Londra’da terör eylemi, Britanya’nın izlediği politikanın sonucu
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i74838-londra’da_terör_eylemi_britanya’nın_izlediği_politikanın_sonucu
Britanya’da parlamento seçimlerine sayılı günler kaldığı bir sırada Londra’da düzenlenen bir kaç terör saldırısı bu ülkeyi korku ve dehşete sürükledi.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Haziran 21, 2017 01:21 Europe/Istanbul

Britanya’da parlamento seçimlerine sayılı günler kaldığı bir sırada Londra’da düzenlenen bir kaç terör saldırısı bu ülkeyi korku ve dehşete sürükledi.

Britanya’da düzenlenen üçüncü terör saldırısı hem bu ülkede ve hem Avrupa kıtasında ve hem tüm dünyada geniş yankı buldu. Diğer terör saldırılarında olduğu gibi Batılı ülkeler hemen taziye mesajları göndermeye başladı ve terörle mücadelede Britanya’nın yanında yer  aldıklarından söz etti.

3 Haziran Cumartesi gününün sonlarına doğru üç saldırgan ilkin bir kamyonetle Londra’nın ünlü köprüsü üzerinde yayaları ezmeye başladı ve ardından Baro Market semtine geçerek bıçakla bir trafik polisine ve bir restoranın müşterilerine saldırdı. Bu saldırılarda 7 kişi hayatını kaybetti, 48 kişi de yaralandı.

Son yıllarda Avrupa’da düzenlenen tüm terör saldırıları gibi Londra’da düzenlenen terör saldırısının sorumluluğunu da IŞİD terör örgütü üstlendi. Gerçi Britanya medyası IŞİD için Irak Şam İslamî devleti tabirini kullanıyor. Aslında Britanya ve Batı medyasında IŞİD yerine İslamî devlet tabirinin kullanılması, İslam’ın rahmani imajını tahrip etmeye yöneliktir. Oysa gerçekte IŞİD canileri ve düşünceleri ile İslam arasında hiç bir benzerlik dahi bulunmamaktadır. Bu barbar ve insanlık nedir bilmeyen terör örgütü hakkında dikkat edilmesi gereken konu, İslamî devlet tabirinin IŞİD yerine kullanılmasının yanlış olduğudur. Hatta Britanya’nın eski Başbakanı David Cameron BBC kanalına verdiği demeçte IŞİD için İslamî devlet tabirinin kullanılmasını sert bir dille eleştirmişti.

Ancak ne var ki İslam karşıtlığı ve İslamofobia akımı hem Britanya ve hem diğer Avrupa ülkelerinde oldukça güçlüdür. Bu akım Batı’da yaşanan her türlü terör saldırısından İslam’ı ve Müslümanları sorumlu tutuyor. Buna göre de Avrupa’da yaşanan her terör saldırısından sonra Müslümanlara yönelik ırkçı saldırılar bir kaç kat artış kaydediyor.

Aslında Batı eski sovyetler birliği ve Doğu bloku dağıldıktan sonra İslam dinini sovyetler birliğinin alternatifi olarak gündemine aldı ve İslam’ı Batı’nın güvenliği ve istikrarına yönelik ciddi tehdit olarak tanımladı. Batı bu doğrultuda İslam dini ile terörü bağlantılı hale getirmeye başladı.

İran’da İslam inkılabının zafere kavuşması ve öz Muhammedi İslam’ın ihya edilmesi Batılı devletler için ciddi tehdit oluşturuyordu. İmam Humeyni’nin -ks- ihya ettiği İslam, uzlaşmacı, irticai İslam veya ABD ve Batı’nın müttefikleri olan Arap ve İslam ülkelerinde uygulanan seküler İslam’dan farklıydı. Bu ülkelerde hakim olan İslam irticai İslam’dı ve halen de öyledir ve Amerika ve siyonistlerin sultasını haklı göstermektedir. Oysa bu İslam, Hz. Muhammed’in -s- mücadele etmek üzere gönderildiği durumdan farklı bir İslam’dır.  Hz. Muhammed -s- cahillik, putperestlik, küfür ve zalimlerin zulmü ile mücadele etmek ve tevhidi, barışı, hoşgörüyü yaygınlaştırmak için peygamberliğe seçildi. İmam Humeyni’nin -ks- ihya ettiği İslam ise böyle bir İslam’dır.

Batılı devletler ve en başta ABD ve Britanya ise sömürü ve istismarla mücadele sloganı atan ve insanların arasında barış ve hoşgörü ve özgürlüğün propagandasını yapan hakiki İslam’ın imajını zedelemeyi gündemine aldı. Bu çerçevede Batı Arabistan’ı tekfirci ve radikal akımları kurma sürecinde desteklemeye başladı. Bundan sonra vahabi medreseleri Avrupa kıtasından Afganistan ve Pakistan toprakları ve orta Asya bölgesinden Doğu Asya bölgesine kadar uzanan topraklarda mantar gibi türmeye başladı ve Suud hanedanının petrol dolarları ile beslendi. Pakistan’ın Pişaver kentinde faaliyet yürüten Vahabi medreselerin içinden ise El-Kaide ve Taliban örgütleri çıktı. Taliban örgütü Arabistan ve Pakistan devletlerinin destekleri ve ABD ve Britanya’nın casusluk servislerinin yönlendirmeleri ile Kabil’de Afgan mücahitlerin hükümetini devirdi ve böylece Afganistan toprakları El-Kaide terör örgütünün radikalizmi yaymasının ana üssüne dönüştü. Bugün Amerika ve Britanya’nın mücadele ettiklerini ileri sürdükleri terör, aslında bu iki ülkenin Arabistan’a verdiği destek ve Arabistan’ın da sapkın, radikal ve şiddet yanlısı vahabi tarikatını yaygınlaştırmak üzere açtığı vahabi medreselerinin çıktısıdır. Oysa vahabi ideolojisi adalettalep, barıştalep ve zulüm karşıtı İslam öğretileri ile hiç bir ilgisi yoktur.

Aslında Batılı devletler bir yandan Suud rejimine çok yönlü destek vererek bu ülkeyi kendilerinin büyük silah deposuna dönüştürdüler ve öbür yandan Taliban ve El-Kaide gibi tekfirci radikal terör örgütlerinin uygulamalarını ve cinayetlerini İslam ve Kur'an'ı Kerim öğretileri gibi göstererek İslam dinin Batı kamuoyunda şiddet ve radikalizm yanlısı bir inanç şeklinde telkin etmeye çalıştılar. Nitekim Batı dünyasında her terör saldırısı ve her şiddet olayının hemen ardından tüm işaret parmakları Müslümanlara yöneldi ve Batı dünyasında İslam karşıtlığı ve İslamofobia akımı körüklendi.

Ancak Batılı devletlerin terörle mücadele sürecinde bu durumu İslam dininin imajını zedelemek için bir araç olarak kullanması, Ortadoğu bölgesinde IŞİD ve diğer bazı tekfirci terör örgütlerinin türemesine yol açtı. Gerçekte terör örgütleri artık sınır bile tanımıyor ve faaliyet alanları evrenselleştiği gözleniyor. Nitekim tekfirci terör örgütlerinin tehditleri de küresel boyut kazandığı anlaşılıyor. Ancak buna karşın başta Britanya olmak üzere Batılı ülkeler teröre karşı çifte standart tutumlarını gözden geçirmeye ve terörü iyi ve kötü olmak üzere ikiye ayırmaktan el çekmeye yanaşmıyor.

Ancak Batılı devletlerin bu yanlış stratejileri şimdi terörü bu ülkelere yönelik en ciddi tehdide dönüştürmüş bulunuyor. Kuşkusuz Batılı ülkelerin Irak, Suriye, Libya, Yemen gibi ülkelere karşı politikaları ve Suud rejimi ve vahabi tarikatının bu ülkelerde kriz yaratmakta ciddi rol ifa etmesinin sonuçları şimdi Batılı devletleri vurmaya başladı. Örneğin bir süre önce İngiltere’nin Manchester kentinde bir konser salonunu basan kişinin bir süre önce Britanya istihbarat ve güvenlik kurumlarının yeşil ışık yakması ile Libya’ya gittiği ifade ediliyor.

Britanya ve diğer bir çok Avrupa ülkesinin vatandaşları son yıllarda özgürce ve vatandaşı oldukları ülkelerin istihbarat ve güvenlik kurumlarının bilgisi dahilinde Irak, Suriye ve Libya gibi ülkelere gittiler, ancak şimdi bu insanların her biri canlı bomba gibi ortalıkta dolaşıyor, üstelik izleri de sürülemiyor. Nitekim bu zümre şimdi terör eylemleri için terör eylemi sayılmayan yöntemlere baş vuruyor. Örneğin yayaları ezmek veya bıçakla insanlara saldırmak bombadan daha beter bir toplumu güvensizliğe ve kaosa sürükleyebilir. Çünkü bu durumda vatandaşlar her an bir yerden bu tür saldırılara maruz kalma korkusu ile yaşamak zorundadır. Bu durumda vatandaşlar artık konserlere, spor salonlarına ve karnavallara ve futbol maçlarına gidemez olur. Ama buna rağmen Batılı devletler onların vatandaşlarını bu hale getiren Arabistan ile stratejik ilişki kurmaya ve milyarlık silah anlaşmaları imzalamaya devam ediyor.

Ancak Batı dünyasında kamuoyu son yıllarda artan terör saldırıları ve Arabistan’nın Suriye ve Irak topraklarında çıkarılan krizlerde eli bulunmasının ardından iyice uyandığı anlaşılıyor. Zaten Arabistan’a hakim olan zihniyetin sapkınlığı ve başta IŞİD olmak üzere bölgede çeşitli terör örgütlerine mali ve askeri ve insan gücü desteği verdiği asla gizlenecek bir şey değildir. Nitekim bu konu şimdi medya ve hatta siyaset çevrelerinde ciddi bir şekilde gündeme geliyor ve hatta Britanya devleti bu ülkede yaşanan son terör saldırılarının ortağı olmakla suçlanıyor.

Britanya işçi partisi lideri Jeremy Kurbin Londra’da yaşanan son terör saldırılarının ardından Arabistan ile ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini vurguladı.