ABD ve NATO işgalinden sonra Afganistan - 3
Sohbetimizin bu bölümünde Afganistan ve Pakistan’da Vahabi ideolojisinin yayılması ve Suud rejiminin bu süreçte yıkıcı rolünden söz etmek istiyoruz sizlere.
Bölgede ve özellikle Pakistan’da Amerika ve İngiltere casusluk örgütlerinin rol ifa ettiği Vahabi tarikatının yayılmasını irdelerken bazı özel konuların üzerinde durmak gerekir. Bölgede şiddet eğilimini yaygınlaştırmak, radikalizm, etnikçilik ve mezhepçiliği körüklemek, şii sünni çatışması çıkarmak ve sapkın Vahabi ideolojisine inanmayanları kafir ilan etmek, Vahabi tarikatının İslam ülkelerinde izlediği hedeflerden bazılarıdır. Vahabi tarikati bu hedeflerine ulaşmak için Suud rejiminin mali desteğinden ve bölgede açtığı medreselerin mezunlarından kurduğu radikal milis güçler ve terör örgütlerinden ve yine hatipleri ve son zamanlarda da hükümetlerin çeşitli katmanlarına sızan ajanlarından yararlanıyor.
Suud rejiminin bölgede ve özellikle Pakistan’da Vahabi tarikatı ve terörizmin yayılmasında ifa ettiği rolü, hatta bu rejimin müttefiki ve hamisi olan Batılı ülkeleri de tepkiye ve bu rejimi eleştirmeye zorlayacak kadar aşikar ve belirgin hale gelmiştir. Brookins vakfı uzmanı Willam Mc Kants Amerika’da yayımlanan Newyork Times gazetesine verdiği demeçte Arabistan ve sapkın Vahabi tarikatının dünyanın çeşitli bölgelerine terör ihracında ifa ettiği rolü şöyle değerlendiriyor:
Radikalizm ve terör eğilimi sahasında Arabistan hem ateşi yakan ve hem söndürendir. Suud rejimi zehirli Vahabi ideolojisini yayan taraftır ve böylece radikal ve terörist kesimleri ideolojik açıdan besliyor ve ardından terörle mücadele ettiğini iddia ediyor.
Batılı gazeteci yazar Ferid Zekeriyya da Washington Post gazetesinde Vahabi tarikatı ve İslam dünyasında şiddet eğiliminin yaygınlaşmasında ifa ettiği rolü hakkında şu yorumda bulunuyor:
Arabistan İslam dünyasında büyük bir devi yaratmıştır.
Gerçi geçmişti Arabistan İslam dünyasında ve özellikle Pakistan’da Vahabi tarikatını gizlice destekleyerek buralarda dini ve etnik krizleri körüklüyor ve Batılı çevreler de bu sürece destek veriyordu, ancak Vahabi örgütlerin terörle ilgili eğilimleri değiştikten sonra Batılı çevreler daha çok Vahabi ideolojisini ve uygulamalarını ve öğretilerini inceleme ihtiyacı hissetmeye başladı.
Türkiye’nin diyanet işleri Başkanı Mehmet Görmez ise Vahabi tarikatının hedefleri hakkında şöyle diyor: Vahabi öğretiler plüralizm, hoşgörü ve İslam dininin en belirgin bileşenlerinden sayılan ilim ve bilim üzerinde yeniden düşünmeyi sorgulama temeline dayanır. Vahabiler bidatleri ile İslam dininden şiddet ve terörle sonuçlanan büyük bir sapma yaratmaktadır.
Arabistan bölgede Vahabi ideolojisini yaygınlaştırmak için gerekli zeminlere sahip olan Pakistan’ı seçti. 1970’li yıllarda Pakistan’da Ziyaülhak’ın iktidarı ele geçirmesi, Pakistan ordusunu şiddetle mezhepçiliğe sürükledi. Afganistan topraklarının kızıl ordu tarafından işgal edilmesi ve bu ordu ile savaşmak için mücahitlerin eğitimine ABD ve Arabistan’dan para gönderilmesi, İran’da İslam inkılabı zafere kavuşması ve dünyada ilk şii devlet kurulması Suud rejimini ehli sünnet arasındaki iktidarını kaybetme kaygısı ile karşı karşıya getirdi ve bu da bu rejimin Pakistan’da Vahabi tarikatını yaygınlaştırmaya yöneltti.
İslamabad’da uluslararası İslamî bir üniversite açılması, Vahabi misyonerlerin bölgeye sevkedilmesi, Pakistan’da binlerce dini medrese ve Darul Dava Selefiye merkezi gibi propaganda merkezlerinin açılması, onlarca cami inşa edilmesi, medya faaliyetleri, Arapça’nın yaygınlaştırılması ve Pakistan’dan binlerce işçi istihdam edilmesi, İslam alimleri cemiyeti gibi siyasi partilerin kurulması ve ayrıca Cehenguy ordusu ve Sahabe ordusu gibi onlarca terör örgütünün kurulması, Arabistan rejiminin Pakistan’da sapkın Vahabi ideolojisini yaygınlaştırmak amacıyla icraatıydı.
Amerika’nın demokrat senatörlerinden Chris Morphy 2015 yılında Amerika dış ilişkiler konseyinde yaptığı konuşmasında açıkça şu itirafta bulundu:
Arabistan Pakistan’da yaklaşık 24 bin dini medrese açtı. Bu medreseler nefret ve terörü besliyor ve ihraç ediyor. Bu medreselerde çok ince bir şekilde şii karşıtlığı ve Batı’ya karşı mücadele propagandası yapan Vahabi tarikatı öğretiliyor.
Öte yandan Pakistan’da bazı siyasi partilerin ve ordunun Arabistan’a ve bu ülkenin petrol dolarlarına bağımlılığı ise İslamabad yönetimine yöneltilen iç terör, bölgesel ve uluslararası teröre karşı mücadelede pasiflik eleştirilerine ve itirazlara rağmen İslamabad yönetiminin Arabistan ve Vahabi tarikatının sözünden çıkmamasına sebebiyet veriyor. Aslında Afganistan halkı hiç bir zaman Vahabi tarikatına bu ülkede faaliyet etmesine izin vermediği ve bu ülke tarih boyunca şii ve sünni Müslümanların barış ve kardeşlik çerçevesinde bir arada yaşamanın en güzel örneğini sergilediği için Suud rejimi Vahabi tarikatını yaygınlaştırmak için Pakistan’ı seçmek zorunda kaldı, fakat bu seçim Pakistan için hem iç arenada ve hem bölgesel ve hatta uluslararası bazda çok yıkıcı tesirleri oldu.
Newyorkt Times gazetesinin yazdığına göre Pakistan gibi dağınık ülkelerde Arabistan’ın paraları ve Vahabi ideolojisi bu tür ülkelerde dini ayrışmaları şiddetlendirerek durumlarını oldukça kırılgan hale getirdi.
İngiliz The Guardian gazetesi de bu durumu yönelik yorumunda şu ifadelere yer verdi: Vahabi tarikatı Arabistan’ın paralarının tsunamisi ile terörü besliyor, ancak ABD kongresi başta İran İslam Cumhuriyeti olmak üzere başka ülkeleri terörle suçluyor.
Eskiden Arabistan’ın cinayetlerini ve Pakistan’da şiddeti körüklemesini çeşitli yollardan örtbas etmeye çalışan Batı medyası şimdilerde açıkça Arabistan’ı dünyada terör ve radikalizm ve etnikçiliğin baş sebebi olarak ilan ediyor.
Hufington Post gazetesi Ağustos 2014’te yayımladığı makalesinde şöyle yazdı: Eğer siz Arabistan’da Vahabi tarikatının tarihini bilmiyorsanız, başta Pakistan olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinde etnikçilik ve terörü doğru düzgün analiz edemezsiniz.
Şimdi ise Arabistan’ın Pakistan’da başlattığı yeni oyun, etnikçi çatışmaları körüklemek amacıyla vekalet savaşlarını başlatmaktır.
Pakistan’ı Afganistan ile çatıştırmak, bu iki ülkenin sınırlarını güvensiz hale getirmek, Pakistan’ın başka komşuları ile ortak sınırlarını karıştırmak, Vahabi tarikatını ve terörü şiddetle kınayan Afgan alimlerle Pakistan’ın İslam alimleri cemiyeti gibi diğer güçlü İslamî akımların alimlerini karşı karşıya getirmek, Arabistan’ın İslam ülkelerinde fitne çıkarmak ve bu ülkeleri birbirine düşürmek için izlediği bazı planlardır.
Batılı uzmanlardan Patrick Cockbern İngiltere’de yayımlanan Independent gazetesinde yayımladığı makalesine şöyle diyor:
Bu savaş, on binlerce masum insanın katliamı, hapsi, taciz ve eziyet edilmesine sebebiyet veren barbarca bir savaştır. Ancak müslümanlar ve gayri müslimler seyrek olarak bu cinayetin perde arkasının mahiyeti ve azmettiricilerini bilmektedir.
Ancak şimdi Pakistan ve bölgede siyaset çevreleri ve uzmanların üzerinde durduğu bir başka nokta, Arabistan ve Vahabi tarikatı liderlerinin Amerika ve diğer Batılı ülkelerin sözde terörle mücadelede ortakları olması ve Pakistan yönetimine terörle mücadele için askeri ve mali yardımlarda bulunduklarını iddia etmeleridir. Oysa Afganistan yetkilileri bölgede terör ve radikalizmin kökleri Pakistan’a uzandığını ve İslamabad yönetiminin bu afetle mücadelede bazı sakıncaları göz önünde bulundurmak zorunda olduğunu belirtiyor.