ABD ve NATO işgalinden sonra Afganistan - 2
Sohbetimizin bu bölümünde Afganistan ve Pakistan’da ABD ve İngiltere casusluk örgütlerinin etnikçilik fitnelerinden söz etmek istiyoruz sizlere.
Etnikçilik en başta İngiltere ve ardından Amerika tarafından İslam ülkelerine ihraç edilen bir konudur ve bu alanda yapılan tüm araştırmalar İngiliz sömürüsünün ayak izlerine ulaşmıştır.
Gerçi etnikçilik konusunda İngiliz istihbarat örgütlerinin bir çok yerde müdahaleleri söz konusudur, fakat İngiliz istihbaratının bu alanda yaptığı en temel ve en köklü cinayet sapkın Vahabi tarikatını kurmaktı, öyle ki bu hareketin yıkıcı tesiri günümüze dek İslam dünyasını etkilemeyi sürdürüyor.
İngiltere devleti usta casusu Hempher’i 1710 yılında Türkiye’ye göndermekle İslam dünyasında etnikçilik ve kırılma yönünde ilk önemli adımı atmış oldu. Hempher İslamî ilimleri öğrendikten sonra Irak’a geçti ve burada Muhammed bin Abdulvahab ile tanıştıktan sonra Vahabi tarikatının temelini attı.
İngilizlerin büyük casusu Hempher’in londra tarafından iki önemli işle görevlendirilmişti. Bunlardan biri halkı Osmanlı devletine karşı isyan ettirmek ve ikincisi Müslümanların arasında dini tarikatlar kurarak birbirine tüşürmekti. Muhammed bin Abdulvahab ingilizlerin Müslümanlara karşı kumpaslarını hayata geçirmek için en büyük piyonu oldu. Hempher’in telkinleri yüzünden Muhammed bin Abdulvahab kim onun tarikatını benimsemezse kafir olacağı ve onunla cihat etmek farz olacağı yönünde bir fetva yayımladı ve böylece İslam dünyasında sapkın Vahabi tarikatının türemesi ile en büyük fitnenin ateşi yakılmış oldu.
Prinstone üniversitesi öğretim üyesi Ali Zülfikari, 15 Ağustos 1993 tarihinde İslam adlı sitede yayımladığı Vahabiler başlıklı makalesinde şöyle diyor: Muhammed bin Abdulvahab hangi Müslüman İbni Suud’a karşı çıkarsa müşriktir ve kim bu fitvaya itaat etmezse bidat etmiştir, şeklinde bir fetva yayımladı.
Muhammed bin Abdulvahab’ın Suud hanedanı ile Suud oğullarından birinin kızı ile evlenme sayesinde oluşan akrabalık bağlarının ardından Suud hanedanının sapkın Vahabi ideolojisine mali ve siyasi desteğini kazanmaya çalıştı.
Öte yandan Hindistan yarımadasında uzun süre sömürü deneyimi olan İngiltere bu bölgede etnikçilik politikalarının devamında 1866 yılında Divbandi tarikatını kurmuştu. Divbendi tarikatı hadis ehli ve selefiyi izleyenlerdir. Divbendiler inançlarında bağnaz ve agresif insanlardır. Aslında Divbendi tarikatı Hindistan yarımadasında yaşayın Müslümanlarla diğer yörelerde yaşayan şii ve sünni Müslümanların arasında tefrika çıkarmak amacıyla kuruldu. Bu tarikat kendisinden başka hiç kimseyi Müslüman olarak kabul etmiyor.
Bu yüzden Divbendi tarikatı ile Vahabi tarikatı birbiriyle sıkı bir ilişki kurmuştur ki bunun anlamı da Suud hanedanının her iki sapkın ideolojiye mali destek vererek başta Pakistan olmak üzere İslamî toplumlara nifak ve etnikçilik tohumu serpmeye başladığıdır.
Hindistan yarımadasının parçalanması ve Hindistan ve Pakistan ve ardından Bangladeş ülkeleri birbirinden bağımsız hale gelmesinden sonra Divbendi ve Vahabi tarikatları Pakistan üzerinde odaklandı ve Müslüman bir devlet olarak Hindistan’dan bağımsızlığını kazanan bu ülke birden bu iki sapkın tarikatın dini medreseleri ve sahabe ordusu ve cehenguy ordusu gibi radikal ve etnikçi ve terörist örgütlerin yuvasına dönüştü ve İslam dünyasında radikalizmi yayma odağı oldu.
Britanya Müslümanları konseyi üyesi ve İslamî meselelerin uzmanı ekonomist Muhammed İkbal Asariye bu konuda şöyle diyor: gerçi başta İngiltere olmak üzere ecnebi güçler İslam dünyasında selefi ve Vahabi düşüncelerin ortaya çıkmasında belirleyici rol ifa ettiler, fakat bu tür düşüncelerin gelişmesi ve yayılması Arap dikta rejimlerin petrol paraları ve ABD ve İngiltere’nin müdahaleleri ile oldu ve etnikçiliğin şiddet ve tekfir zemininde yayılmasına zemin hazırladı.
Afganistan etnikçilik meselesi bu ülke eski sovyetler birliği tarafından işgale uğradığı yıllarda başladı. O yıllarda Amerika’nın CIA ve İngiltere’nin MI6 casusluk örgütleri kızıl orduya karşı cihatçılara yardım bahanesi ile Afganistan topraklarına nüfuz etme fırsatı buldu. O dönemde CIA 3.5 milyar dolar para harcayarak Afganistan’ı sözde kurtarma operasyonu olan fırtına adlı operasyonu uyguladı. Bu paranın büyük bölümü ise Pakistan’da talebeleri sovyetler birliğinin kızıl ordusu ile savaşmak üzere talebeleri yetiştiren dini medreselerin kurulmasına tahsis edildi. Ancak bu tür medreselerin hocalarının mahiyeti ve Arabistan’ın radikal medreselerinde ve vahabi tarikatının gözetimi altında yetişmiş olmaları yüzünden Pakistan’da açılan medreselerde vahabilik ve selefilik eğitimi bu medreselerin olmazsa olmaz ders müfredatı arasında yer alıyordu ve böylece bu medreseler bölgede radikalizm ve etnikçiliği yayma merkezleri oldu.
Afganistan toprakları işgale uğradığı yıllardan itibaren Amerika, İngiltere, Arabistan ve Pakistan istihbarat servisleri arasında bölgede etnikçiliği körüklemek amacıyla sıkı bir bağ kuruldu. Bu durum İslam ülkelerinde etnikçiliğin sömürücü devletlerin İslam ülkeleri arasında tefrika çıkarmak için dayattıkları siyasi ve ithal bir konu olduğunu gösteriyor.
Londra’da yaşayan Bahreynli şahsiyetlerden ve Ebrar House müessesesi Başkanı Dr. Said Şahabi bu konuda şöyle diyor:
Etnikçilik dini bir mesele olmaktan ziyade siyasi bir konudur ve gerçekte günümüzde Sünni toplumlar için büyük bir soruna dönüşmüştür. Zira sömürücü devletler Sünni Müslümanları etnikçilikle uğraştırıyor ve böylece demokrasi, oy hakkı, ifade özgürlüğü ve zenginliklerinin yağmalanmasını düşünmemelerine zemin oluşturuyor.
Bu hedefe ulaşmak için İngiliz MI6’in Hindistan yarımadası ve ayrıca Afganistan topraklarında uzun deneyimlere sahip olması yüzünden hatta Amerika’nın CIA casusluk örgütüne de liderlik ediyor. MI6 aslında zamana ve mekana uygun akıllı oyunlar ve programlar ve stratejiler hazırlayarak Müslümanların arasında tefrika ve gerginlik çıkarıyor. Hali hazırda sömürücüler ayrıca sanal ortam, uydu kanalları ve diğer bir çok kitle iletişim aracını kullanarak toplumların içinde tefrika çıkarıyor. Bu tür medya organlarının yayın merkezi ise genellikle Riyad ve Londra’da bulunuyor. Bundan başka, Amerika ve İngiltere devletleri etnikçiliği sadece sünni Müslümanlarla sınırlı tutmuyor ve bir çok çevreye göre aynı stratejiyi Şii Müslümanlar ve Hristiyanların arasında da uyguluyor.
Amerika casusluk örgütleri 2007 yılında yakın gelecekte dünyanın çeşitli bölgelerinde Hristiyanlığın radikalizmine şahit olunacağı uyarısında bulunmuştu. Bunun anlamı ise Amerika ve İngiltere casusluk örgütlerinin dünyanın çeşitli bölgelerinde dini savaş çıkarmaya hazırlandığı ve geniş planlar hazırladığıdır.
Günümüzde uygulanan etnikçiliğin geçmişteki etnikçilikle olan farkı, bugünkü etnikçiliğin teröre dönüşmesidir. Bugün cehenguy ordusu ve sahabe ordusu gibi vahabilerin beslediği tekfirci terör örgütleri en kanlı eylemlere imza atıyor ve bu da bu sapkınların etnikçi mahiyetini ve dini meselelerden ve camilerden oluşan meselelerini sokak çatışmalarına, savaş ve teröre ve kutsal mekanlara saldırıya çevirdiklerini ortaya koyuyor.
Pakistanlı ehli sünnet alimlerden Muhammed Şah Guri bu konuda şöyle diyor: Her gün yeni bir adla türeyen bu tür örgütlerin düşüncesi teröre yönelik düşüncelerdir ve esası da yanlış öğretilerine dayanan masum insanları öldürmeye dayanmaktadır.
Pakistanlı ehli sünnet liderlerden Miyan Ahmet Berekati ise şöyle diyor: Pakistan’da etnikçi temelli şiddet olaylarının hızla yayılması Amerika ve İngiltere’nin sapkın vahabi öğretileri üzerinden ehli sünnet arasında çatlak oluşturmak ve sünnilerle şiilerin arasında ihtilaf yaratmaktır. Sahabe ordusu gibi etnikçi ve terörist bir örgütün sünnet ve cemaat gibi halkın sevdiği sözcükleri kullanmaları kamuoyunu yaptırmak ve ehli sünnetin adını karalamak içindir.
Bölgde Amerika ve İngiltere casusluk örgütleri ve Arabistan’ın paraları ile kurulan ve İslam dünyasında her türlü fitne ve cinayeti işleyerek Müslümanları kana bulayan en yeni ve en şom tekfirci terör örgütü IŞİD’dir. Aslında bu örgüt bundan önce çeşitli adların altında cinayet işleyen ve tefrika çıkaran tüm etnikçi terör örgütlerinin en radikal şeklidir.
Hindistan Müslümanları istişare meclisi Başkanı Dr. Zaferul İslam Han şöyle diyor: IŞİD bir gecede yaratılmadı. Bu örgüt CIA tarafından ve planlı bir şekilde kuruldu. CIA dünyada radikalizm ve ifratın doruk noktasında olan insanları dünyanın dört bir yanında seçti ve İslam dünyasında tefrika yaratmak ve etnikçilik yapmak üzere işgal altındaki Filistin, Ürdün ve Amerika’da eğitti.
Şimdi İslamî hilafet iddiasında bulunan tekfirci IŞİD terör örgütü Irak ve Suriye’de art arda ağır hezimetlere uğradıktan sonra Pakistan ve Afganistan ve güneydoğu Asya bölgelerinde harekete geçerek bu ülkelerde fitne ve iç savaş çıkarmaya çalışıyor. Bu yüzden Amerika ve İngiltere casusluk örgütlerinin yerli işbirlikçilerin yardımları ve işbirliğile kurdukları kumpasları ve organize fitneleri ile mücadele etmek için tüm İslamî toplumların uyanık olması ve bu komploları ve fitneleri anında etkisiz hale getirmesi gerekir.