direniş dosyasını tamamen kapatmak istiyor. Bu yüzden Trump geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalarında birlik çağrısı yaptığı ve birlikte hareket ettikleri takdirde Bercam’a dokunmayacağını söyledi. Aslında bu sözler, Trump’ın herhangi bir stratejisi olmadığını ve sadece siyonist rejimin üzerinden tehditleri bertaraf etmek istediğini gösteriyor. Bölgede siyonist rejimin tek sorunu ise direniştir ve bunun için direnişin silinmesine karşılık olarak Bercam’a dokunmama sözü vermeye hazırdır; hatta Bercam’dan daha fazlasını ve İran’ın nüfuz alanı saydıkları Irak’ı da vermeye hazırdır, fakat tek şartı siyonist rejime yönelik direniş tehdidinin kaldırılmasıdır.

Amerika Başkanı Trump kesinlikle Rusya ile ittifak kuramaz, çünkü kongredeki ne cumhuriyetçiler ve ne de demokratlar Rusya’nın güçlenmesine ve Amerika’nın Avrupalı müttefiklerinin zayıflamasına müsaade etmez. Eğer Trump Rusya konusundaki tutumu üzerinde ısrar edecek olursa, kongre kesinlikle buna tepki verecektir. Bu arada Rusya’nın da yeni yeni Trump’a yönelik tutumunu sertleştirmeye başladığı gözleniyor, gerçi şimdilik çok sert bir tepki de vermiş sayılmıyor. Aslında Ruslar Trump’tan umudunu kesmiş bulunuyor, çünkü Trump sadece Rusya ile işbirliği sloganı attı ve pratikte bir şey yapmadı. Örneğin yaptırımlar konusunda Trump şu ana kadar Rusya’ya yönelik hiç bir yaptırımı kaldırmadı. Gerçekte Amerika’nın siyasi hakimiyeti Trump karşısında duran en büyük engeldir.

Image Caption

Öte yandan Amerikan yargısının hareketi de Trump’a ağır darbe indirdi. Şimdi Trump’ın Amerika’da hakim sınıfın karşısında nasıl davranacağı büyük önem arz ediyor. Eğer Trump agresif davranacak olursa, hakim sınıfın şiddetli baskısı ile karşılaşır, fakat eğer geri adım atacak olursa, ki son gelişmeler de bunu gösteriyor, o zaman daha az siyasi baskıya maruz kalır. Trump’ın Foxnews’e verdiği son mülakata bu iddianın ispatıdır. Fakat öte yandan Trump’ın sloganlarından geri adım atması bir nevi siyasi intihar demektir. Çünkü Trump’a oy veren seçmenlerin bazı talepleri vardır ve Trump’ın sloganlarına göre ona oy vermiştir. bir başka ifade ile şimdi Trump Amerika’nın siyasi hakim sınıfı ile kendisine oy veren vatandaşların arasında sıkışıp kalmıştır.

İran Donald Trump’ın tehditleri ile mücadele edebilmek için Avrupa’yı kendi saflarına çekmesi gerekiyor. Eğer İran Damato yasası gibi Avrupa’nın desteğini kazanmayı başarırsa, o zaman Trump’ın karşısında çok iyi durabilir ve tehlikeyi atlatabilir.

El Ahram siyasi ve stratejik etüt merkezi Arap ve bölgesel etüt bölümü Başkanı Dr. Muhammed Said İdris bu konuda şöyle diyor: Amerika geçen yüzyılın 80’li ve 90’lı yıllarında izlediği ve küresel serbest ticaret ortamı oluşturmayı amaçladığı küresel serbest ticarete yönelik tüm eski tutumlarından çark etti  ve şimdi herkesi, serbest ticaretin karşıtı olan iç üretimi destekleme politikasını izlemeye davet ediyor.

Amerika’nın dış politika alanında bu büyük çarkın yaşandığının önemli delillerinden biri Amerika’nın eski Başkan yardımcısı Jeo Biden’in Davos zirvesinde yaptığı veda konuşmasında sarf ettiği  sözlerdi ki bu sözlerin işaretlerine Donald Trump’ın yemin töreni sırasında şahit olduk. Jeo Biden konuşmasında küresel liberal düzeni tüm gücü ile savundu ve Rusya’yı bu düzene karşı bir tehdit olarak niteledi ve Washington Rusya lideri Putin ile mücadele için Avrupa ile işbirliği yapmak zorunda olduğunu vurguladı.

Image Caption

Aslında Jeo Biden’in o gün söyledikleri, Amerika’nın yeni Başkanı ve beyaz saray lideri Donald Trump’ın görüşünün tam tersidir. Trump kongrede yaptığı yemin sırasında bu tehdide hiç değinmedi ve Amerika’nın ikinci dünya savaşından sonra liderliğini yaptığı liberal düzenin böyle bir tehdidin altında olduğundan asla söz etmedi. Trump’ın konuşmasında dört eksen göze çarpıyordu: iş, açılım, vatan, sınır. Trump siyasi planı hakkında da sadece iki ibare kullandı ve bu ibareler planının bel kemiği olacağını kaydetti. Trump Amerika’nın küresel katılımı yerine “Her şeyden önce Amerika” ibaresini ve Amerika’nın uluslararası anlaşmalara katılımı yerine de “Amerika’nın azametini yeniden geri getireceğiz” ibaresini kullandı. Her iki ibarenin anlamı ise, Trump’ın Amerika’ın dünya liderliğinden uzaklaşma ve kendi has maslahatına daha fazla önem verme yönünde vaatlerde bulunmasıydı.

Bu iddiayı doğrulayan delil ise, Trump’ın müttefiklerine ve ortak çıkarlarına ve Amerika’nın bu ortak çıkarlar temelinde müttefikleri ile kurduğu ilişkilere yönelik umursamaz tavrıdır. Bu çerçevede Trump NATO aleyhinde bazı sözler sarf etti ve ayrıca AB’nin dağılmasını beklediğini söyledi. Trump yine aynı çerçevede hiç tereddüt etmeden Asyalı ortakları ile serbest ticaret anlaşmasını feshetti ve NAFTA adı ile anılan Amerika’nın kanada ve Meksika ile serbest ticaret anlaşmasını da feshetme tehdidinde bulundu. Bu tür kararlar, Amerika Başkanı Amerikalı işçilerin çıkarlarına zarar veren tüm uluslararası serbest ticaret anlaşmalarını feshetmek istediğini ortaya koyuyor.

Aslında Trump Amerikan piyasalarına ithal edilen ve Trump’ın gayri meşru rekabet olarak nitelediği ürünlere yeni vergi ve gümrük tarifelerin uygulanması yönündeki kararı Amerikalı işçilere büyük bir hizmet olduğunu düşünüyor. Trump Amerika’nın Ford, Luckhid Martin gibi firmaların da aralarında bulunduğu 12 büyük firmasının yürütme başkanlarını, ithal ettikleri ürünler Amerika’dan yurt dışında istihdam imkanlarını intikal ettirdikleri takdirde ithal ettikleri ürünlere ağır vergi uygulayacağı yönünde tehdit etti. Böylece Amerika yirminci yüzyılın sonlarında izlediği küresel serbest ticaret politikasından geri adım atmaya başladı ve ayrıca serbest ticaret anlayışına ters düşen iç üretimin desteklenmesi yönünde çağrıda bulundu.

Şimdi ise Amerika’nın yeni yönetimi küreselleşme politikası ve sermaye düzeninin temellerine ters düşen bu devrimin başını çekiyor. Gözlemciler bu gelişmelerin ardından küresel ticaret ve sanayi alanlarında da köklü değişimlerin yaşanacağından söz ediyor. Bu kararlar sadece trans Atlantik ticari ortaklık anlaşmasına üye olan ülkeleri kapsamıyor ve aynı zamanda Amerika’nın Avrupalı ortaklarından Çin’e kadar geniş bir yelpazeyi kapsadığı gözleniyor. Beyaz saray sözcüsü Shan Spiser Çin hakkında kışkırtıcı bir açıklama yaparak Başkan Trump’ın Çin piyasasının önemini idrak ettiğini, Amerika bu piyasada daha fazla boy göstermek istediğini, fakat mevcut şartlarda Amerikalı firmaların Çin piyasasına girmesi karşılıklı olmadığı anlaşıldığını kaydetti. Sözcü, bir çok Çinli firma ve işadamı kolaylıkla Amerika piyasasına girdiğini ve ürün ve hizmetlerini sattığını, oysa aynı kolaylıklar Amerikalı firmaların Çin piyasasına girmesinde bulunmadığını vurguladı.

Image Caption

Ancak ticari çıkarlardan daha tehlikeli bir konu, Trump yönetiminin Çin ile sert askeri yüzleşmelere yol açabilecek siyasi eğilimleridir. Beyaz saray sözcüsü Spicer, Başkan Trump’ın Çin hakkında söyledikleri askeri değil de, daha çok ticari boyutu bulunduğunu belirtti. Sözcü, ancak Amerika ve uluslararası camianın Güney Çin denizindeki çıkarları icap ettiği takdirde Amerika Çin’in münakaşa konusu olan adalara musallat olmasına karşı çıkacağını kaydetti. Sözcü bu adalar uluslararası açık denizlerde yer aldığını ve Çin’in bir parçası olmadığını, Amerika bu adaların bir tek ülkenin eline geçmemesi için maslahatlarını savunacağını vurguladı.

Bu sözlere ilk tepki Çin Cumhurbaşkanı Shi Jin Ping’den ilk kez katıldığı Davos konferansında geldi. Ping dolaylı bir şekilde Trump’ın Amerika’nın uluslararası ilişkilere yönelik yükümlülüklerinden geri adım atmasına işaret ederek küresel ekonominin yol haritasının belirlenmesi ve işbirliğinin geliştirilmesi için yeni bir yöntem geliştirilmesi yönünde daha fazla ortak çabaya vurgu yaptı.

Çin Cumhurbaşkanı Ping, küresel ekonomiyi dünyanın sorunlarını yaratmakla suçlamanın gerçeklerle çeliştiğini ve hiç bir soruna çözüm getirmediğini belirtti. Ping, küresel ekonomiyi yönetmek ve düşünce özgürlüğünün yolunu açmak için yeni önleyici tedbirlere ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Çin liderinin konuşması başta Almanya savunma Bakanı olmak üzere tüm katılımcılardan büyük takdir topladı. Alman Bakan Çin liderinin konuşmasını takdir uyandıran stratejik bir konuşma niteledi ve bu konuşma açık kapı ve destek karşıtı diyalog politikalarına yönelik güçlü bir mesaj olduğunu belirtti.

Bu takdirleri daha da arttıran şey, Çin Dışişleri Bakanlığı uluslararası ekonomi idaresi Başkanı Chang Jun’un konuşmasıydı. Jun şöyle konuştu: Pekin dünya liderliğine eğilimi yoktur, fakat eğer şartlar bu rolü ifa etmesini kaçınılmaz kılacak olursa ve başkaları bu rolden vazgeçerse, bu rolü ifa etme yolunda herhangi bir engel de görmemektedir.