Batı’da ahlakın çöküşü
Almanya parlamentosu 30 Haziran Cuma günü eşcinsellerin evlenmesini yasallaştıran yasa tasarısını onayladı.
Almanya’nın Bondestag parlamentosunun 393 milletvekili bu yasa tasarısına olumlu oy verirken, 226 milletvekili ise ret oyu kullandı.
Almanya parlamentosunda kırılgan bir çoğunluğa sahip olan sosyal demokratlar, sollar ve yeşillerden oluşan siyasi partiler birbiriyle koordineli bir şekilde hareket ederek parlamentoda eşcinsellerin evlenmesinin yasal hal gelmesini öngören yasa tasarısını geçirmeyi başardı. Bu arada parlamentodaki Hristiyan demokrat ve sosyal demokrat partilerinden de yaklaşık 70 milletvekili bu tasarıya evet dedi. Oysa bu iki parti eşcinsellerin evlenmesinin yasallaşmasına karşı çıkan partilerdir. Almanya Başbakanı ve Hristiyan demokrat partinin lideri Angela Merkel de bu tasarının yasalaşmasına karşıydı.
Almanya parlamentosu söz konusu yasa tasarısını onayladıktan sonra bir konuşma yapan Merkel, kadınla erkek izdivacını destekledi ve kendisi anayasada belirtilen izdivacın kadınla erkek arasında bir ilişki olduğuna inandığını belirtti.
Almanya’da eşcinsellerin evliliği şimdiye kadar yasal değildi ve eşcinseller ancak birlikte yaşamaya hakkı vardı ve evliliklerini resmen kaydettiremiyordu. Ancak şimdi bu yasanın yürürlüğe girmesinden sonra Almanya’da da eşcinseller herhangi bir çocuğu evlat edinebilecek.
Almanya’da eşcinsellerin evliliğinin yasallaşmasından iki gün sonra da binlerce eşcinsel sapık çok çirkin bir vaziyette ve beşeri fıtrata ve ruha aykırı bir şekilde Madrid sokaklarında yürüyüş düzenledi.
Batı dünyasında eşcinsellik konusunda yürütülen onca ağır kampanyalara ve eşcinsellerin bu çirkin ameli normal bir amelmiş gibi gösterme gayretlerine rağmen bir çok insan böyle düşünmüyor ve eşcinselliği hem insanın fıtratına ve hem ilahi dinlerin öğretilerine aykırı buluyor. Ancak buna karşın maalesef hali hazırda bir çok Avrupa ülkesinde eşcinsellerin evliliği yasal hale getiriliyor.
Bu arada dünya kamuoyunun aklına takılan soru, neden Batılı devletlerin bu denli radikal bir yaklaşımla tüm siyasi, sosyal, kültürel ve ahlaki arenalarda eşcinselliği ve eşcinselleri destekledikleridir. Batı’nın siyasi düzeni insanların eşcinsel olmasından ne gibi bir çıkar elde ediyor ki bu denli sıkı bir şekildi bu anormal durumu destekleme üzerinde ısrar ediyor ve türlü yollardan ve çeşitli bahanelere dayanarak bu çirkin ameli insanlara normal bir amel gibi dayatmaya çalışıyor? Eğer Batılı devletler gerçekten insani yaklaşım ve insan hakları çerçevesinde bu kadar sıkı bir şekilde eşcinsellere destek veriyorsa, neden bu insanlara herhangi bir sebepten dolayı beşeri doğasından ve dengeden uzaklaşan ve yardıma ve tedaviye muhtaç olan insanlar gözü ile bakmıyor?
Batı dünyasında eşcinseller ahlaki sapkınlıklarını ve anormal davranışlarını bir harekete dönüştürmeye çalışıyor. Eşcinseller eşcinselliğe karşı çıkılmasını gericilik ve eşcinsellere karşı ayrımcılık niteliyor ve eşcinselliğe destek vermeyi aydın olmakla eşanlamlı tutuyor.
Gerçekte eşcinsellerin bu tür propagandaları Batılı toplumların üzerinde yoğun bir baskı oluşturmaktadır, öyle ki hatta katolik kilisesi Batılı ülkelerde eşcnisellerin evliliğinin yasallaşmasına karşı muhafazakar bir tutum sergiliyor. Dünya katolikleri lideri Papa Fransis üç yıl önce Hristiyanlık inancına aykırı bir açıklamasında kiliselerin kapılarının eşcinsellerin yüzüne açılmasını istedi.
Katolik dünyanın ruhani lideri Papa Fransis 16 Hristiyan dergide yayımlanan bir mülakatında kiliselerin kapılarını eşcinsellerin yüzüne açmakla yükümlü olduğunu ileri sürerek, kilise bu insanları kınamaması gerektiğini iddia etti.
Vatikan’ın Arjantin kökenli Papa’sı Fransis, eğer insan eşcinsel ise, fakat tanrının rızasını kazanmaya çalışıyorsa, onun aleyhine görüş beyan etmesine bir neden olmadığını ileri sürdü.
Papa Fransis ayrıca dünyada eşcinsellik gibi Batı dünyasının en büyük ahlaki sapkınlığının yaygınlaşmasına gösterdiği tepkide ayrıca Hristiyanlığın temel ilkelerinden de taviz vererek bir nevi muğlak bir şekilde eşcinselliği meşru saydı.
Bu bağlamda Vatikan’ın ünlü gazeteci yazarı Oçeta Oskarfia de bir makale yayımlayarak Papa Fransis’in sözlerini değerlendirdi ve Papa son sözleri ile günah ile günahkarı birbirinden ayırdığını yazdı.
İsa Mesih’in -s- öğretilerine göre eşcinsellik günah bir ameldir. Nitekim tüm Hristiyan tarikatlar da aynı görüşü savunmaktadır. Roma katolik kilisesinin inanç mektubunda da eşcinselliğin doğaya aykırı bir amel olduğu ve kesinlikle bu tür amellerin kabul edilemeyeceği belirtiliyor.
Ortodoks kilisesinin bu konudaki görüşü de gayet net ve açıktır. Ortodoks kilisesi kesinlikle eşcinselliği yıkıcı ve günah bir amel olarak sayan kesimin tutumuna destek veriyor.
Protestanların da İncili ve Baptist gibi kiliselerinin tutumu da gayet ne ve şeffaftır. Örneğin İncili kilisesinin inanç mektubu şöyle diyor: eşcinsellik beşere yönelik ilahi iradeye aykırıdır, eşcinsellik ameli günahtır.
Dünayda hristiyanların dördüncü büyük tarikatı olan Rabbani cemaati kilisesi de eşcinselliği tanrıya ve insana karşı işlenen günah şeklinde tanımlıyor.
Gerçi Anglikan kilisesi eşcinselliğe karşı bir ölçüde uzlaşmacı bir tavır sergiliyor, ama yine de bu kilisenin gelen bakışı eşcinselliği kutsal kitaba aykırı bir amel olarak reddetmeye yöneliktir.
Aslında bu tutum sadece şimdiki zamanda hristiyanlığın tüm büyük tarikatlarının görüşü değildir ve tarih boyunca da kilisenin tutumu değişmemiştir. Kilisenin büyükleri her zaman eşcinselliği mahkum etmiştir. Miladi ikinci ve üçüncü yüzyılda yaşayan Hristiyanların büyük liderlerinden Tertulyan bu konuda şöyle diyor: eşcinsellik diğer her türlü cinsel günaha kıyasla daha çok doğa kanununu ihlal eden bir günahtır.
Ortaçağ kudduslarından Thomas Akvinas ise eşcinselliği nefsani ve hayvani ve vahşice şirret olarak adlandırmıştır.
Protestanların Luter, Kalvin ve Zuvingli gibi seçken reformcuları da eşcinselliği kınama yönünde görüş bildirmiş ve John Vesley, George Vitfild, Mudi ve Billy Graham gibi ünlü misyonerler de benzer bir tutum sergilemiştir. Özetle kilise iki bin yıl boyunca aynı tutumu sergilemiştir.
Enbiya beşeri cahillikten kurtarmak ve ahlaki büyük erdemlere kavuşturmak üzere gönderilmiştir. İlahi büyük peygamberlerden biri olan Hz. İsa -s- da aynı doğrultuda görevlendirildi. Hz. İsa -s- cahil ve karanlığa sürüklenen İsrailoğulları kavmini karanlıktan ve cahillikten ve sapkınlıktan kurtarmak için zuhur etti.
Peygamberler ve din alimleri ve evliyalar, ahlaki keramet, maneviyat ve günahtan uzak durma habercileridir, zira beşeri toplumun temel taşı ailedir. Aile ise bir kadın ve bir erkekle kurulur ve her dinin yasalarına göre bu iki insan birbirine karşı bir takım yükümlülükleri kabul ederek bir arada yaşamaya başlar. İslam dini açısından izdivaç fiilinin felsefesi ve hakikati, tekmil, teskin ve üremekten oluşan üç temele dayanır. Tekmilin anlamı şu ki, hiç bir insan tek başına mükemmel değildir ve sürekli eksiğini telafi etmek için çaba harcar. Genç insan fikri bağımsızlığa kavuşmak ve içgüdülerini tatmin etmek ister ve bu çerçevede izdivaca yönelir ve uygun bir eş seçerek gelişmeye ve kemal ermeye çalışır. Dolaysıyla izdivaç insanı geliştiren ve kemale erdiren bir ameldir.
Gerçekte Allah teala insanı, karşıt cinsel olmaksızın eksik sayılan bir mahluk şeklinde yaratmıştır ve karşıt cinsle birlikte tekmil olur. Erkek kadına ve kadın da erkeğe muhtaçtır. Bu iki cins cismi ve ruhi açıdan birbirine bağımlıdır ve ancak bir araya geldiklerinde birbirini tamamlar.
İzdivaç fiilinin ikinci tesiri teskindir. İzdivaçla birlikte karşılanan en önemli gereksinim, huzur ve güven ve asudelik duygusudur. Bu gereksinimin kökleri insanın fıtratına uzanır ve o kadar önemlidir ki Allah teala Rum suresinin 21. Ayetinde şöyle buyurur:
Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O'nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.
İzdivaç fiilinin üçüncü tesiri, beşeri toplumun üremesidir. İzdivaç fiilinin en önemli sonuçlarından biri evlatların doğması ve insan soyunun devam etmesi ve bekasıdır. Üreme asla küçümsenmeyecek bir konudur, zira yaratılışın amacı insanın doğması ve yetişmesi ve kemale ermesinden ibarettir. İzdivaç, doğru, akılcı ve fıtri bir yolu izlemektir. Kuşkusuz aynı cinsten olan iki insanın evlenmesi ile sözünü ettiğimiz üç önemli amacın hiç bir gerçekleşmez, bilakis bu amaçlara zarar verir.
Daha genel bir bakışta, eşcinsellik insan fıtratına aykırı bir ameldir ve insan fıtratına aykırı olan her amelin kötü tesirleri söz konusudur. Aile ocağının çökmesi, ahlaki ve sosyal kriz ve yüce ahlaki ve sosyal değerlerin değerini kaybetmesi Batı dünyasında eşcinselliğin ve bu çirkin ameli yasallaştırmanın en basit yıkıcı tesirleridir.