ABD en büyük insan hakları ihlalcisi - 2
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i76394-abd_en_büyük_insan_hakları_ihlalcisi_2
Evrensel insan hakları bildirgesinde dinlerin özgürlüğü de gözetiliyor.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Temmuz 05, 2017 05:06 Europe/Istanbul

Evrensel insan hakları bildirgesinde dinlerin özgürlüğü de gözetiliyor.

Bu belge başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin arasında çok önemseniyor. Belge insanların dinleri izlemekte ve ibadetlerini getirmekte hür olduklarını ve hiç bir devlet vatandaşlarını bu yönde kısıtlayamayacağını vurguluyor.

Buna karşın ve Batılı ülkelerin dinlerin özgürlük ülkesine bağlı olduklarını iddia etmelerine rağmen, bu ülkelerde bir çok durumda bazı dinlerin izleyenlerine karşı bir takım kısıtlamaların uygulandığı gözleniyor. Örneğin Avrupa ülkelerinden ve Amerika’da Yahudiler uzun yıllar bir takım hak ihlalleri ile karşı karşıya kaldı ve Avrupa’nın bazı Hristiyan devletleri geçen yüzyılın ilk yarısında Yahudi katliamı gerçekleştirdi ve bu cinayetlerinin bedelini de Ortadoğu bölgesinde ve İslam topraklarında mazlum Filistin milletine ödetti.

Bu arada Amerikalıların en azından Avrupalılara kıyasla dini çeşitliliğe yönelik uygulamaları daha uygun olduğu belirtilmelidir. Avrupa’da dini ve ırkçı bağnazlıkların birinci ve ikinci dünya savaşları gibi korkunç facialara yol açmasının aksine Amerika’da çeşitli dinlerin izleyenleri bir arada ve huzur içinde yaşıyordu, ta ki 11 Eylül 2001 olayları yaşandı.

Amerika’da 11 Eylül 2001 tarihinde 15’i Arabistan vatandaşı olan bir terör örgütünün üyeleri Newyork ve Washington kentlerinde terör saldırıları gerçekleştirmesi, Amerika ve Batı dünyasında İslam karşıtlığı ve İslamofobia bağlamında yeni bir dönemi başlattı. Gerçi bu saldırılardan önce de Amerika devleti bu ülkenin sınırlarının dışında dünyanın dört bir yanında Müslümanlara karşı çeşitli cinayetleri işlemişti ki buna İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik hasmane eylemleri, Irak topraklarına askeri saldırıyı, siyonist rejimi Filistinlilere karşı cinayetlerinde desteklemesi ve diğer bir çok irili ufaklı cinayeti örnek vermek mümkün.

Buna karşın Amerika ve daha sonra da Avrupa’nın İslamofobia projesini sistematik ve koordineli bir şekilde uygulamaya başlamasına yol açan mesele, terör gibi şom bir fenomeni İslam’la bağdaştırmalarıydı. Amerika’nın dönem yönetimi 11 Eylül 2001 terör saldırılarını yapanların bir avuç sözde Müslüman olduğunu bahane ederek oğul Bush’un tabiri ile Müslümanlara karşı yeni bir haçlı savaşı başlattı.

Bundan sonra Amerikalı yetkililer ve politikacılar İslam’ın adını terörle eş anlamlı telakki etmeye başladı ve Müslümanlar da mücadele edilmesi gereken bir avuç terörist olarak ilan edildi. Böylece Amerika’da Müslümanlar İslam karşıtlarının en ağır saldırılarına maruz kalmaya başladı. 11 Eylül 2001 terör saldırıları üzerinden geçen son 15 yılda Amerika’da Müslümanlara ve özellikle hicab gibi İslamî simgeleri kullanan insanlara yönelik saldırı ve hakaret ve taciz  olayları ile ilgili bir çok rapor yayımlandı.

Amerika’da İslam karşıtlığının en son örneğinde Oregan eyaletinde bir trene binen İslam karşıtı bir adam iki başörtülü kadına haraket etti, fakat bir kaç gayri Müslim erkeğin tepkisi ile karşılaştı. Saldırgan bu kez elinde bıçakla kendisine itiraz eden gayri Müslimlere saldırdı ve bazılarını elindeki bıçağı ile yaraladı. Gerçi bu hadise siyaset ve medeni hakları savunan çevrelerce şiddetle kınandı, ama bir kez daha Amerikan toplumunda İslamofobianın hangi boyutlara ulaştığını açıkça gözler önüne serdi.

Amerika’da yıllarca İslam karşıtı propaganda yapılması ve Müslümanlar terörist olarak tanıtılması yüzünden bir avuç radikal ve cahil insanın İslam dinini terör yanlısı bir din olarak telakki etmelerine ve böylece Müslümanlara karşı şiddete baş vurmalarına yol açtı.

Öte yandan bazı cani örgütlerin İslamî değerlerle ilgili sözcükleri ve adları kullanarak dünyanın dört bir yanında Müslümanlara ve gayri Müslimlere karşı cinayetleri işlemesi Batı dünyasında İslam karşıtı duyguları daha da körükledi. Oysa tüm İslamî mezheplerin dini liderleri ve Müslüman siyasi ve sosyal şahsiyetler her türlü terör eylemini ve masum sivillerin katledilmesini en sert biçimde kınadıklarını ilan ediyordu.

Veriler son 15 yılda Müslüman olduklarını iddia eden terör örgütlerinin düzenledikleri terör saldırılarında hayatını kaybeden Müslümanların sayısı gayri Müslimlere kıyasla kat kat fazla olduğunu gösteriyor. Buna karşın Batı’da bazı radikal akımlar Müslümanları terörist olmakla suçlamaya devam ediyor.  Bu kesim hatta 11 Eylül 2001 saldırılarından önce de medeniyetlerarası savaş gibi başlıkların altında kitaplar ve makaleler yazarak çeşitli dinleri karşı karşıya getirmeye ve böylece Batı’nın Doğu bloku çöktükten sonra yayılmacı ve sultacı emelleri için bahane üretmeye çalışmıştı. Nitekim bu tür bahaneleri üretme gayreti bugün dünyayı Batı karşıtı ve İslam karşıtı radikal akımların esiri yaptı.

Öte yandan Amerika’da insan hakları ilkelerine tamamen aykırı olan Müslümanlara yönelik psikolojik ve propaganda baskılarında son bir yılda ciddi artış yaşandığı gözleniyor. Bunun sebebi ise Amerika’nın yeni Başkanı Donald Trump’ın seçim kampanyaları sırasında ve sonrasında attığı sloganlar ve vaatleridir. Trump Amerika’nın eski politikacılara öfkeli olan kesimin desteğini kazanmak için başta Meksikalılar ve Müslümanlar olmak üzere azınlıklara saldırmaya başladı ve seçim kampanyalarında bu kesimlere her türlü hakarette bulundu.

Trump seçim kampanyalarında Meksikalıları cani ve cinsel sapık ilan etti ve Müslümanların Amerika topraklarına ayak basmalarına mani olma sözü verdi. Gerçi Trump beyaz saraya girdikten sonra bu sözlerini biraz yumuşattı, fakat beyaz saraya girdiği ilk haftada bir kaç İslam ülkesinin vatandaşlarının Amerika’ya girişini yasaklayan kararı imzaladı. Amerika Başkanı Trump bu ülkelerin Müslüman ve gayri Müslim vatandaşlarının tehlikeli olduğuna dair hiç bir güçlü delil göstermeksizin Amerika’ya girişlerine yasak getirdi. Ancak bu ani karar Amerika topraklarındaki havaalanlarında ve giriş kapılarında büyük bir kriz ve kaosa sebep oldu.

Amerika Başkanı Trump’ın bu kararından sonra Amerika’nın gümrük memurları Amerika’da ikamet belgesine veya ABD’nin resmi vizesine sahip oldukları halda yaşlı çocuk, kadın erkek, bir çok insanın giriş yapmasını engelledi. Bu insanlardan bazıları havaalanlarında saatlerce gözaltına alındı ve hatta İranlı beş yaşındaki bir çocuğun eline kelepçe takıldı. Yine İranlı bir çocuk gibi bir çokları Amerikan hastanelerinde tedavi görmek üzere bu ülkeye geliyordu, fakat gümrük memurları giriş yapmalarına engel oldu.

Amerika’nın bir kaç İslam ülkesinin vatandaşlarına yönelik bu ırkçı davranışı bir yandan bu sorunla karşılaşan insanlara yönelik desteği beraberinde getirirken, öbür yandan da Amerika’da İslam karşıtlığı atmosferini şiddetlendirdi. Amerika havaalanlarında Trump’ın haksız kararına tepki gösteren sosyal aktivistler ve hukukçuların protesto eylemlerinin yanı sırada bazı ırkçı ve radikal kesimler de IŞİD ve diğer terör örgütlerinin cinayetlerine işaretle Müslümanlara karşı uygulanan bu kısıtlamayı desteklediklerini ilan ettiler. Bu zümre bu skandalın ardından da sürekli müslüman karşıtlığı söylemleri gündeme getirerek Amerika’da yaşayan Müslümanlara ve Amerikalı Müslümanlara sıkıntı yaratmaya başladı, öyle ki biraz önce de belirtildiği üzere ırkçı bir Amerikalı trende iki Müslüman kadına sırf İslamî hicab yüzünden saldırdı.

Aslıda başta 1.5 milyar izleyeni olan İslam dini olmak üzere dünyada çeşitli dinlerin mensuplarına yönelik taciz ve eziyet devam ediyor, fakat bu uygulamalar hiç bir insan hakları ilkesi ve kuralına uymadığı da açıkça ortadadır. Buna karşın Amerika yönetimi türlü yollardan bu ülkenin içinde ve dışında isteyerek veya istemeyerek de olsa İslam karşıtlığını körüklemektedir. Gerçi Amerika yönetimi arada bir İslamî ülkelerde düzenlenen terör saldırılarına veya Batılı ülkelerde Müslümanlara yönelik saldırıları kınamakta, fakat Müslümanlara El-kaide ve IŞİD gibi terör örgütleri ile bir tutmakla dünyada İslam karşıtlığının yayılmasında ve sonuçta milyonlarca Müslümanın haklarının çiğnenmesinde en önemli rolü ifa etmeye de devam ediyor.

Gerçekte Amerika’da bu ülkenin yönetiminden başka medya ve lobiler ve bazı radikal teşekküller de Müslümanların haklarının ihlal edilmesinde önemli rol ifa ediyor. Bu durum Amerika’yı son yıllarda insan haklarını ihlal eden ülkelerin arasında yer almasına yol açtığı anlaşılıyor.