G-20 Zirvesi; ABD dünyaya karşı
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i77840-g_20_zirvesi_abd_dünyaya_karşı
G-20 liderleri geçen 7 ve 8 Temmuz 2017 Cuma ve cumratesi günleri Almanya’nın Hamburg kentinde bir araya geldi.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Temmuz 18, 2017 16:59 Europe/Istanbul

G-20 liderleri geçen 7 ve 8 Temmuz 2017 Cuma ve cumratesi günleri Almanya’nın Hamburg kentinde bir araya geldi.

Dünyanın 19 sanayileşmiş veya zengin ülkesinin liderleri AB ile birlikte uluslararası Hamburg fuarında toplanarak dünyanın önemli siyasi ve iktisadi meselelerini tartıştı.

Ancak G-20 zirvesi sırasında Hamburg kenti şimdiye kadar büyük iktisadi güçlerin politikalarına yönelik görülmemiş itirazlarına sahne oldu ve adeta savaş alanına dönüştü.

Öte yandan dünyanın 20 büyük ekonomisinin liderlerinin aralarında ittifak olduğunu telkin etme çabalarına rağmen zirvenin sonuç bildirisi, ABD Başkanı Donald Trump’ın ticaret anlaşmaları ve çevreyi koruma gibi konularda sergilediği tek yanlı tutumdan dolayı 19 üye ile ABD arasındaki ihtilafların ve çatlakların gittikçe derinleşmeye başladığını ortaya koydu.

G-20 grubu 19 ülke ve AB’den oluşuyor. 19 ülke ise şöyle:

Arjantin, Avustralya, Brezilya, Kanada, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, Endonezya, İtalya, Japonya, Meksika, Rusya, Arabistan, Güney Afrika, Güney Kore, Türkiye, Britanya ve Amerika.

Aslında G-20’nin ana gövdesini dünyanın en büyük 8 sanayileşmiş ve güçlü ekonomisi olan ülkeler oluşturuyor ve Arabistan’ın dışında öteki ülkeler yeni ekonomiler sayılıyor. Bu arada bazı ülkelerde ev sahibi ülkenin esas ortaklarından biri olarak veya özel konuk sıfatı ile bu zirveye katıldı. Bu ülkeler İspanya, Hollanda, Norveç, Gana, Vietman ve Singapur’dan ibaretti. Zirveye ayrıca FAO, IMF, dünya bankası, dünya ticaret örgütü, dünya sağlık örgütü ve BM gibi bazı uluslararası mali ve iktisadi ve siyasi kurum ve kuruluş da katıldı.

G-20, dünyanın gayri safi iç üretiminin %80’ini ve dünya ülkelerinin gayri safi milli üretiminin %85’ini ve uluslararası ticaretin%80’ini ve dünya nüfusunun üçte ikisini kapsayan bir gruptur. IMF tahminlerine göre G-20 üyeleri 2010 – 2016 yılları arasında dünyanın gayri safi iç üretiminin %84.1 kadarını üretti. Öte yandan 2008 yılında Washington’da düzenlenen G-20 liderler zirvesinde grubu önem ve konumu yükselince, üye ülkelerin liderleri Eylül 2009’da bu grup bundan böyle G-8 yerine dünyanın sanayileşmiş ve yeni ekonomilerinin en önemli asamblesi olarak rol ifa edeceğini açıkladı.

Gerçi G-20 resmi ve yükümlülük getiren bir kurum değildir ve daha çok dünyanın önemli meselelerinin ele alındığı ve tartışıldığı bir platform sayılır, nitekim zirvelerinin sonunda yayımlanan bildiriler de bağlayıcı değildir. G-20’nin daimi sekreterliği yoktur ve ev sahibi ülke grubun zirvesinin düzenlenmesi için gerekli hazırlıkları yapar ve uluslararası önemli gelişmelere göre zirvenin gündemini belirler.

G-20 liderlerinin Almanya’nın Hamburg kentinde düzenledikleri zirve, 8 Temmuz Cumartesi günü bir bildiri yayımlayarak çalışmalarını noktaladı.

Bildiride, iklim değişikliği, serbest ticaret ve terörle mücadele gibi çeşitli konulara değinildi. Ancak G-20 bildirisi her şeyden ziyade dünyanın büyük iktisadi güçlerinin Amerika ile Paris iklim konvansiyonu başta olmak üzere bazı önemli konularda derin anlaşmazlık yaşadığını yansıttı.

Almanya Başbakanı Angela Merkel zirvenin kapanış oturumunda Amerika dışında tüm liderlerin iklim değişikliği meselesi üzerinde mutabık olduklarını, ki bu da bu konu üzerinde tam konsensüs sağlanamadığını ortaya koyduğunu kaydetti. Merkel, G-20 sonuç bildirisi de bu görüş ayrılığını açıkça yansıttığını vurguladı. Alman Başbakan ayrıca Britanya Başbakanı May’in “Washington Paris anlaşmasına geri dönme kararı alabilir” görüşünü de kabul etmediğini ifade etti.

G-20 liderler zirvesinin ev sahibi Almanya Başbakanı Angela Merkel kapanış töreninde aynı zamanda G-20 üyelerine teşekkür etti. Merkel, Amerika’dan başka ülkelerin liderleri Paris anlaşmasını geri dönüşü olmayan bir anlaşma olarak görmelerinden ötürü teşekkür etmek istediğini belirtti. Merkel ayrıca Paris anlaşması ilk fırsatta yürürlüğe girmesi gerektiğini de vurguladı.

Ülkesi Aralık 2017’de iklim değişikliği konferansına ev sahipliği yapmayı ve Trump’ın Paris anlaşmasına geri dönmesi yönünde çaba harcamayı kabul eden Fransa’nın çiçeği burnunda Cumhurbaşkanı Emanuel Macron, Paris anlaşması üzerine yaşanan anlaşmazlığa temas ederek dünya hiç bu kadar tefrika içinde olmadığını açıkladı.

Amerika Başkanı Donald Trump  ülkesi başka ülkeleri temiz fosil yakıt kullanmalarına yardımcı olmak istediğini ileri sürüyor. Oysa Paris iklim anlaşması taş kömür, doğalgaz, petrol gibi fosil yakıtların tedrici bir şekilde bir kenara bırakılmasını öngörüyor.

Avustralya’nın ABC haber kanalı bu konuda şu yorumda bulundu: G-20 aslında G-19’a dönüştüğü bir sırada zirvesini sonlandırdı, çünkü zirve Paris iklim anlaşmasının uygulanmasına vurgu yaparak kapandı, ancak zirvenin sonunda Amerika münzevi ve tek başına kalmıştı.

Böylece G-20 liderler zirvesinin sonunda dünyanın 19 iktisadi gücü Paris iklim anlaşmasının yeniden tartışmaya açılmasını reddetti ve anlaşmayı geri dönüşü olmayan anlaşma ilan etti. Zirvenin sonuç bildirisinde Amerika’nın Paris iklim anlaşmasından çekilme kararına rağmen G-20’nin diğer üye ülkeleri anlaşmayı geri dönüşü olmayan bir anlaşma olarak bildikleri ifade edildi.

Aslında Almanya Başbakanı G-20 liderler zirvesinin ev sahibi olarak iklim değişikliği anlaşmasını ele almak üzere zirvenin öncelikli gündemi olarak belirlemişti, çünkü Amerika yönetimi çevreye yönelik bir çok yükümlülüklerden çekilmek üzereydi.

IMF’nin eski yetkililerinden ve Ontario araştırma merkezi uzmanı Thomas Burns zirvenin iki temel gündemi olan ticaret ve iklim değişikliğine değinerek, zirvede Amerika’nın tutumunu değiştirmek istemediği ve bu alanda herhangi bir değişikliğin beklenmemesi gerektiği anlaşıldığını belirtti.

Amerika’nın popülist Başkanı Donald Trump Paris iklim anlaşması Amerika’nın çıkarlarını kapsamadığını ileri sürerek bu anlaşmadan çekilme üzerine ısrar ediyor.

İklim değişikliği ile mücadele için ilk uluslararası anlaşma Aralık 2015’te Paris’de dünyanın 200 ülkesinin temsilcileri tarafından imzalanarak 2016 yılında yürürlüğe girdi. Paris iklim anlaşması yerkürenin ısınmasını önlemek amacıyla hazırlandı. Buna karşın Amerika Başkanı Donald Trump Paris anlaşmasının esas savunucularından olan ABD’nin eski Başkanı Barack Obama’nın aksine defalarca bu anlaşmayı eleştirdi ve anlaşmanın Amerika’nın özellikle enerji ve sanayi sektörleri başta olmak üzere iktisadi durumunu iyileştirme yönünde hazırladığı programların hedeflerine ulaşmasına engel oluşturduğunu ileri sürdü.

Amerika Başkanı Donald Trump’ın Paris iklim anlaşmasına karşı bu tutumu dünyanın sanayileşmiş veya yeni ekonomilerinin liderlerinin hoşnutsuzluğuna yol açtığı gibi Almanya Başbakanı Angela Merkel G-7 grubunun son liderler zirvesinde G6+1 tabirini kullanmasına sebebiyet verdi ki bu tabir de G-7 içinde altı üyenin Amerika’ya karşı olduğunu ortaya koyuyordu.

Öte yandan Donald Trump Paris iklim anlaşmasından geri çekilme kararını hayata geçirdiği takdirde, yerkürenin ısınmasına yol açan sera gazlarının üretiminde önemli payı bulunan diğer ülkelerin de türlü mazeretleri ileri sürerek Paris anlaşmasındaki yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınma riski bulunuyor, ki bu durum yerküremiz ve içinde yaşayan insanlar ve diğer canlı türleri için ciddi tehlikelere yol açacağı kesindir.

Bilim adamlarının belirttiğine göre Amerika devleti Paris iklim anlaşmasından çekilmesi durumunda yeryüzü ısınma bakımından daha tehlikeli konuma gelecektir, zira Amerika yerkürenin ısınmasında en büyük sorumlu ülkelerden biridir. Nitekim Amerika’nın bu anlaşmadan çekilmesi, pek de uzak olmayan bir gelecekte buzulların erimesi ve sellerin yaşanması ve şiddetli iklim değişikliği gibi durumlara yol açabilir.

Amerika Başkanı Donald Trump’ın Paris iklim anlaşmasına karşı bu tutumu AB liderleri ve dünyanın sanayileşmiş veya yeni ekonomilerinin liderlerinin hoşnutsuzluğuna yol açtığı gibi Amerikan kongresinde de bir çok demokrat temsilcinin tepkisine yol açtığı anlaşılıyor.

Aslında Amerika Başkanı Donald Trump’ın Paris iklim anlaşmasına karşı çıkması bir nevi Amerikalı cumhuriyetçilerin bu anlaşmaya karşı tutumunun işaretidir.

Şimdiye kadar iklim değişikliğinin yerküremizin ve sakinlerinin üzerinde facia boyutunda tesirleri bilindiği halde başta Amerika gibi sanayileşmiş ülkeler ve Çin gibi yeni ekonomik güçler Paris anlaşmasından önce sera gazlarının üretiminin azaltılmasını öngören benzer anlaşmaları imzalamaktan kaçınıyordu.

Sera gazları, yerkürenin ısınmasının baş etkenidir. Öte yandan yerkürenin ısınması şimdiden başta Asya ve Afrika kıtalarında yer alan gelişmekte olan ülkeler olmak üzere bir çok ülkenin insanlarını etkilemiştir. Ancak dünyada en çok sera gazlarını üreten Amerika gibi ülkeler üretim yöntemlerini düzeltmeye yanaşmamış veya en azından etkilenen ülkelere yardımcı olmayı kabul etmemiştir.

Şimdi ise Paris iklim anlaşmasının yürürlüğe girmesi ile birlikte yerkürenin ısınmasından kaynaklanan tehlikeli zararları kısmen önlenmesi yolunda önemli ve pratik bir adım atılması beklenirken, Trump’ın anlaşmadan çekilme kararı tüm umutları suya düşürdü.

Amerika Başkanı Donald Trump, Washington yönetimi Paris iklim anlaşmasını desteklemeyi sürdürme konusunda karar almak için daha çok zamana ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Trump esas itibarı ile yerkürenin ısındığına ve iklim değişikliğine inanmıyor ve bu konunun Çinlilerin ürünü olan bir kandırmaca ve uydurma tehlike olduğunu savunuyor. Aslında bu konuda Trump yalnız değil ve Amerika’nın cumhuriyetçileri arasında bir çokları yerkürenin ısınmasını önlemek için Paris anlaşmasının kabul edilmesi ve uygulanmasına karşı çıkıyor.

Amerika Başkanı Trump hatta bu konuya inanmadığını pratikte de göstermek için bir süre önce iklim değişikliğine inanmayan ve iklim değişikliği ile mücadele şiddetle karşı çıkan Scott Pruitt’i Amerika çevre kurumu Başkanı olarak atadı. Trump bundan önce de Pruitt gibi güvendiği adamlarına Paris anlaşmasından çekileceğini söylemişti.

Her halükarda Amerika’da, yani dünyada en çok sera gazı üreten ülkelerden birinde Donald Trump gibi bir popülistin iktidarın başına geçmesinden sonra Paris iklim anlaşması, Amerika’nın bundan önce imza attığı bir çok uluslararası anlaşma gibi tehlikeye girdi. Trump bir süre önce de Amerika’nın önceki yönetimi iklim değişikliği ile mücadele yönünde uyguladığı bazı kısıtlamaları kaldıran yeni bir karara imza atmıştı. Bu kararda temiz elektrik enerjisi üretme projesinin askıya alınması gibi maddeler yer alıyordu. Oysa bu proje karbon üretimini kontrol altına alan önemli projelerden biriydi. Trump ayrıca 2018 bütçesinde de çevre kurumunun bütçesini %31 yani 2.6 milyar dolar azalttı ve uluslararası çevre programlarına katılmaya kısıtlama getirdi.

ABD Başkanı Trump’ın iklim değişikliği ve bu ciddi tehlikeye karşı acil tedbir alınmasına yönelik tutumu, yerkürede yaşayan insanların hayatını tehlikeye atmaktadır. Kuşkusuz Trump bu eğilimi yüzünden Amerika’nın dünyada daha da inzivaya itilmesine yol açacak ve Amerika biraz daha dünya liderliği konumundan uzaklaşacaktır. Nitekim şimdiden AB Paris iklim anlaşmasının uygulanmasının bayraktarlığını üstlendiği ve yerkürenin daha fazla ısınmasını önlemek üzere küresel uygulamaları koordine etmeye başladığı gözleniyor.