Latin Amerika – AB; yeni şartların şekillenmesi
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i79218-latin_amerika_ab_yeni_şartların_şekillenmesi
Son yıllarda latin Amerika ülkeleri bir çok siyasi ve iktisadi gelişmeye sahne oldu.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Ağustos 01, 2017 04:33 Europe/Istanbul

Son yıllarda latin Amerika ülkeleri bir çok siyasi ve iktisadi gelişmeye sahne oldu.

Bir yandan siyasi sürtüşmeler ve iktisadi sorunlar bu bölgede bazı ülkeleri zor duruma sürükledi ve öbür yandan bölgede ve dünyada yaşanan bazı siyasi gelişmeler bu bölgede yer alan ülkelerin siyasi ve iktisadi kalkınmalarına özel şartlar oluşturdu.

Latin Amerika bölgesinde yer alan ülkelerin şartlarına bakıldığında, bu bölgede en çok Brezilya ve Venezüella geniş çaplı siyasi krizlerle uğraştıkları anlaşılıyor. Venezüella’da iktisadi kriz ve petrol fiyatlarının düşmesi yüzünden enflasyon, işsizlik ve yoksulluk hızla tırmanmaya başladı ve bu durum bu ülkede siyasi geniş bir krize dönüşerek Karakas yönetimini ciddi sıkıntılarla karşı karşıya getirdi.

Şimdi bu ülkede krizi sonlandırmak için kurucu meclis seçimlerinin düzenlenmesi bekliyor. Bu şartlar ise Venezüella’nın bölgedeki etkinliğini olumsuz etkilediği anlaşılıyor. Örneğin Venezüella’nın latin Amerika bölgesinin en büyük iktisadi birliği olan Merkosor üyeliği üye ülkelerce lağvedildi.

Brezilya’da da siyasi gerginlikler devam ediyor. Gerçi Cumhurbaşkanı Dilma Rosef’in iktidardan uzaklaştırılmasının ardından bu ülkede solcuların 14 yıllık iktidarı da sona erdi, ancak siyasi ve iktisadi sorunlar olduğu gibi devam ediyor. Şimdi ise bu ülkenin sağcı Cumhurbaşkanı Mishel Temer’in fesat ve rüşvet skandalı Brezilya’da siyasi gerginlikleri ve protesto eylemlerini tırmandırdığı gözleniyor.

Ancak latin Amerika’nın diğer ülkelerinde şartlar çok farklı görünüyor. Bir çok latin Amerika ülkesi petrol fiyatlarının düşmesinden kaynaklanan iktisadi krizi kontrol altına alarak bu durumdan daha iyi şartları hazırlama yolunda yararlandıkları ve şimdi bölgenin diğer ülkeleri ile siyasi ve iktisadi ilişkilerini geliştirmek ve bölgesel birlikleri takviye etmek ve siyasi işbirliğini geliştirmek istedikleri gözleniyor.

Latin Amerika’da Merkosor ve Vavnasor adındaki iki birlik bölgede serbest ticareti ve ürünlerin serbestçe alış verişini geliştirmek ve üye ülkelerin arasında insan gücü mübadelesini kolaylaştırmak ve ortak para birimine geçmek için kurulan birliklerdir. Bu birlikler bir yandan bölge ülkelerinin iktisadi şartlarını geliştirmek ve bölgesel işbirliğini arttırmak için güçlerini takviye ediyor ve öbür yandan bölge dışı ülkelerin bölge ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmeyi cazip hale getiriyor.

İktisadi raporlara göre latin Amerika ülkeleri iktisadi açıdan 500 milyon nüfusu ve zengin doğal kaynakları ve madenleri ile birlikte uluslararası yatırımcıların dikkatini çekiyor. Nitekim şimdiden Amerika ve AB ülkeleri başta olmak üzere dünyanın önde gelen büyük ülkeleri arasında bu bölgeye gelmek için açık gizli rekabetlerin arttığı gözleniyor.

Aslında latin Amerika ülkeleri eskiden beri Washington yönetiminin ilgi odağında olan ülkelerdir. Öyle ki bu bölgeden uzun yıllar ABD’nin arka bahçesi şeklinde söz ediliyordu. Ancak latin Amerika bölgesinde yaşanan siyasi gelişmeler ve örneğin Venezüella’da merhum Hugo Çavez gibi solcu iktidarların işbaşına gelmesinden sonra bölgede yeni ilişki dengeleri şekillenmeye başladı. Hugo Çavez, dayanışma, adalet, işbirliği, sosyal eşitlik, refah, milletlerin kendi kaderini belirleme hakkı, kültürel çeşitlilik ve halkın yönetimde etkili katılımı ve kendi kaderini belirlemesi gibi ülküleri gündeme getirerek bölgenin siyasetini yeniden tanımladı.

Sömürücüler ve özellikle ABD’nin zorbalıkları ile mücadele, Çavez’in en büyük ülkülerinden biriydi.

Aslında Çavez’in Venezüella’da iktidarın başına geçmesi bir yandan ve 11 Eylül 2001 olayları öbür yandan ve özellikle Washington’un son yıllarda daha çok Ortadoğu bölgesi üzerinde odaklanması, latin Amerika ülkelerine son onyılda farklı şartları tecrübe etmelerine yardımcı oldu.

Ancak bir yandan Hugo Çavez’in ölümü ve öbür yandan başta latin Amerika ülkelerinin en önemli ihracat maddesi olan petrol olmak üzere enerji fiyatlarının düşmesi bölgede şartları değiştirmeye başladı. Bu gelişmelere paralel olarak da beyaz saray yeni bir eğilimle bir kez daha latin Amerika bölgesinin eskisi gibi kendi nüfuz alanına çevirmeye çalıştı, fakat bu kez bölgedeki özgürlükçü hareketler ve bölge milletlerinin uyanışı Amerika’nın yolunda ciddi engeller olarak karşısına çıktı. Bu yüzden Amerika politikasını değiştirerek bölgede bu engelleri ortadan kaldırmak için sinsi bir politika izlemeye başladı. Gerçekte Amerika’nın yeni planı latin Amerika ülkelerine iktisadi kısıtlamalar getirmek ve bölge milletlerini hükümetlerinden hoşnutsuz hale getirmekti. Ve böylece bölgede Washington’un politikaları doğrultusunda yeni bir süreç  başladı.

Gerçi Amerika’nın eski Başkanı Barack Obama latin Amerika bölgesinde bazı ülkelerle ilişkilerini geliştirmeye çalıştı ve örneğin Küba’yı ziyaret ederek bu ülke ile 50 yılın ardından yeniden diplomatik ilişki kurdu. Ancak Obama’dan sonra beyaz saraya gelen Donald Trump latin Amerika bölgesine karşı farklı bir süreç başlattı. Amerika’nın yeni Başkanı Donald Trump latin Amerika bölgesine karşı Amerika’nın eski tutumunu izlemeye başladı ve başta Venezüella olmak üzere bazı ülkelere karşı yaptırımları arttırdı.

ABD Başkanı Trump ayrıca latin Amerika bölgesinin önemli ülkelerinden biri olan Meksika’ya karşı da çok sert bir tutum izlemeye başladı. Meksika sınırına duvar çekmek, Nafta anlaşmasından çekilme tehdidi ve ayrıca Meksikali göçmenlere karşı politikaları ağırlaştırmak, Trump’ın Meksika’ya karşı yeni tutumunun bazı örnekleriydi. Trump ayrıca Küba ile barışma politikasından çark ederek bu ülkeyi Obama yönetiminde düzeltilen ilişkileri bozmak ve Küba’ya karşı yeni yaptırımları uygulamakla tehdit etmeye başladı. Ancak Trump’ın bu tür politikaları latin Amerika ülkelerinin Amerika’dan daha da uzaklaşmasına yol açmaya başladı.

Amerika Başkanı Donald Trump latin Amerika ülkelerine karşı bu tutumunu, Avrupa ile ilişkilerinde aksamalar yaşandığı bir sırada gündeme getiriyor. Trump’ın AB’den NATO üyeliği için daha fazla pay ödemesini istemesi ve ayrıca Paris iklim anlaşmasından çekildiğini açıklaması Amerika ile AB arasını açan iki önemli başlıktır.

Bu yüzden AB de politikalarını gözden geçirirken latin Amerika ülkeleri ile ilişkilerinde yeni bir eğilim sergilemeye başladığı anlaşılıyor. Şimdi ise bir çok AB ülkesi latin Amerika ülkeleri ile iktisadi, siyasi ve sosyal alanlarda ilişkilerini geliştirmek istiyor. Bu doğrultuda Almanya Başbakanı Angela Merkel geçtiğimiz günlerde Meksika ve Arjantin’i ziyaret etti ve AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini de Arjantin ve Şili’ye bir ziyaret gerçekleştirdi.

AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Mogherini latin Amerika ülkelerine yaptığı ziyaretinde AB ile latin Amerika ülkeleri arasındaki siyasi ve iktisadi ilişkilerin gelişmesine vurgu yaptı. Mogherini, uluslararası meseleler, ticaret, yatırım ve terörle mücadele iki taraf arasında önemli işbirliği eksenlerini oluşturduğunu vurguladı.

Son yıllarda AB ülkelerinin latin Amerika ülkeleri ile siyasi, iktisadi ve güvenlik alanlarında ilişkilerini geliştirmeleri aslında AB ülkeleri için büyük önem arz ediyor. Bugün iktisadi açıdan AB’nin bir çok üyesi uygun şartlar altında bulunmuyor. Raporlara göre İspanya, İtalya, Yunanistan ve diğer bazı AB ülkelerinde iktisadi şartlar asla iyi değil ve Fransa gibi AB’nin ağır topları da işsizlik gibi ciddi iktisadi sorunlarla uğraşıyor. Nitekim Fransa Cumhurbaşkanı Macron seçim kampanyaları sırasında en çok Fransa halkının iktisadi durumunu iyileştirme üzerinde durdu.

Gerçekte AB ülkelerinin ekonomilerine hakim olan olumsuz şartlar bu ülkeleri yeni piyasalara açılmak için çaba harcamaya başlamaya yönelttiği anlaşılıyor. Bu çerçevede latin Amerika ülkeleri AB ülkeleri için el değmemiş bir piyasa gibi duruyor. AB’ye göre latin Amerika ile iktisadi ve ticari kapasiteleri ve zeminleri geliştirmek, bu bölge ile işbirliği yapma zaruretinin en önemli nedenlerinden biridir. bu işbirliği yatırım, kalkınmaya yardım ve ticaret alanlarında yürütülebilir. Üstelik latin Amerika ülkeleri de AB ülkeleri ile geniş ticari ilişkilere sıcak bakıyor. Bu ülkelerin önemli bir bölümü petrol başta olmak üzere enerji fiyatlarının düşmesi yüzünden iktisadi kriz ve sonuçta işsizlik, enflasyon ve yoksullukla mücadele ediyor ve bu yüzden sermaye cezbinde bulunarak iktisadi şartlarını iyileştirmeye çalışıyor.

Öte yandan latin Amerika ülkeleri ABD Başkanı Trump’ın göçmenleri engelleme politikasından başka ABD ekonomisinde iç üretime destek politikasını uygulamasından endişe ediyor. Başta Meksika olmak üzere latin Amerika ürünlerine daha ağır tarifeleri ve vergileri uygulamak, ABD Başkanı Trump’ın üzerinde durduğu politikalardan biridir. kuşkusuz bu politikaların uygulanması Amerika ile latin Amerika ülkeleri arasında şu anda hakim olan iktisadi ilişkilerde köklü değişikliklere yol açacaktır. Bu durum ise latin Amerika ülkelerinin AB ile ilişkilerini takviye etme ve muhtemel krizleri engelleme yönünde isteklerini arttırdığı gözleniyor. Bu yüzden Almanya Başbakanı Angela Merkel de Meksika ziyareti sırasında Meksika ile AB arasında serbest ticaret anlaşması müzakereleri büyük bir fırsat olduğunu, AB’nin geniş kapsamlı bir serbest ticaret anlaşması bulunmadığını, ki bu da iki taraf için büyük bir fırsat sayıldığını vurguladı.

Enerji ihtiyacı, AB ülkelerinin bir başka kaygısıdır. AB büyük tüketim piyasası için istikrarlı enerji kaynaklarını temin etmek istiyor. Bu arada Ortadoğu bölgesine hakim olan istikrarsızlık şartlar AB ülkelerini alternatif enerji kaynaklarını bulmaya ve enerji şoku ile karşılaşmamaya yönlendirdiği ve bu doğrultuda latin Amerika bölgesine yöneldiği anlaşılıyor.

Ancak tüm bu anlatılanlara rağmen AB ile latin Amerika ülkeleri arasında ciddi anlaşmazlıklar da bulunuyor. AB sürekli latin Amerika ülkelerini insan hakları ihlalleri ve medeni özgürlükleri kısıtlamakla suçluyor. AB insan hakları raporlarında sürekli latin Amerika ülkelerini suçluyor, ancak bu ülkeler de bu tür raporları yanlış ve tek yanlı ve içişlerine müdahale şeklinde değerlendiriyor.

Her halükarda mevcut şartlar AB ile latin Amerika ülkeleri arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine uygun zemin oluşturduğu anlaşılıyor. Ancak bu önemli iş, ancak latin Amerika ülkelerinin de çıkarları gözetildiği zaman gerçekleşebileceği ifade ediliyor.