ABD en büyük insan hakları ihlalcisi - 5
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i76634-abd_en_büyük_insan_hakları_ihlalcisi_5
Amerika yönetimi son onyıllarda kendini dünyada insan hakları ilkeleri taraftarı ve insan hakları ihlalleri ile mücadele bayraktarı tanıtmaya çalıştı.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Temmuz 07, 2017 12:41 Europe/Istanbul

Amerika yönetimi son onyıllarda kendini dünyada insan hakları ilkeleri taraftarı ve insan hakları ihlalleri ile mücadele bayraktarı tanıtmaya çalıştı.

Ancak ne var ki insan hakları ile ilgili anlaşmalara ve konvansiyonlara bakıldığında, Amerika yönetiminin insan hakları alanında gündemde olan bazı çok önemli konvansiyonlara üye olmadığı ve üye olduğu konvansiyonları da kendi zevkine ve keyfine göre uyguladığı anlaşılıyor.

Amerika’nın bu tutumu, dünyada insan haklarına uyma ve ihlalleri ile mücadele etmenin siyasi bir konuya dönüşmesine ve uluslararası camiada çifte standart bir yaklaşıma sebebiyet verdiği anlaşılıyor. Amerika yönetiminin insan hakları bakışına göre hangi ülke iktisadi ve ticari alanlarda Washington ile yakın ve samimi ve tabi Amerika için kârlı bir ilişkisi varsa insan hakları hamisidir veya en azından bu tür ülkelerin insan hakları ihlalleri karşısında susmak gerekir. Ancak eğer herhangi bir ülke Amerika ile anlaşmazlık yaşıyorsa veya bu ülkeyi eleştiren veya bu ülkeye rakip olan ülkelerin arasında yer alıyorsa, insan hakları ihlalleri ile suçlanması gerekir. Oysa Amerika yönetiminin icraatı bu ülkenin dünyada insan haklarını ihlal eden ülkelerin başında yer aldığını gösteriyor.

Gerçi Amerika evrensel insan hakları bildirgesinin imzalayan ilk devletlerden biridir, fakat buna karşın son onyıllarda bu bildirgeye karşı kendi zevkine ve çıkarlarına göre tavır sergilemiştir. Örneğin Amerika yönetimi için Amerikalı vatandaşların insan haklarına uyulması ile başta yoksul ve gelişmekte olan ülkelerin vatandaşlarının insan haklarına uyulması konusunda fahiş bir fark söz konusudur. Amerika yönetimi kamuoyunun baskıları ve siyasi ve hukuki zorunluluklar yüzünden bu ülkenin içinde ifade özgürlüğü, inanç özgürlüğü, yaşam hakkı ve adil bir şekilde yargılanma hakkı gibi durumlara uymak zorundadır. Gerçi Amerika yönetimi hatta bu tür durumlarda beyaz vatandaşları ile renkli derili vatandaşları veya kadın ve erkek vatandaşları veya zengin ve yoksul vatandaşları arasında ayrım yaptığı açıkça ortada duran bir gerçektir. Buna karşın Amerika yönetiminin ülke içinde evrensel insan hakları bildirgesine Amerika dışına kıyasla daha fazla uyduğu da bilinmektedir. Amerika için bu ülkenin sınırları dışında dış politikasını oluşturan şey, insan hakları ilkesinden ziyade, siyasi ve iktisadi çıkarlarıdır.  Bu yüzden Amerikalı yetkililer çok rahat bir şekilde dünyanın başka bölgelerinde savaş başlatıyor ve masum insanları yaşam hakkından mahrum bırakıyor veya sömürdüğü ülkelerde insanların bireysel ve sosyal özgürlüklerinin çiğnenmesine göz yumuyor ve bu ülkelerin baskıcı despot rejimlerine destek veriyor.

Son yıllarda Amerika yönetimi 11 eylül 2001 terör saldırılarından sonra insan hakları ilkelerine uymamak için terörle mücadele adında yeni bir bahane üretti. Amerikalı yetkililere göre şimdi insan haklarına ancak onların sözde terörle mücadele programlarına zarar vermeyeceği yere kadar uymak gerekir. Bunun dışında Amerika yönetimi kendini insan hakları ilkelerine uyma zorunluluğu hissetmiyor.

Bundan bir kaç yıl önce de ABD dönem Dışişleri Bakanı Condalisa Rice açıkça başta evrensel insan hakları bildirgesi veya savaş esirleri ile ilgili Cenevre’nin dörtlü konvasiyonu  olmak üzere her türlü uluslararası insan hakları konvansiyonlar veya anlaşmalar Amerika’nın terörle savaşının elzemlerine göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirtti. Rice, bu tür bildirgelerin ve konvansiyonların bazı maddelerine uymak, ABD istihbarat ve güvenlik ajanlarının terörle mücadelede elini kolunu bağladığını ve Amerikalı vatandaşların güvenliğine zarar verdiğini iddia etti.  Gerçi Rice’ın bu talebi uluslararası camiada olumlu karşılanmadı.

Buna karşın Amerika yönetimi insan hakları konvansiyonlarında istediği değişikliklerin yapılmasını beklemeksizin kendi zevkine göre bu konvansiyonları pratikte hiçe saymak ve ihlal etmekle kendi programlarını uygulamaya devam etti. Amerika bu eğilimi ile Afganistan ve ardından Irak topraklarına saldırdı ve bu iki İslam ülkesinin vatandaşlarını yaşam hakkı ve insani keramet çerçevesinde yaşama hakkından mahrum bıraktı ve bu ülkelerin insanların çırıl çıplak soyarak işkence etti. Amerika’nın terörle mücadele planlarını oluşturan gizli hapishaneleri veya zanlıları hayalet uçaklar olarak anılan CIA’ye ait özel uçaklarla kaçırması hiç bir insan hakları kriterine uymuyordu.

Amerika yönetiminin üyesi olduğu ve uymadığı insan hakları konvansiyonları ve anlaşmalarından başka, bazı önemli insan hakları konvansiyonuna üye olmadığı anlaşılıyor. Bu konvansiyonlara  çocuk hakları konvansiyonu, işkenceyi men eden konvansiyon, iktisadi, sosyal ve kültürel haklar konvansiyonu, zorunlu kaybolmaya karşı insanları destekleme konvansiyonu, uluslararası ceza mahkemesinin tüzüğü ile ilgili Roma konvansiyonu, kadınlara karşı ayrımcılığı men eden konvansiyon ve uluslararası insan hakları konvansiyonu gibi konvansiyonları örnek vermek mümkün. Yine Amerika BM’nin şimdiye kadar çocuk hakları konvansiyonunu kongrede onaylatmayan ve üyeliği kesinlik kazanmayan tek üyesidir, oysa bu belge beşeri tarihinin en önemli ve en geniş kapsamlı insan hakları belgesi olarak bilinmektedir.

Çocuk hakları konvansiyonu Kasım 1989 yılında BM genel kurulunda kabul edildi ve Eylül 1990 tarihinden itibaren yürürlüğe girmesi elzem haline getirildi. Bu konvansiyonun dört temel ilkesi ise şöyle diyor: hiç bir çocuk ayrımcılıktan acı çekmemeli, çocuklarla ilgili karar alınırken onların yüce çıkarları en başta yer almalı, çocukların yaşam hakkı olmalı ve gelişmeli ve son olarak da çocuklar özgürce düşüncelerini ve inançlarını beyan edebilmeli bu düşünceleri ve görüşleri onları ilgilendiren tüm alanlarda gözetilmelidir.

Buna karşın Amerika yönetimi bu konvansiyona resmen katılmaktan kaçınıyor. Amerika yönetimi buna gerekçe olarak da Amerika’da dini ve muhafazakar kesimlerin muhalefetini ileri sürüyor.

Çocuk hakları konvansiyonunun Amerika’da uygulanması zorunlu olmadığından bu ülkede çocukların durumu uluslararası standartlardan uzak olması bekleniyor.

Amerika yönetiminin muhalefet ettiği bir başka önemli insan hakları konvansiyonu, uluslararası ceza mahkemesi ile ilgilidir. Uluslararası ceza mahkemesi soykırım suçları, beşeriyete karşı cinayet, savaş suçları ve cinsel tecavüz suçları ile ilgilenmek üzere kurulan ilk daimi uluslararası mahkemedir. Uluslararası ceza mahkemesinin Merkezî Hollanda’nın Lahey kentinde bulunuyor. Mahkemenin tüzüğü 15 Haziran 1998 tarihinde Roma kentinde 120 devletin temsilcileri tarafından onaylandı ve 1 Temmuz 2002 tarihinde de 60 ülkenin onayı ile resmiyet kazandı. Uluslararası ceza mahkemesi bu tarihten sonra üye ülkelerden birinde veya bu ülkelerin herhangi bir vatandaşının işlediği suçlar veya BM güvenlik konseyi tarafından bu mahkemeye sevk edilen suç dosyaları ile ilgileniyor.

Mart 2016 tarihine kadar uluslararası ceza mahkemesi anlaşmasının üye sayısı 124’e yükseldi, 31 ülkenin temsilcileri de Roma tüzüğünü imzaladı, ancak bu ülkelerin yasama meclislerinde henüz onaylanmadı. Bu ülkelerden biri de BM güvenlik konseyinin daimi üyesi olan ve dünyada tüm ülkelerinden daha fazla savaşlara ve çatışmalara doğrudan veya dolaylı bir şekilde katılan Amerika yer alıyor. Peki ama neden?

Amerika sınırlarının dışında savaşlara katılan Amerikalı askerlerin aleyhinde suç duyurusunda bulunulmasından duyulan kaygı, ayrıca siyonist rejim İsrail’in beşeriyet karşıtı suçları, savaş suçları ve soykırım uygulaması yüzünden bu rejim aleyhinde dava açılmasından duyulan kaygı, Amerika yönetimini uluslararası ceza mahkemesine katılmaktan sakındıran esas sebeplerdir.

Amerika yönetimi bu mahkemeye üye olmadığı gibi, gönüllü veya zorunlu olarak Amerikalı askerlere ev sahipliği yapan ülkelere de Washington ile bir anlaşma imzalayarak Amerikalı askerlerin aleyhinde bu mahkemede dava açmamaları yönünde baskı uyguluyor.

Amerika yönetimi böylece bu ülkenin hiç bir askeri, hatta en korkunç cinayetleri işlemiş olsalar bile, savaş suçu veya soykırım suçu veya beşeriyete karşı cinayet suçu gibi suçlarla karşılaşmayacağından emin olmak istiyor. Amerikalı askerler de şimdi hatta savaş meydanlarında katlettikleri insanların parmağını hatıra olarak kestikleri veya cenazelerin üzerine idrar yaptıkları veya eğlenmek için gözaltına aldıkları insanları soyarak çıplak insanları birbirinin üzerin yığdıkları durumlarında asla uluslararası mahkemelerde adaletin önüne çıkarılamayacaklarından emin olmuş bulunuyor. Nitekim Amerikan askeri mahkemeleri de genellikle bu tür suçları ve cinayetleri hafif cezalarla geçiştiriyor.