ABD en büyük insan hakları ihlalcisi - 1
Amerika dünyada en büyük insan hakları ihlalcisi olduğu halde kendini insan hakları savunucularının bayraktarı gibi göstermeye çalışıyor, üstelik başka ülkelerde insan hakları durumunu eleştirme yüzsüzlüğünü de sergiliyor.
Amerika’da insan hakları ihlali veya daha doğrusu evrensel insan hakları bildirgesini gözardı etme mısdaklarından biri, bu ülkede yaygın olan sosyal adaletsizlik ve ırkçılıktır.
Evrensel insan hakları bildirgesi tüm ükelerde kendi vatandaşları için insan şanına yakışır uygun ve eşit yaşam koşulları temin etmesini istiyor. Oysa Amerika’da milyonlarca insan yoksulluk ve sefalet içinde ve türlü ayrımcılıklara ve sosyal adaletsizliğe maruz kalarak yaşıyor. Bu konu, özellikle Amerika dünyanın en büyük ve en zengin ekonomisi ve dünya servetinin önemli bir bölümü bu ülkede biriktiği halde gündeme geliyor. Bu yüzden Amerika’da yoksulluk ve ayrımcılık durumlar gelişmemiş veya gelişmekte olan ve servet üretmek için yeterli mali kaynakları veya siyasi istikrarı olmayan ülkelere kıyasla Amerika’da insan hakları ihlali olarak telakki ediliyor.
Amerika’da resmi verilere göre yaklaşık 40 milyon insan yoksulluk çizgisi altında yaşıyor. Bu insanlar yiyecek, konut, iş ve yaşam için gerekli olan asgari ihtiyaçları karşılayamıyor ve hayır kurumlarının yardımları ile hayatını sürdürmeye çalışıyor. Amerika yönetimi bu tür insanlara yardım etmek için yıllardır gıda maddeleri kuponları gibi refah programlarını uyguluyor. Bu program çerçevesinde toplumun yoksul insanlarına özel kuponlar veriliyor ve bu insanlar bu kuponlarla özel marketlere giderek ekmek gibi temel ihtiyaçlarını karşılıyor.
Öte yandan Amerika’da yoksul insanlar bazen en temel ihtiyaçlarını karşılamak için insani şeref ve kerametinden vazgeçmek ve asla bir insana yakışmayan davranışlarda bulunmak zorunda kalıyor. Amerika’da bu denli geniş çaptaki yoksulluk yüzünden bazı yoksul vatandaşlar fuhuş, hırsızlık ve hatta cinayet gibi suçlara yöneliyor ve böylece Amerika’nın çok sert olan ortamında ayakta kalmaya çalışıyor.
Ancak son yıllarda Amerika’da yaşanan art arda mali ve iktisadi ve sosyal krizlerin yüzünden bu ülkenin şimdiki yönetimi gıda maddeleri için dağıttığı kuponlara ayırdığı bütçeyi azalttığı gözleniyor.
Amerika’da veriler, yaklaşık 40 milyon vatandaşın bu tür yardımların devam etmesine bağımlı oldukları halde Amerikan kongresi son yıllarda en az beş milyon kişiyi bu programın kapsamı dışına alarak bütçeyi askeri ve güvenlik faaliyetleri gibi başdöndüren bütçeleri olan faaliyetlere ayırdı.
Oysa Amerika’da yoksullarla ilgilenen kurumlar ve yine hayır kurumları ve dernekleri Amerikalı yoksulların yaşam koşulları daha da zorlaştığı konusunda sürekli uyarılarda bulunuyor. yine insan hakları gözetleme örgütü ve uluslararası af örgütü gibi kurumlar da Amerika’da yoksulluğun yayılmasının ardından bu ülkede insan hakları ihlali konusunda derin kaygı duyduklarını ifade ediyor.
Amerika’da yoksulluk durumunu diğer bir çok ülkeye kıyasla farklı kılan durum bu ülkede sınıflar arasındaki derin uçurumdur.
Amerika yaklaşık 19 trilyon dolar gayri safi milli hasıla ile dünya ülkeleri arasında birinci sırada yer alıyor ve bu ülkenin bazı vatandaşları ve firmaları dünyanın en zengin insanları ve firmaları sayılıyor. Örneğin 40 milyon insanın yoksulluk çizgisi altında yaşayan ve yiyecek için devletin verdiği kuponlara bağımlı olan insanların yaşadığı Amerika’da microsoft firmasının kurucusu Bill Gates’in serveti 70 milyar dolar olarak ifade ediliyor.
Amerika’da onlarca süper zengin ailenin serveti 317 milyon nüfuslu bu ülkenin servetinin yarısına denk geliyor. Gerçi bu eşitsizlik ve sınıflararası uçurumun sadece Amerika toplumuna özel olmadığı ve başta Batılı ülkeler olmak üzere dünyanın çoğu ülkesinde söz konusu olduğu anlaşılıyor, ama yine de dünyada hiç bir ülkede zenginle yoksul arasındaki uçurumun Amerika kadar derin olmadığı ifade ediliyor, üstelik son yıllarda bu ülkede yaşanan mali krizlerin bu uçurumu daha da derinleştirdiği gözleniyor.
Araştırma kurumlar Batı dünyasında sanayi devriminden sonra şimdiye kadar hiç bir dönemde sosyal sınıfların arasındaki mesafe bu kadar derinleşmediğini belirtiyor. Bu mesafe en çok Amerika’da göze çarptığı anlaşılıyor. Gerçi ilk bakışta iktisadi eşitsizlikle insan hakları ve ihlali arasında doğrudan bir bağlantı olmadığı düşünülebilir, fakat buna rağmen içinde mutlak yoksulluğun yanında mutlak zenginliğin oluştuğu bir toplumda sosyal yapılar tüm vatandaşların yaşam şartları evrensel insan hakları bildirgesinde belirtildiği üzere eşit ve uygun düzeyde olamayacağı kesindir.
Amerika’da insan hakları meselesini de etkileyen iktisadi eşitsizlik ve yoksulluktan başka sistematik ve kurumsal hale gelen ırkçılık da bu ülkenin insan hakları karnesinde kara bir leke olarak yer aldığı anlaşılıyor. Amerika’da hala deri rengi vatandaşların refah ve güvenlik imkanlarından yararlanma seviyesini belirliyor. Nitekim bu ülkede seyrek sayıda seçkin renkli derilinin dışında bir çok siyahiler, latin kökenliler ve Amerika’nın gerçek sahipleri kızılderililerin yaşam standartları orta sınıf beyazların çok çok altında bulunduğu gözleniyor
Amerika çalışma bakanlığının verilerine göre siyahi bir işçi, aynı işi eşit şartlarda yapan beyaz bir işçiye kıyasla %30 daha az maaş alıyor. Yine siyahi işçilerin ve çalışanların iyi okul, uygun sağlık hizmetleri, mali imkanlar ve zengin mahallelerde yaşama şansı bakımından beyazlara kıyasla çok geride kaldıkları belirtiliyor. Buna karşı Amerika hapishanelerinde siyahi mahkum sayısı nüfuslarına oranla çok yüksek olduğu ve idam cezasına çarptırılan mahkumların genellikle siyahi vatandaşlar olduğu anlaşılıyor.
Amerikan toplumunda açıkça uygulanan sosyal ve kültürel ırkçılıktan başka bu ülkenin güvenlik ve yargı kurumları da ırkçılık uyguluyor. Son yıllarda Amerika’da beyaz polislerin siyahi gençleri sebepsiz yere ateş açarak öldürmesi büyük bir soruna dönüştüğü gözleniyor. Araştırmalar Amerika’da siyahi bir gencin beyaz bir gence kıyasla 9 kat daha fazla polis gücünün tehditlerine ve sebepsiz yere ateş açmasına maruz kaldığını gösteriyor. Üstelik Amerika mahkemeleri genellikle siyahi gençleri vurarak katleden beyaz polislerin hakkında beraat kararı veriyor.
Her halükarda kesin olan şu ki Amerika toplumunda insan hakları ihlalleri çok fazladır. Bu durumun bir örneği Amerika’da hapishanelerin uygunsuz şartlarıdır. Bazı eyaletlerde yeterli mali kaynak yokluğu yüzünden hapishaneler mahkumların saklanması için asla uygun değildir ve mahkumlar oldukça dar ve uygunsuz şartları olan hücrelerde barınmak zorundadır. Yine idam cezasına çarptırılan insanların elektrikli sandalye veya zehirli ilaçlarla infaz edilmesi de Amerika’da insan hakları ihlallerinden sayılır.
Amerika’da bazı hapishanelerde bazı mahkumlar uzun yıllar tek kişilik hücrelerde ve beşeri toplumlardan uzak bir şekilde saklanır. Yine bu hapishanelerde renkli derililere ciddi ayrımcılık ve ırkçılık uygulanır ve siyahi mahkumlar bir çok refah imkanlarından mahrum bırakılır.
Amerika’da hapishanelerin özel sektöre devredilmesi ve özel sektörün bu alanda yatırım yapmasının ardından polis, yargı ve özel firmalardan oluşan bir mafya çetesi oluştuğu ve böylece özel sektörün gelirinin artması için türlü bahanelerle daha çok sayıda insanın hapse atılmaya başladığı gözleniyor. Bu yüzden Amerika halkı dünyada diğer milletlere nazaran en çok hapis cezası alan toplumudur ki bu da insan hakları ilkeleri ile açıkça çelişen bir durumdur.