Amerika’da kadın hakları nasıl savunulur?
İnsan hakları her zaman zorba devletlerin sultacı emellerine ulaşma aracı olmuştur. Zorba devletler bu bahane ile sürekli hedef ülkelerine baskı uygulamıştır.
Bu doğrultuda son onyıllarda başta ABD olmak üzere Batılı devletlerin İran İslam Cumhuriyeti gibi bağımsız devletlere baskı uygulamak için kullandıkları bahanelerden biri de kadın hakları ve kadınların özgürlüğüdür.
İran İslam Cumhuriyeti’nde kadın hakları ihlal iddiaları, bir çok araştırma insan hakları havarisi Amerika’da kadın hakları diğer ülkelere kıyasla en çok çiğnenen ülke olduğunu açıkça ortaya koyduğu halde ileri sürülmektedir.
Uluslararası af örgütü “kırık bedenler ve perişan psikolojiler” başlık raporunda Amerika’da her 15 saniyede bir kadın şiddete maruz kaldığını ve her gün bir kadın cinsel tecavüze uğradığını ifşa etti.
UNICEF de yayımladığı raporunda bu konuyu doğrulayarak şu ifadelere yer verdi: Amerika kadınları darp etme konusunda dünya ülkeleri arasında birinci sırada yer alıyor ve bundan daha büyük talihsizlik ise, insan haklarına uyduğunu iddia eden Amerika’da kadınların maruz kaldığı şiddet, Zimbabve ve Kamboçya’da kadınların maruz kaldığı şiddetin aynısı olmasıdır.
Bir başka araştırmaya göre bu tür şiddet uygulamaları kadınlarda ömür boyu unutamayacakları cismi ve ruhi iz bırakıyor. Şiddete maruz kalan kadınlar genellikle korku, nefes darlığı ve ishal gibi rahatsızlıklardan acı çekiyor ve bu yüzden uyuşturucu maddelere ve sinir ilaçlarına yöneliyor.
Hukuk uzmanlarından bayan Zehra Kuhsari şöyle diyor:
İnsan hakları insaniyet ve adalet demek değil midir? O zaman neden Yemenli, Afgan, Iraklı ve hatta Batılı kadınlar asırlarca haklarını talep etmelerine karşın günümüz dünyasında hala tehdit, taciz ve tecavüze maruz kalıyor ve Amerika’nın iddia ettiği insan haklarında hiç bir yeri bulunmuyor? Maalesef bugün şahit olduğumuz durum, Amerikalı insan hakları havarilerinin bu bağlamda ileri sürdükleri boş iddialardır ve bu ok karanlıkta boş ve uydurma bir hedefe doğru atılmakta ve sadece biz de insan haklarında varız denmeye çalışılmaktadır ve bu, günümüz dünyasında milletlerin şimdiki siyasi bilinç seviyesinde bir milletin insan hakları meselesine yönelik en saçma eğilimidir.
Günümüzde şiddet ve tecavüze maruz kalma korkusu Amerikalı kadınların en büyük korkulu rüyası sayılır. Bu durum Amerikalı kadınların iş hayatında, iş zamanında ve mekanında ve mesai arkadaşlarının mahiyetinde göze çarpmakta ve etkisini göstermektedir.
Marlin French “kadınlarla işyerinde savaş” adlı eserinde Amerikalı kadınların durumu hakkında çok acı gerçekleri dile getiriyor. Franch eserinin bir bölümünde şöyle yazıyor: tüm erkekler hangi iş seviyesinde olursa olsun, kadın meslektaşlarına cinsel tacizde bulunmakta aktif katılımda bulunmasa bile seyirci olarak ortaklık etmektedir. Amerika’nın itfaiye kurumunda çalışan kadınların itiraf ettikleri üzere onlar yaşamlarını tehdit edecek boyutta cinsel taciz ve tecavüze maruz kalmaktadır.
Marlin French ifşaatının devamında Amerika’da kadın haklarına uyulmadığı konusunda çok ilginç verilere de yer vererek şöyle diyor:
Amerika gerçi kadınların %55 kadarı ücret karşılığı çalışıyor, ama hepsi istisnasız ayrımcılığa maruz kalıyor. Kadınların ilerlemesi yolunda hiç bir engel olmadığını iddia eden ticari kurumlar ve firmalarda çok seyrek olarak bir kadın terfi alabiliyor, üstelik uzmanlık ve yöneticilik kadrolarında yer alan kadınlar da erkek meslektaşlarına kıyasla daha az maaş alıyor. Bu mesele her yerde ticari kurumlardan tutun ta bilimsel merkezlere ve kurumlara kadar göze çarpıyor.
French, iş ortamında cinsel taciz, kadın hakları ihlallerinin bir başka örneği olduğunu, hatta bazı durumlarda konu basit bir cinsel tacizle sınırlı kalmadığını ve kadının darp edilmesi ve hatta öldürülmesine kadar uzandığını vurguluyor.
Siyaset meseleleri uzman Ata Behrami şöyle diyor:
Amerikalı kurumların savunduğu Amerikan insan haklarını ilgilendirdiği kadar, kadın haklarını savunma meselesi ancak işçi kapitalis düzenin çıkarlarına zarar vermeyeceği yere kadar geçerlidir. Yani bunlar firmaların ve fabrikaların nasıl kazancını yükseltebileceğine ve kadınların topluluğunda ne gibi normlara ihtiyaç olduğuna bakar ve buna göre onlara norm ve kural belirler ve hakimiyet tarafından tamamen kontrol altında tutulan ve gerçekte düzenin hizmetinde olan STK’lara ve diğer teşekküllere bu normları ve kuralları dayatır. Amerikalı sanayiciler ucuz kadın işçilere ihtiyaç duydukları zaman kadın haklarına da uyulması gerektiğini ve onlar da erkekler gibi çalışma hakkına sahip olduklarını ileri sürerek onları en düşük maaşlarla işçi ortamlarına soktular.
Amerika’da kadınlar için iş ortamı, işçi kadınların ölümüne yol açan esas etken olacak kadar vahimdir. Bu ortamda kadın işçiler erkek meslektaşları tarafından öldürülür. Bundan daha acı gerçek ise Amerika meslek güvenliği ve sağlığı milli müessesesi uzmanlarından Catherine Bell’in belirttiğine göre Amerika'da iş ortamında öldürülen siyahi kadın sayısının beyaz kadınlara kıyasla iki kat fazla olmasıdır.
Günümüzde uluslararası camianın dikkatini çeken bir başka acı mizah da Amerika yönetiminin başka ülkelerin hapishanelerinde kadın mahkumların durumlarını eleştirdiği halde kendi hapishanelerinde kadınların yaşadığı feci şartlarla ilgili asla açık ve net bir rapor sunmamasıdır.
Amerika’da kadın mahkumlara yönelik uygulamalar feci boyuttadır, öyle ki BM işkence ile mücadele komisyonu bir raporda şöyle diyor: Amerika’da kadın mahkumlara yönelik davranış düzeltilmelidir. Gardiyanların kadın mahkumları cinsel açıdan istismar etmesi, ırkçılık, ayrımcılık, kadın mahkumları zincire bağlamak gibi durumlar Amerikan hapishanelerini dünyanın en korkunç hapishanelerine dönüştürmüştür.
Amerika hapishanelerinde mevcut olumsuz şartları genellikle görmezden gelen uluslararası af örgütü geçenlerde yayımladığı bir raporunda Amerika hapishanelerinde gardiyanların kadın mahkumları cinsel açıdan sömürdüğü ile ilgili en az bin vakayı doğruladı.
Newyork terbiye ve ıslah kurumu da raporunda kadın mahkumların hakkında bir başka acı gerçeği ifşa etti. Raporda bazı durumlarda hamine kalan kadın mahkumlara kürtaj yapmaları önerildiği belirtildi. Rapora göre Newyork eyaletinin hapishanelerinde her yıl her 9 hamile kadından dördü kürtaj yaptırıyor. Raporun oldukça feci görünün bir bölümü Amerikan hapishanelerinde bir nevi soykırım uygulandığına ışık tutuyor. Gerçi Amerika siyahi yoksul kadınları kısır yapmakta kara karnesi bulunan bir devlettir. Amerika’da 1920’li ve 1930’lu yıllarda bir çok siyasi kadın zorla kısır yapıldı. Ve şimdi Newyork terbiye ve ıslah kurumunun raporunda da 2006 ila 2010 yılları arasında Newyork hapishanelerinde 150 renkli derili kadının kısır yapıldığı belirtiliyor.
Bu acı gerçekler Amerika’da kadınların karşı karşıya bulunduğu acı gerçeklerin sadece küçük bir bölümünü oluşturuyor. Bugün dünyada her gün bir bölgeyi insan hakları bahanesi ile hedef alan Amerika’da toplumun neredeyse yarısını oluşturan kadınlar hala insan haklarından mahrum yaşıyor.
Medya uzmanı Alirıza Davudi ise şöyle diyor:
İnsan hakları edebiyatında kadın hakları özellikle Amerikan modelinde iki kuralı izliyor. İlk kural, Amerika’da kadının kültürel ve sosyal alanda iç iletişimi kolaylaştıran araçtır ve ikinci kural da, kadının diğer siyasi bileşenlere baskı uygulama yönünde bir araç sayılır. Kadın Amerika gibi ülkelerin söz ve davranış edebiyatında bir metadan fazla bir şey değildir. Amerikan insan haklarında da kadın bir meta gibidir. Amerikan insan haklarından kadının gelişmiş bir insan bakımından konumu menfidir, fakat kadın Amerikan insan haklarında başka bileşenlere baskı uygulamayı kolaylaştıran araç olarak konumu 100. derecededir.