Macron’u bekleyen sorunlar
Fransa’da düzenlenen 2017 cumhurbaşkanlığı seçimleri sıradan bir siyasi gelişme değildi. Bu gelişme ve sonuçları Fransa’da önemli siyasi değişikliklere yol açtığı gibi Paris ve AB ilişkilerinin geleceğini de etkiledi.
Fransa’da yaşanan seçim kampanyalarında bağımsız aday ve Yürüyüş partisi lideri Emanuel Macron cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda radikal sağ Milli Cephe partis lideri ve adayı Marian Lopen’i yenerek Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı seçildi.
Macron ikinci tur seçimlerinden %33.9 oy kazanan Lopen’e karşı %66.1 oy oranı ile zafere ulaşarak Elize sarayına girdi.
Bu sonuçla beraber 39 yaşındaki Macron, Fransa tarihinin en genç Cumhurbaşkanı da oldu. Bu arada Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 1958 yılından beri ilk kez ılımlı sağ ve solun önemli partilerinin adaylarının ikinci tura kalmaması da 2017 seçimlerinin bir başka ilkiydi. Gerçi Macron’un ılımlı sağ ve ılımlı son hareketlerin ve gerçekte Fransa’nın iki esas partisinin kendisine destek vermesinden sonra zaferi pek fazla sürpriz de olmadı denebilir. Bu arada Fransa’nın üst düzey yetkilileri ve seçkin politikacılarının da sürekli Marian Lopen’in zaferinin doğuracağı vahim sonuçlar hakkında uyarılarda bulunması da Fransa halkının Macron’a yönelmesinde etkiliydi. Gerçekte Macron’un zaferi bir nevi Fransa’da AB taraftarları ve şimdiki sürecin aynı şekilde devam etmesini destekleyenlerin zaferi telakki edilebilir. Buna karşın Macron’un seçimleri kazanması Fransa’nın iç ve dış arenalarında önemli sonuçları da oldu. Bu sonuçların en önemlisi ise Fransa’nın iç siyaset arenasında yaşanan değişimdi.
Aslında Macron’un Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasının en önemli sonucu bu ülkede siyasi kanatların şekillenmesinin mahiyeti değişmesidir. Gerçekte Fransa’da düzenlenen cumhurbaşkanlığı seçimlerinin başka sonuçları bir yana bu seçimleri farklı kılan en önemli özelliği, ılımlı sağı temsil eden cumhuriyetçi parti ve ılımlı solu temsil eden sosyalist partinin Fransa’nın siyaset arenasının dışında kalmasıydı. Bir başka ifade ile Macron’un zafer kazanmasını Fransa’da partilerin aşıldığı yeni bir dönemin başlangıcı şeklinde değerlendirmek mümkün. Nitekim şimdi Fransa’da büyük siyasi partilerin etkileme gücü en azından yakın geleceğe kadar azaldı ve bunun yerine daha önce önemsenmeyen yeni partiler siyaset arenasında ön plana çıkmaya başladı.
Gerçekte Fransa’da son cumhurbaşkanlığı seçimleri en çok ılımlı solu temsil eden sosyalist partiyi etkiledi ve şimdi de bu partinin içinde önemli değişikliklerin yaşandığı gözleniyor. Fransa’da düzenlenen son cumhurbaşkanlığı seçimleri bu ülkede onlarca yıl iktidar parti olan sosyalist partinin halk arasında taban kaybına uğradığını ve çökme sürecine girdiğini ortaya koydu. Bu durum özellikle sosyalist partinin bazı eski liderlerinden eski Başbakan Manuel Vals’ın partiyi eleştirmesi ve Macron’a katıldığını açıklaması ile daha belirgin hale getiyor. Emanuel Vals hatta ikinci tur seçimlerinden önce de Macron’un izlediği siyasi çizgiye destek vereceğini ve aynı çizgiyi izleyeceğini açıklamıştı.
Buna karşın Emanul Vals’ın çark etmesinde dikkat çeken nokta, sosyalist parti hakkındaki görüşüdür. Vals’a göre Fransa’nın sosyalist partisi artık bir ölü partidir ve bir kenara itilmiştir. Bu durum hatta solcu partinin liderleri bu partinin vahim durumunun bilincinde olduklarını ve şimdiden yeni partilerin ve ittifakların arayışına girdiklerini gösteriyor.
Öte yandan Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sosyalist parti tarafından aday gösterilen ve yaklaşık %6.4 oy getiren adayı Benova Amon da partisinin taban kaybını göz önünde bulundurarak Fransa’da yeni bir sol hareketi başlatma sözü verdi. Amon Fransa’nın sol hareketinin yeniden yapılandırılması gerektiğine vurgu yaparak sosyalist partiden ayrılmayacağını ifade etti.
Bu açıklamalara göre, Fransa’da düzenlenen son seçimlerde hezimete uğrayan sosyalist partinin derin iç anlaşmazlıklara ve ideolojik krize sürüklendiği söylenebilir.
Öte yandan Fransa’da düzenlenen 2017 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hezimete uğrayan siyasi partilerin yeniden yapılanma ve 2017 parlamento seçimlerine hazırlanma sürecine girdikleri gözleniyor. Özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adayının ikinci tura yükselmesini bile büyük bir zafer gibi algılayan radikal sağ milli cephe partisi bu sürece hızlı bir şekilde girdi ve seçim sonuçları açıklanır açıklanmaz, parlamento seçimleri için kollarını sıvadı. Milli cephe partisi lideri ve adayı Marian Lopen Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yenilgiyi kabul eder etmez yeniden partisinin başına geçeceğinin ve radikal sağ partide köklü değişiklikler yapacağını açıkladı.
Gerçekte radikal sağ milli cephe partisi liderinin Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda %33.9 oy oranı ile yenilgiye uğramasına karşın bu oy oranı Lopen için Fransa halkının ilgisini çekme konusunda ileriye dönük önemli bir adım sayılır. Zira Marian Lopen 2012 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyların ancak %17.9 kadarını kazanmıştı.
Şimdi ise milli cephe partisinin üst düzey liderleri partinin daha da gelişerek evrim geçirdiğini ve Fransa halkından daha yoğun destek göreceğini ileri sürüyor.
Öte yandan Fransa’nın çiçeği burnunda Cumhurbaşkanı Macron’un iç arenada karşı karşıya bulunduğu en büyük sorunlardan biri, Fransa’da etkili olan büyük partilerden daha fazla sayıda politikacıyı yeni kabineye alması ve gerçekte bir nevi milli vefakı yaratma çabasıdır. Kuşkusuz Macron’un kabinesinde başta milli cephe olmak üzere radikal partilere yer yoktur. bu doğrultuda Fransa’nın yeni kabinesinin yapısı Macron’un yeni hükümete tüm siyasi kanatları ortak etmeye çalıştığını gösteriyor. Gerçekte Macron Cumhurbaşkanı seçildiği ve iktidarın başına geçtiği takdirde hiç bir siyasi kanada yönelik özel bir eğilim olmaksızın tüm kanatların ötesinde ve cinsiyet bakımından dengeli bir kabine kurma sözü vermişti ve sözünü de tutmuş oldu. Bu çerçevede Macron çok sayıda ılımlı sağ ve ılım sol kanatlardan tanınmış şahsiyetleri kabinesine aldı ve bazı anahtar mevkileri onlara verdi. Bu arada Fransa’nın yeni Başbakanı olarak Edvar Philip’in ılımlı sağ kanattan seçilmesi, Macron’un bir yandan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda bu kanadın kendisine verdiği desteği telafi etmek istediğini ve öbür yandan iktidarda tüm siyasi önemli kanatlara yer verme sözünü yerine getirmeye çalıştığını gösteriyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Fransa’nın ılımlı sağını temsil eden cumhuriyetçi partiden bir politikacıyı Başbakan olarak seçmesi, bu partinin kendisine ve kurduğu yürüyüş partisine verdiği desteği korumak istediğini ortaya koyuyor. Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı Macron aynı zamanda Fransa’nın geleneksel ılımlı sağ ve ılımlı sol partilerinden oluşan bir hükümet kurarak gelecek parlamento seçimlerinde en çok sandalyeyi kazanmak istiyor.
Macron’un Yürüyüş partisi gelecek parlamento seçimleri için 428 adayının adını da açıkladı. Bu doğrultuda Yürüyüş partisi üst düzey yetkilileri %50 kadarı Fransa’da sosyal imajları olan şahsiyetlerin adını listelerine aldı. Bu durum, Macron’un önceden başta gelecek parlamento seçimleri olmak üzere geleceğe dönük tüm planlarını hazırladığını ve şimdi bu planları hızla hayata geçirmek istediğini ortaya koyuyor.
Fransa’da parlamento seçimlerinin 11 ve 18 Haziran 2017 tarihinde düzenlenmesi gerektiğinden ve Macron’un partisi şimdiki mecliste hiç bir milletvekili bulunmadığından, Macron’un kendi görüşüne yakın duran diğer siyasi partilerle istişarede bulunması ve kendi partisinin adaylarını Fransa’nın çeşitli eğilimleri bulunan bağımsız politikacıları arasından seçmesi gerekiyor. Nitekim Macron, ılımlı parti Modem’in lideri Fransuva Bayro ile anlaşmazlıklarını bir kenara bırakarak parlamento seçimleri için ortak adayları açıkladı.
Bu arada Macron’un bu hareketinin amacı Fransa’nın siyaset arenasında yeni seçkin kişileri sokmaktır. Nitekim Yürüyüş partisinin parlamento seçimleri için açıkladığı adayların yarısı başta Modem partisi olmak üzere diğer partilerin üyeleridir.
Görünen o ki Macron hükümeti Fransa’nın önceki yönetiminin temel çizgilerini izlemeye devam etmek istiyor. Özellikle Macron’un kendisi daha önce bir sosyalistti ve 2014 yılına kadar da önceki kabinede Bakan olarak görev yapmıştı.
Macron dış politika alanında AB’nin sıkı taraftarı ve gerçekte enternasyonalizm savunucusudur. Oysa radikal sağ adayı Marian Lopen sıkı bir radikal milliyetçiydi ve Fransa’yı AB’den çıkarmak istiyordu. Gerçi Macron da AB içinde bazı köklü değişikliklerin ve reformların yapılmasını istiyor. Bu reformlar hatta AB liderleri tarafından da birliğin bekası için gerekli ve zaruri telakki ediliyor. Macron ayrıca Fransa’nın Batı’nın en büyük askeri ittifakında yani NATO’da kalmaya devam etmesini de istiyor. Bu doğrultuda Macron NATO’nun gayri safi milli hasılanın %2’lik payının askeri harcamalara tahsis edilmesi yönündeki kriterine vurgu yapıyor.
Her halükarda Macron’un Fransa Cumhurbaşkanı seçimleri AB lideri ve özellikle Almanya Başbakanı Angela Merkel için çok sevindirici bir haber oldu, nitekim Merkel Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce de açıkça Macron’a destek vermişti.
Şimdi ise AB liderleri Fransa’nın en azından Macron’un cumhurbaşkanlığı süresinin sonuna kadar AB’da kalacağını güvence altına alınmış görüyor.
Ancak iç arenada Fransa’nın siyasi, iktisadi, sosyal ve güvenlik alanlarındaki meselelerine bakıldığında Fransa kamuoyu Macron’da ciddi değişiklikler bekliyor.
Macron’un bundan önce Fransa ekonomi bakanlığı görevini yürüttüğü ve kendisi de esasen bankacı ve yatırımcı olduğuna bakıldığında Macron’un serbest piyasa ekonomisi taraftarı olduğu ve esas programlarından biri de Fransa’nın bütçe açığını Avrupa komisyonunun kriterine göre gayri safi milli hasılanın %3 seviyesine düşürmek istediği anlaşılıyor.
Sosyal açıdan da Macron, Fransa’nın en büyük sorunlarından biri olan işsizlik oranını düşürmek için etkili programlar uygulaması gerekiyor. Gerçekte Macron hem Fransa’nın iktisadi şartlarını iyileştirecek ve hem AB nezdinde konumunu güçlendirecek programların ve reformların uygulanmasını istiyor. Macron beş yıl için 50 milyar avroluk bir bütçeyi devleti modernize etme ve eğitimi geliştirme ve özellikle işsiz gençlere iş alanı açma konularına tahsis etmek ve çalışan kesimlerin ödediği vergilerin seviyesini de düşürmek istiyor.
Fransa’nın sosyalist Cumhurbaşkanı Fransuva Hollande, cumhubaşkanlığı döneminde başta işsizlikle mücadele olmak üzere iktisadi alanlarda önemli bir başarı sağlayamadı. Bu arada sığınmacı krizi de Macron’un karşı karşıya bulunduğu ciddi sorunlardan birini oluşturuyor. Gerçi Macron bu konuda Almanya ve AB ile dayanışma içinde hareket etmeye ve AB’nin bu konuda izlediği politikaları izlemeye vurgu yaptığı biliniyor.
Ancak güvenlik boyutunda Fransa’nın en büyük sorunu, terör tehditlerinin devam etmesidir ki bu da Fransa’nın Macron başkanlığında kurulan yeni hükümetinin ilk öncelikleri arasında yer almasına sebebiyet veriyor.
Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı Macron’un güvenlik alanında gözetlediği programları daha çok yapısal boyutlara yöneliktir. Bu programlar başta polis gücü olmak üzere güvenlik güçlerini takviye etmek ve cumhurbaşkanlığı gözetiminde ortak bir birim oluşturarak güvenlik ve istihbarat birimleri arasında terörle mücadele alanında koordinasyon sağlamak gibi programlardan oluşuyor. Bu arada Macron, rakibi Lopen’in aksine sınırların konusunda Şingen anlaşmasına uymaya ve açık sınır politikasına vurgu yapıyor.