Trump ve yerküreyi yok etme gayreti
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i74842-trump_ve_yerküreyi_yok_etme_gayreti
2007 yılında düzenlenen iklim değişikliği paneli yerkürenin ısınması ile ilgili dördüncü değerlendirme raporunda yerkürenin ısındığı açık bir gerçek olduğunu itiraf etti.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Haziran 21, 2017 01:29 Europe/Istanbul

2007 yılında düzenlenen iklim değişikliği paneli yerkürenin ısınması ile ilgili dördüncü değerlendirme raporunda yerkürenin ısındığı açık bir gerçek olduğunu itiraf etti.

Gerçekte 21. Yüzyılda yerkürenin ortalama sıcaklığı 0.76 derece artmış bulunuyor ve önümüzdeki yıllarda 1.8 ila 4 derece daha artması bekleniyor.

Öte yandan yerkürenin ısınması buzulların erimesi ve sonuçta denizlerin ve okyanusların su seviyesinin içinde bulunduğumuz yüzyılın sonlarına doğru 17 santimetre yükselmesine yol açacağı ifade ediliyor. Denizlerde su seviyesinin her yıl 3.1 mm artması 1993 ila 2003 yıllara arasında ölçülen artıştır. İklim değişikliği paneli ise 21. Yüzyılın sonlarına kadar denizlerde su seviyesi 18 ila 59 santimetre artacağını tahmin ediyor. Bu küresel uyarı ve denizlerin ve okyanusların seviyesinin buzların erimesi yüzünden yükselmesinden başka iklim değişikliği kıtlık, şiddetli yağış, aşırı sıcaklık ve tropik fırtınaları da tetiklediği anlaşılıyor.

Kuşkusuz iklim değişikliği, insanların sera gazlarını üretmek gibi çeşitli faaliyetleri ve doğaya müdahaleleri sonucu yaşanıyor. Gerçi insanlar iklim değişikliğinin sorumlusudur, fakat aynı zamanda bu değişiklikten de en çok acı çeken mahluktur. İklim değişikliği yüzünden tarım, orman, balıkçılık sektörleri durma noktasına geliyor ve insanların sağlık olumsuz yönde etkileniyor. Doğal afetler ve her yıl 140 bin kişinin ölümüne neden olan sıtma gibi özel hastalıkların yeniden ortaya çıkması, iklim değişikliğinin sonuçlarından sayılır. Ancak iklim değişikliğinin en komplike sonuçlarından biri insanların ikametgahları ile ilgilidir, öyle ki bir çok yurdu yaşanmaz hale getiriyor ve bu yörelerden yaşayan insanları tehdit ederek bazen onları göç etmeye zorluyor. Tahminlere göre 2050 yılına kadar yaklaşık 200 milyon insanın anavatanından göç etmek zorunda kalacağı anlaşılıyor. BM genel kurulu da 50 ile 350 milyon insanın göç etmek zorunda kalacağını tahmin ediyor, ki bu rakamlar da kısmen fazla sayılır.

Son yıllarda bir milyar hektar verimli topraklar çöle dönüştü ve bu durum bu topraklarda yaşayan insanlar geniş çapta göz etmek zoruna kaldı ve çevre mültecileri tabir edilen durumu düştü. Bu durum aynı zamanda bu bölgelerde istikrarsızlığı ve göçmenlerle yerlilerin arasında silahlı çatışmaları körükledi ve hatta bazı bölgelerin nüfus dokusunu değiştirdi.

Bu yüzden iklim değişikliği sadece basit bir çevre sorunu değil, aynı zamanda beşeri camianın barış ve güvenliğini de tehdit ediyor ve krizlerden kaçınmak için iklim değişikliği üzerine gitmek kaçınılmaz görünüyor.

Gerçekte iklim değişikliğinin getirdiği yıkıcı zararlar ve sonuçları ile mücadele uluslararası camianın ortak sorumluluğudur ve bu mücadelenin bedeli de ülkelerin arasında adil bir şekilde paylaşılması gerekir. Bu ilke 1992 Rio bildirgesinde tanındı ve ardından BM iklim değişikliği konvansiyonu uluslararası camianın iklim değişikliğine karşı ortak ama farklı sorumluluğuna işaret etti. Şöyle ki, tüm ülkeler iklim değişikliği ve çevre ve yerkürenin korunmasına karşı sorumludur, fakat sorumlulukları farklı derecelerdedir. Kuşkusuz dünyada daha fazla sera gazı üreten ABD gibi gelişmiş ve sanayileşmiş ülkeler, dünyada sera gazlarının dörtte birini üreten ve zararlarında daha büyük payı olan ülkeler olarak daha fazla sorumluluk üstlenmeleri gerekir.

Öte yandan uluslararası camianın yerküreyi koruma yönündeki çabaları sonucunda dünyanın 195 ülkesi 12 Aralık 2015 tarihinde Paris’te düzenlenen çevre konferansında iklim değişikliği ile mücadele ve fosil yakıt tüketmeyi aşmayı öngören nihai belgeyi onayladı.

32 sayfada ve BM destekleri ile hazırlanan ve Paris anlaşması adı ile anılan iklim değişikliği ile mücadele belgesinin 2020 yılından itibaren yürürlüğe girmesi beklenirken, bu anlaşma kendi çapında ve dünya genelinde iklim üzerine ilk evrensel anlaşmaydı ve belgeye göre üye ülkelerin sera gazlarının üretimini ve ayrıca fosil yakıt tüketimini azaltmaları gerekiyordu. Bu belgeye göre dünya ülkeleri yerkürenin sıcaklık artışını 2 derecenin altında tutmakla yükümlü hale geldi. Söz konusu ülkeler bu artışın 1.5 dereceyi aşmaması yönünde sözleşti.

Biraz önce de belirtildiği üzere dünyada daha fazla sera gazı üreten ABD gibi gelişmiş ve sanayileşmiş ülkeler, dünyada sera gazlarının dörtte birini üreten ve zararlarında daha büyük payı olan ülkeler olarak daha fazla sorumluluk üstlenmeleri gerekir. Çevreye verilen zarar tüm yerküreyi etkiliyor. Örneğin Amerika dünyada sera gazlarının üretiminde dörtte birlik payı olan bir devlet olarak yerkürenin ısınması, ormanların yok olması, kuraklık, sel, tsunami, deniz canlıları ve karalarda yaşayan hayvan türlerinin yok olması, yerkürenin doğusunda adaların ve kıyıların Amerika’dan binlerce kilometre uzakta oldukları halde suyun derinliklerine gömülmesi gibi durumlardan sorumludur. Bu yörelerde yaşayan insanlar ise göç etmek zorunda kalıyor, çünkü ülkeleri veya yaşadıkları bölgelerde artık yaşamak mümkün olmuyor. Buna göre gelişmiş ve sanayileşmiş ülkelerin iklim değişikliğinin zararlı sonuçlarına karşı duyarsızlığı sonuçta bu ülkelerden binlerce kilometre uzaklıkta bulunan ülkeleri ve insanlarını tehdit ediyor ve en son da çevreyi ve yerküreyi yok ediyor. Bu durum aynı zamanda geniş çaplı göç dalgalarını tetikliyor ve uluslararası barış ve güvenliğe tehdit oluşturuyor ve insanları uygun konut, yiyecek ve sağlık gibi en temel haklarından mahrum bırakıyor.

Yerküreyi korumanın önemli ve ülkelerin bu süreçte sorumluluğu ve uluslararası camianın yerküreyi yaşatma yönündeki çabaları doğrultusunda uluslararası konvansiyonlar hazırlanması sürecinde büyük talihsizlik sayılan durum, Amerika Başkanı Donald Trump’ın sorumsuzluğu ve açıkça çevre ilkelerine karşı çıkması ve tüm dünyanın tersi istikametinde hareket ederek yerkürenin yok olmasına davetiye çıkarmasıdır.

Amerika’da başkanlık koltuğuna oturduğu günün üzerinden henüz 130 gün geçen Donald Trump geçen Perşembe günü beyaz saray bahçesinde yaptığı kısaca bir açıklamada Paris anlaşması Amerikalı vatandaşlara iktisadi kısıtlama getirdiğini bahane ederek bu anlaşmanın çevre şartlarının iyileşmesinde hiç bir etkisi olmadığını iddia etti. Amerika’nın popülist Başkanı Donald Trump bu anlaşma Amerika’nın muazzam servetinin başka ülkelerin arasında paylaşımına yol açtığını ileri sürerek Paris anlaşması Amerikan halkının yaşamına ve iş hayatına ağır darbe indirdiğini iddia etti. Eski işadamı Donald Trump şimdi dünya çevresi ve geleceğini fosil yakıt tüketerek daha fazla kar elde etme uğruna feda etmek istiyor.

Amerika Başkanı Trump’ın bu çıkışı ve anlaşmadan çekildiğini ilan etmesi, Washington yönetimini uluslararası inzivaya itti ve dünya liderleri ve kamuoyunun sert itirazlarını beraberinde getirdi. Amerika içinde de Trump’a karşı büyük bir itiraz dalgası yükseldi ve çeşitli eyaletler başkana karşı tavır koydu. Amerika’nın eski Başkanı Obama eyaletlerin ve kentlerin ve firmaların federal yönetimden bağımsız hareket ederek Paris anlaşmasında yer alan standartlara uymalarını ve böylece Trump’ın kararına karşı çıkmalarını umduğunu açıkladı.

Şimdiye kadar California, Washington ve Newyork eyaletleri Trump’ın kararına karşı olduklarını ve Paris anlaşmasına bağlı kalacaklarını açıkladı.

ABD dışişleri eski Bakanı John Kerry de Trump’un sürekli önce Amerika sloganı attığını, fakat şimdi attığı yıkıcı adımı ile Amerika’yı en son sıraya yerleştirdiğini kaydetti. Demokrat senatör Berney Senders de Trump’ın kararın uluslararası rezillik niteledi. ABD’nin üç eski başkanına danışmanlık eden Davvid Gerjen de CNN’e verdiği demeçte Trump’ın kararını Amerikan tarihinin en utanç verici kararı niteledi.

Öte yandan dünyanın bir çok ülkesi de Donald Trump’ın kararına karşı çıktı ve ABD’ye rağmen Paris anlaşmasını uygulayacaklarını açıkladı. Ülkesi Paris anlaşmasının temelini atan ülkelerden biri olan Çin Başbakanı Chiang da ülkesi Paris anlaşmasındaki yükümlülüklerine bağlı kalacağını belirtti.

Newyork Times gazetesi Trump’ın bu kararı Amerika’yı inzivaya itmekle beraber ortamı Çin için açtığını ve bu ülke bu macerada lider konumuna geçeceğini yazdı.

BM çevre programı Başkanı da Amerika’nın Paris anlaşmasına sırt çevirmesi yerküreyi kurtarmak isteyenleri durduramayacağını belirtti.

Almanya Başbakanı Angela Merkel de Trump’ın kararını esefle karşıladığını belirterek bu karar diğer ülkeleri kararlarından vaz geçiremeyeceğini vurguladı.

Fransa Cumhurbaşkanı Makron da bundan önce defalarca Trump’ı Paris anlaşması hakkında uyarmış ve bu anlaşmanın alternatifi olmadığını, çünkü yerkürenin alternatifi olmadığını belirtmişti.

Rusya, Kanada ve Meksika liderleri de Trump’ın kararını büyük talihsizlik niteledi.

Donald Trump Amerika’nın en sevimsiz Başkanı olarak biliniyor ve Amerikalı psikologlar Trump’ın ruh hastası olduğunu dile getiriyor. Ama maalesef Donald Trump Amerika’yı uluslararası arenada inzivaya itme ve yerküreyi ve çevreyi yok etme pahasına bu konuya çıkarcı bir şekilde yaklaşmayı sürdürüyor.