Müslümanların iki kıblesinde Trump’ın islamofobi politikası
Donald Trump, Amerika başkanı olarak ilk yurt dışı seyahatinde önce Suudi Arabistan ve oradan da işgal edilen Filistin topraklarına gitti.
Amerika başkanı daha sonra Yediler Grubu (G7) zirvesi ve ardından da NATO toplantısına katılmak üzere önce Roma ve ardından da Brüksel’e geçti. Trump’ın Müslümanların Arabistan ve ardından da Kudüs şerif olan Müslümanların iki kıblesine yaptığı ziyaret, çok özel şartlar altında gerçekleşti.
Suudi Arabistan kralı Amerika başkanını özel törenlerle ağırladı. Salman bin Abdulaziz, terör karşıtı koalisyon liderliğini, Müslüman ülkelerin üst düzey yetkililerinin önünde üstlenmek amacı ile onlarca Müslüman ülke liderini Riyad’a davet etti. Gerçi Al-ı Suud liderliğinde anti-terör ittifakı, daha çok siyasi bir fıkraya benziyor. Suudi Arabistan’ın dünyada aşırıcılık ve terörizmi üretme ve yayma fabrikası olmadığını bilmeyen yoktur her halde. Trump başkanlık kampanyası sırasında Arabistan’ı dünyada terörizmin birinci destekçisi olarak tanıttı fakat başkan seçilmesinin ardından Arabistan kralı ile yaptığı telefon görüşmesinde bu ülke ile stratejik ilişkiler konusunda anlaştı.Amerika başkanı ilk yurt dışı ziyaretini bu ülkeye yaparak en büyük silah satış anlaşmasına imza attı ve Arabistan’ın üst düzey yetkilileri ile İran’ı terörizme destek verme suçlamasında ağız birliği yaptı.
Al-ı Suud rejimi de kendi hırslı hedefleri ve Suriye, kuzey Afrika bölgesi, Irak ve Yemen’deki kriz siyasetlerini ilerletmek için bir hayali düşmana ihtiyacı vardır. Bu yüzden son 40 yılda terörizmin en büyük kurbanlarından ve bölgede terörizm ile mücadelede en kararlı ülke olan İran’ı terörizme destek vermekle suçlayarak sözde bölgede terörizm ile mücadele kılıfı altında, terörizm ile mücadele koalisyonu kurdu. Aynı bahane ile Amerika’ya destek eli uzatan Arabistan, silah alımı için Amerika ile 100 milyarlarca dolar silah satın alıyorlar.Bu arada Ortadoğu’da müdahaleci siyasetlerini haklı çıkarmak ve dünyada silah piyasasını canlandırmak isteyen Amerika da İran İslam cumhuriyetini suçlamakta Suudi Arabistan ile ağız birliği yapıyor.
Donald Trump’ın İran’ı terörizm ile suçlamada Al-ı Suud ile ağız birliği yaptığı sırada, Ortadoğu’da eşine rastlanmayan coşkulu bir seçimin İran’da gerçekleşmesi ise dikkat çekicidir. Tabii ki bu olay batılı medya grupları ve yorumcularının gözünden saklı kalmadı. İngiliz gazeteci ve uluslararası konuların seçkin yorumcusu Robert Fisk, The İndependent gazetesindeki makalesinde İran’da gerçekleşen seçimleri tahsin ederek şöyle yazdı:Riyad toplantısında Donald Trump ile görüşen 50 diktatör, İran’da olduğu gibi bir seçim düzenleme cesaretleri yoktur.Fisk makalesinin bir başka bölümünde Fars Körfezi kıyı ülkelerinin Trump ile görüşmek için Riyad’da toplanmasını, diktatörler toplantısı tanımlayarak “Lübnan, Tunus ve Pakistan dışında Riyad oturumuna katılanların tümü, demokrasiyi fıkra, mizah ve anlamsız kavram olarak biliyorlar” dedi.
Amerika’nın içinde de Trump’ın Arabistan ziyareti ve 100 milyarlarca dolar değerinde silah anlaşmasını imzalaması geniş tepkilere sebep oldu. Hint asıllı Amerikan seçkin gazeteci ve yazar Ferid Zekeriya Washington Post gazetesi için Amerika ve Suudi Arabistan ilişkileri hakkında kaleme aldığı yorumda şöyle yazdı:Gerçekler çok iyi bir şekilde açıktır; yaklaşık 50 yıldır Arabistan İslam’dan sahip olduğu dar, kuru ve mutaassıp görüşünü İslam dünyasının tümünde yaymakta; öyle bir görüş ki neredeyse hiçbir yerde uygulanmıyor. Usame bin Ladin bir Suudi idi tıpkı 11 Eylül terör saldırısının failleri olan diğer 15 kişi gibi. Ferid Zekeriya makalesinin bir diğer bölümünde Arabistan uyrukluların IŞİD grubunda bulunması ve Al-ı Suud’un el-Kaide’ye verdiği desteğe işaretle şöyle yazıyor:Suudiler, IŞİD’e katılan ikinci ülke vatandaşlarıdırlar, bu arada bazı istatistiklere göre Suudiler bu terör örgütün Irak’taki terör saldırılarını gerçekleştirenler arasında da en fazla olanları oluşturuyorlar. Tüm bunlara ilaveten, Riyad’ın Yemen’de el-Kaide ile gizli anlaşmaları olduğunu da göz ardı etmemek gerekir.
Hint asıllı Amerikan yorumcu terör grubu IŞİD’ın aşırıcı düşünceleri hakkında da şöyle yazıyor:IŞİD terör grubu kendi inançlarını Suudi Arabistan’ın vahhabilik düşüncesinden almıştır. Nitekim bu krallığın eski müftüsü de bu konuyu açıkça belirterek “IŞİD bizim ilkelerimizden alıntı yapmıştır; bizim kitaplarımızda bulunan ilkeler… bizler de o öğretileri izliyoruz fakat daha yumuşak bir şekilde uyguluyoruz” dedi. Fakat IŞİD’in kendi ders kitapları olabilirken, Suudi Arabistan’ın eğitim programı ve dönemlerini tercih etmesi ise ilginçtir. Ferid Zekerya Avrupa’da radikalizmin yayılmasına da değiniyor. Kendisi bu konuda Suudilerin parasının Avrupa’daki İslam’ı da değiştirmekte olduğuna işaretle şöyle yazıyor: Almanya’da ifşa olan istihbarat raporları, Suudi, katarlı ve Kuveytli ofislere yakın olan hayır kurumlarının camiler, okullar ve Cuma imamlarına yardım etmekle, bu ülkelerin köktenci ve mutaassıp rivayetlerini tüm Almanya’da yaymaya çalıştıklarını gösteriyor.Ferid Zekeriya aslında Amerika ve Avrupalı yönetimlerin Arabistan ile olan özel ilişkileri nedeni ile Al-ı Halife’nin barış, dostluk ve adalet yanlısı İslam’dan radikal ve gerçek dışı algılamalarını Avrupa’da reklam edilmesine izin verdiğini belirtiyor. Amerika ve Avrupa ülkelerinin Suudi Arabistan ile dostlukları, onların terörizm ve radikalizm ile mücadelede sloganlarının ne kadar yalan olduğunu gün yüzüne çıkarıyor.
Al-ı Suud’un vahhabilik düşüncenin yayılması ve üye devşirmek için en fazla yatırım yaptığı bölge Balkanlar ve özellikle de Kosova’dır. Bu bölgedeki Müslümanlar aşırı yoksulluktan acı çekmekte. Ferid Zekeriya şöyle yazıyor:Anlatılanlara göre 500 yıllık ılımlı İslam sünneti kosova’da giderek yok olmakta. Suudi Arabistan tarafından eğitilen cemaat imamları, sahip oldukları konumlarından vahhabilik ilkelerini yaymaya çalışıyorlar: şeri kuralların üstünlüğü ve onların İslam’dan sahip oldukları yorumu izlemeyen Müslümanları öldürme izni veren şiddet yanlısı tekfiri düşünceyi. Genelde hayır işleri için ön şartları olan hayır kurumları; yardıma muhtaç aileler, camideki törenlere katılmak ve kadın ve kızlarının örtünmek için peçe kullanma şartı ile aylık yardım paraları alabiliyorlar.
Trump’ın Arabistan ve ardından işgal edilen Filistin topraklarına seyahati ve ilgili tepkiler, ayrıca silah satışı için 100 milyarlarca dolarlık anlaşmalar imzalama, tacir olan başkanın kendi selefleri gibi petro-dolarların kokusunu iyi tanıdığını, Amerika’nın dünyanın en anti-demokratik ve zorba yönetim ile ilişkilerin kurulması ve korunmasında hiçbir sınır tanımadığını gösterdi.Fakat Amerika ve Avrupalı ortaklarının terörizm ile mücadeledeki bu ikili oyunu tabi ki bedelsiz ve güvenlik sonuçları olmadan oynanmaz. Ne Arabistan ve ne de her hangi bir diğer ülke, batılı ülkelerin silah deposuna dönüşerek kendi güvenliğini sağlayamaz. Riyad yönetimi, Suriye, Irak ve Yemen’de bazı Arap olan ve olmayan ülkelere petro-dolarlarını adeta rüşvet vererek onları kendi etrafında tutmaya çalıştı. Fakat bunların hiç biri Arabistan’ın beklentilerinin hiç birini gerçekleştiremedi. Üstelik Arabistan’ın müttefik ülkeleri de Al-ı Suud’un insanlık dışı ve maceracı siyasetlerini, istenilen düzeyde desteklemedi.
Görünüşe göre batılı ülkeler, Arabistan’ın petro-dolarlarını kazanmak için belli olmayan bir zamana kadar gözlerini Arabistan’ın siyasetlerine kapatmayacaklar ve, bu ülke ile bölgede terörizm, aşırıcılık ve kaos oluşturmada beraber olmayacaklardır.Ferid Zekeriya Washington Post gazetesindeki makalesinde Trump’ın Riyad ziyareti ve 100 milyarlarca dolar değerinde silah anlaşması imzalamasına işaretle şöyle yazdı:Geçen hafta Manchester'de bombalama olayı, dünyada aşırıcılık tehdidinin devam etmesi ile ilgili nefret dolu anılardan bir diğeridir./