ABD en büyük insan hakları ihlalcisi - 4
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i76630-abd_en_büyük_insan_hakları_ihlalcisi_4
Amerika devletinin insan hakları kara karnesinde biyo terörizm ve masum insanların üzerinde ölümcül deneylerin yapılması özel bir yeri vardır.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Temmuz 07, 2017 12:30 Europe/Istanbul

Amerika devletinin insan hakları kara karnesinde biyo terörizm ve masum insanların üzerinde ölümcül deneylerin yapılması özel bir yeri vardır.

Bu deneylerde insanlar kobay olarak kullanılıyor ve böylece Amerikalı araştırmacılar kamu veya özel sektöre ait laboratuvarlarda son bulgularını ve en ölümcül ilaçlarını her şeyden habersiz masum insanların üzerinde deneyerek sonuçlarını değerlendiriyor.

Amerika devleti dünyanın dört bir yanında ateşini yaktığı askeri savaşlarda türlü silahların yanında kimyasal, biyolojik ve hatta nükleer silahları kullanıyor. Örneğin Amerika Vietnam savaşında turuncu etken adında kimyasal silahları kullandı veya Irak savaşında zayıflatılmış uranyum içeren mühimmattan yararlandı. Bu tür cinayetlerin sonucu sadece o anda binlerce ölü, yaralı ve sakat olmadı ve kullanılan zehirli ve radyoaktif silahların etkileri uzun yıllar bölgede yaşayan insanlara acı çektirdi ve çevreyi kirletti.

Amerika devletinin insanların üzerinde hastalığa yol açan ölümcül etkenleri deneme mazisi geçen yüzyılın ilk yarısına dayanır. Resmi raporlara göre 1932 yılında Amerika genel sağlık hizmetleri idaresi bel soğukluğu hastalığının nihai aşamalarını Amerika’nın Alabama eyaletinin Taskig bölgesinde 399 siyahi vatandaşın üzerinde denedi. Taskig deneyi adıyla ün yapan bu deney, bel soğukluğuna yakalanan bir insanın ne kadar süre sonra öldüğünü belirlemek içindi.

Bir kaç yıl sonra Şikago  hapishanesinde 400 mahkum sıtma hastalığına bulaştırılarak bu hastalıkla mücadele için üretilen yeni bir ilacın tesiri araştırıldı.

1942 yılında da 4 bin asker hardal gazının insan üzerindeki etkisini araştırmak için kobay olarak kullanıldı. Yine pentagondan elde edilen belgelere göre 1947 yılında Amerika ordusu bazı ışınları insan üzerinde denedi. Bu deneye paralel olarak Amerika casusluk örgütü CIA de LSD adıyla ün yapan sentetik bir uyuşturucuyu konudan hiç bir haberi olmayan bazı sivil ve asker kobayların üzerinde denediği ortaya çıktı.

Yine Amerika savunma bakanlığı pentagon 1950 yılında Novada çölünde insanların yaşadığı bölgelere yakın yerlerde bir kaç nükleer deney gerçekleştirdi. Bu nükleer deneyler düşman ülkelerin nüfusu üzerinde radyoaktif ışınların tesirinin araştırılmasına yardımcı oldu. Bu deneyler daha sonraki yıllarda türlü ölümcül ve tehlikeli kimyasal ve biyolojik etkenlerle sürdürüldü.

Amerika yönetimi türlü kimyasal ve biyolojik silahların üretimi için yaptığı bu tür insanlık dışı deneylerin yanında bu silahları bir çok askeri operasyonda da kullandı. Amerika’nın bu cinayetinin en somut örneği Vietnam savaşı sırasında bu ülkenin tropik ormanlarını turuncu etken adı ile anılan bir madde ile geniş çapta bombardıman etmesiydi. Amerikan ordusu, Kuzey Vietnam’ın komünist yönetimine bağlı Vietkong güçleri ile ormanlık alanlarda savaşta ağır kayıplar vermişti ve bu yüzden Amerikan ordusunun baş komutanlığı tropikal ormanların yok edilmesine emretti. Bu saldırılarda on binlerce Vietnamlı hayatını kaybetti ve daha fazla sayıda insan da bu zehirli madde ile temas yüzünden sakat kaldı. Bugün Vietnam savaşı üzerinden bir kaç onyıl geçmesine karşın bu ülkede hala sakat bebekler doğuyor. Bu durum daha küçük ölçekte 1991 ve 2003 yıllarında Irak’a dayatılan savaşlarda yaşandı. Bu iki savaşta pentagon kullandığı bombaların ve füzelerin tahrip gücünü arttırmak için zayıflatılmış uranyum kullandı. Bu madde bölgede radyoaktif kirliliğe yol açtı. Bu cinayette hatta bazı Amerikalı askerlerin de etkilendiği ve bazı bilinmeyen hastalıklara yakalandığı ifade ediliyor.

Son yıllarda insanların yaşamını ciddi ölçüde tehdit etmeye başlayan biyoterörizm afeti sadece Amerika gibi Batılı ülkelerce kullanılmadı. Bu alanda Batılı özel güvenlik firmaları da geniş çapta bu tür silahları kullandı. Bu arada ilaç, gıda ve tarım firmalarının rolüne de değinmek gerekir.

Biyoterörizm fenomeni diğer bir çok fenomenler gibi son yıllarda farklı boyutlara ulaştı ve büyük evrim yaşadı. Son onyıllarda insanların üzerinde yeni ilaçların denenmesi, genetik değişiklikler yaratmak amacıyla bazı gıda maddeleri ve makyaj malzemelerinin üretilmesi ve yine tarım ve besicilik sektörlerinin ürünlerinin niteliği ve niceliği üzerinde etki yapan bazı tarımsal maddelerin kullanılması da biyoterörizm kategorileri arasında yer alan durumlardır.

Bu tanıma göre Batı dünyasında bazı önemli ilaç firmaları ürettikleri yeni ilaçları iç piyasaya sürmeden önce bu tür ilaçları Asya, Afrika ve latin Amerika bölgelerinde yer alan yoksul ve geri kalmış ülkelerin insanları üzerinde denemeye kalkışıyor. Bu deneylerin hemen hemen hepsi de insani yardım veya epidemik veya özel hastalıklarla mücadele adı altında yapılıyor. Hatta bazı durumlarda bu ülkelerde yoksul insanlara para verilerek onlardan kendilerini tesiri bilinmeyen ilaçlara maruz bırakmaları isteniyor.

Bundan başka Batılı ülkelerde bazı gıda maddeleri üretici firmaları bu ülkelerin yönetimlerinin bilgisi dahilinde genetiği değiştirilmesi gıda maddelerini yoksul ülkelerde dağıtıyor ve böylece ırk veya nüfus yapısının değişmesini araştırıyor veya en iyimser halinde yeni üretilen gıda maddelerinin tesirlerini öğreniyor. Ancak dünya sağlık örgütü, FAO ve BM gibi bazı uluslararası kurum ve kuruluşlar şimdiye kadar bir çok kez bu tür deneylerin sonuçları hakkında uyarılarda bulunduğu gözleniyor. Buna karşın biyoterörizmin perde arkasında yatan siyasi, iktisadi ve güvenlik hedefleri bu tür deneylerin insanların üzerinde yapılmasının engellenmesine mani oluyor.

Son yıllarda yayımlanan bir çok rapor, dünyanın en ölümcül virüsleri ve hastalıkları Amerika’nın askeri laboratuvarlarından dışarı çıktığını gösteriyor. Örneğin yapılan detaylı araştırmaların ardından mektuplara bulaştırılarak yayılan ve 11 eylül 2001 terör saldırılarından sonra Amerikan toplumunu bir kez daha dehşete boğun şarbon hastalığının etkeni olan pudranın ABD ordusunun laboratuvarlarında üretildiği anlaşıldı. Yine bazı araştırmalar AIDS hastalığının etkeni HIV virüsünde insanların müdahalesi etkili olduğunu ortaya koydu ve bazı çevreler Amerikan ordusu bu virüsü üreterek siyahilerin nüfusunu etkilemeye çalışmakla suçladı. Aynı suçlamalar deli dana ve ebola ve tedavi edilemeyen ilerlemiş grip hastalıkları gibi durumlar için de gündeme geldi.

Bu suçlamaların doğru olup olmadığı bir yana kesin olan şey, gelişmiş ülkelerin kimyasal, biyolojik ve nükleer maddelerin üretilmesi ve yayılmasında daha fazla sorumlu olduklarıdır. Bu varsayım asla reddedilebilecek bir varsayım değildir, nitekim bir çokları  kimyasal veya biyolojik laboratuvarlarda ve ayrıca özel laboratuvarlarda daha fazla para kazanmak için bir takım maceracılığa atılmış ve başkalarını bilerek veya bilmeyerek bazı hastalıklara bulaştırmış olabilir. Bu yüzden Amerika gibi ülkelerin dünyanın en büyük kimyasal, biyolojik ve nükleer silah fabrikalarına sahip oldukları sürece ve her yıl bu tür ölümcül maddeleri üretmek için milyarlarca dolar parayı harcadıkları müddetçe dünyada biyoterörizmin yayılmasına yönelik sorumluluklarından kaçamazlar.