İşgalci rejimin Filistin milletine yönelik 69 yıllık cinayetleri - 2
Soykırım, korsan rejim İsrail hatta 14 Mayıs 1948’de şom kuruluşundan önce başlattığı en önemli cinayetlerinden biridir.
bu cinayet günümüzde de Filistinlileri katliam etmek, mülteci durumuna düşürmek, zorla sürgün etmek ve suikast ve terör estirmek şeklinde devam ediyor.
Başta uluslararası ceza mahkemesinin tüzüğü olmak üzere bir çok uluslararası konvansiyonda soykırım amacıyla işlenen katliam, beşeriyete karşı suç ve savaş suçu kategorisinde yer alıyor.
Uluslararası ceza mahkemesi tüzüğünün 6. Maddesinde katliam fiili soykırım olarak sayılıyor, ancak tüzüğün 7. Maddesinde kasıtlı adam öldürmek veya yok etmek, beşeriyete karşı suç mısdakı şeklinde tanımlanıyor. Tüzüğün 8. Maddesinde de kasıtlı katliam uygulamaktan savaş suçu şeklinde söz ediliyor. Korsan İsrail’in yaptığı ise kasıtlı katliamdır, zira eli kanlı rejimin en önemli stratejilerinden biri işgal altındaki Filistin topraklarında nüfus dengesini Filistinlileri katletmek gibi çeşitli yöntemlerle siyonistlerin lehine değiştirmektir.
Gerçi günümüzde 1948 yılından beri siyonistlerce şehit edilen veya yaralanan Filistinli sayısı hakkında kesin bir rakam bulunmuyor, ancak bu cinayetin hatta Nekbe gününden önce başladığı bilinen bir gerçektir. Deyr Yasin cinayeti, siyonistlerin Nekbe gününden bir ay önce ve 1948 yılında işlediği bir cinayettir. Deyr Yasin, Kudüs yakınlarında bir köydür. Bu köyün nüfusu 1948 yılında yaklaşık 700 kişiydi. Ancak Argon, Eştern ve Hagana adındaki üç siyonist terör çetesi 9 Nisan 1948 tarihinde bu köyü baskını düzenledi. Baskında çoğu kadın ve çocuk olan 250 ila 360 Filistinli şehit düştü. Nekbe gününden bir ay sonra, yani Haziran 1948 tarihinde de siyonist askerler Elled ve Elremle köylerine baskın düzenleyerek bu iki köyde 176 Filistinliyi şehit etti.
Aslında siyonistlerin Filistin milletine yönelik katliam girişimleri hiç bir zaman son bulmadı, hatta daha vahim katliamlar gerçekleşti. Kasım 1956 tarihinde Han Yunus cinayeti siyonistlerin kana doymaz barbarlığının bir başka örneğiydi. 3 Kasım 1956 tarihinde 500 Filistinli ve 12 Kasım tarihinde de yaklaşık 300 Filistinli İsrailli askerce katliama uğradı.
Bundan başka siyonistlerin katliam ve cinayetleri taş intifadası, Mescid-i Aksa intifadası ve Kudüs intifadası adıyla anılan üç intifada boyunca da devam etti, öyle ki bu üç intifada sırasında yaklaşık 6300 Filistinli şehit düştü. Öte yandan eli kanlı rejimin dayattığı savaşlarda da binlerce Filistinli şehit düştü, ki 2014 savaşı bunun en son örneklerinden biriydi. Bu savaşta Gazze şeridinde 2200 Filistinli şehit düştü. Tüm bu katliamlar soykırım, beşeriyete karşı suç ve savaş suçunun en bariz örnekleri ve mısdaklarıdır.
Korsan rejim İsrail işgal ettiği Filistin topraklarında bu millete yönelik soykırım uygulamasını, Filistinlileri mülteci durumuna düşürmek ve zorla anavatanından göç ettirmek gibi uygulamalarla da yürütüyor.
Filistin halkının avareliği, bu insanların katil siyonistlerin saldırılarından ve dayattıkları savaşlardan korkmaları yüzünden gündeme gelmesinin yanında katil rejim tarafından ihraç ve sürgün politikaları ile de gerçekleşiyor.
Uluslararası ceza mahkemesi tüzüğünün 7. Maddesinde bir yörede yaşayan nüfusun zorla göç ettirilmesi veya o yöreden atılması beşeriyete karşı suç mısdakı olarak tanımlanıyor. Bu maddede sürgün etmek veya illegal bir şekilde ve zorla yer değiştirtmekten da savaş suçu olarak söz ediliyor.
Uluslararası ceza mahkemesi tüzüğünün 6, 7 ve 8. Maddelerinde soykırım, beşeriyete karşı suç ve savaş suçu mısdakı olan durumlara işaret ediyor ve korsan İsrail tüm bu suçları açıkça Filistin milletine karşı işliyor. Tüzüğün 6. Maddesinde bir grubu cismi gücünün tümünü veya bir kısmını kaybetmesi ile sonuçlanan uygunsuz yaşam koşullarına maruz bırakmaktan soykırım mısdakı olarak söz ediliyor. Oysa korsan İsrail son on yılda Gazze şeridine dayattığı haksız kuşatma ile bu koşulları mazlum Filistin milletine dayattığı ve bir çok Filistinliyi Gazze şeridinden göç etmeye zorladığı gözleniyor.
Uluslararası ceza mahkemesi tüzüğünün 7. Maddesinde de bir nüfusun bir bölümünü yok etmek üzere gıda ve besin maddelerinden mahrum kalmaları gibi özel şartları dayatmak, yok etme mısdakı olarak tanımlanıyor. Bu durum ise Gazze şeridinde son on yılda dayatılan kuşatma yüzünden oluşturulan şartlardır. Bugün Gazze şeridinde yaşayan yaklaşık 1.5 milyon nüfus gıda maddeleri, ilaç ve içme suyu gibi bir çok temel ihtiyaç konusunda ciddi sıkıntı ile karşı karşıyadır ve bu şartlar korsan İsrail’in Gazze şeridinde beşeriyete karşı suç işlediğinin somut delili sayılır.
Uluslararası ceza mahkemesi tüzüğünün 7. Maddesinde insanları yasal olarak yaşadıkları bir bölgeden ihraç etmek veya zorla güç ettirmek veya atmak da beşeriyete karşı suç mısdakı olarak tanımlanıyor.
Tüzüğün 8. Maddesinde de illegal yer değiştirtmek ve sürgünden de savaş suçu mısdakı şeklinde söz ediliyor. İşgal altındaki Filistin topraklarında illegal yerleşke inşaatı ve Filistinlilerin evlerinin tahrip edilmesi ve anavatanından sürgün edilmesi veya atılması gibi durumların tümü hem beşeriyete karşı suç ve hem savaş suçu mısdaklarıdır ve korsan İsrail rejimi tarafından sürekli mazlum Filistin milletine karşı işlenmektedir.
Uluslararası ceza mahkemesi tüzüğünün 8. Maddesinde genelde saldırıları kasıtlı olarak sivil halka yöneltmek veya çatışmalara doğrudan katılmayan sivil insanlara karşı düzenlemek, saldırıların kasıtlı olarak sivil hedeflere yöneltmek, sivil kayıplara yol açacağı ve can ve mal kaybına ve uzun vadede çevrede büyük zararlara sebebiyet vereceği belli olduğu ve bilindiği halde kasıtlı saldırılar düzenlemek, kentleri, köyleri, yerleşim merkezlerini veya savunmasız olan ve askeri hedef sayılmayan binaları herhangi bir şekilde bombardıman etmek veya saldırmak, işgalci rejimin doğrudan veya dolaylı bir şekilde işgal ettiği topraklarda yaşayan sivil nüfusun bir bölümünü sürgün etmek veya bu nüfusun tümünü veya bazı bölümlerinde işgal altındaki topraklarda yer değiştirmeye zorlamak, tarihi eserlere, hastanelere ve askeri hedef olmayan mekanlarda yaralıların ve hastaların bulunduğu noktalara saldırmak, zehirli veya kimyasal madde içeren silahları kullanmak, boğucu ve diğer zehirli gazları kullanmak gibi durumlar savaş suçu mısdakları şeklinde beyan edilmiştir ve korsan İsrail tüm bu cinayetleri mazlum Filistin milletine karşı işlemektedir.
Korsan İsrail’in işlediği bu cinayetler sadece on binlerce Filistinlinin şehit düşmesi veya yaralanmasına yol açmamış aynı zamanda 5 milyon Filistinlinin dünya genelinde mülteci durumuna düşmesine yol açmıştır.
Avarelik de korsan İsrail’in soykırım politikası doğrultusunda izlediği bir stratejidir. Suikast, eli kanlı rejimin mazlum Filistin milletine yönelik soykırım politikasının bir başka parçasıdır. Dünyada terör ve suikast genellikle terör örgütleri tarafından işlenen cinayetler olduğu halde korsan İsrail rejimi bizzat bu cinayetleri işlemektedir ve devlet terörü tabirinin en somut mısdakını oluşturmaktadır. Çünkü İsrail terörü, bu rejimin casusluk örgütü Mossad tarafından yürütülen bir cinayettir. Bugüne kadar Filistinli bir çok lider Mossad ajanları ve korsan İsrail’in güvenlik güçleri tarafından suikaste uğrayarak şehit düştü. Bu şahsiyetlere Fethi Şakaki, Mahmut Mabhuh, Ahmet Yasin, Abdulaziz Rantisi, Ahmet Caberi, Said Siam, Salah Şahade, Yahya Ayyaş ve Muhammed Berhum’u örnek vermek mümkün. Gerçekte terör ve suikast, korsan İsrail’in soykırım politikasının ayrılmaz bir parçasıdır.